Başka Bir Kemal Sunal Filmi: Boynu Bükük Küheylan (1990)

Küheylanmış… Sevsinler. Aslanım senden olsa olsa sütçü beygiri olur!

Adı bile tebessüm ettirmeye yeten adam Kemal Sunal’dan, alışılmışın dışında bir film görmeye hazır mısınız? Boynu Bükük Küheylan, köyden kente göçün yoğun olduğu yıllarda, ailesiyle birlikte İstanbul’a gelen ve burada kapıcılık yapmakta olan İbrahim Küheylan adındaki nevi şahsına münhasır bir adamı odak noktasına alırken; ataerkil düzene ve cehalete karşı kendine özgü şekilde bir eleştiri getiriyor. 72. Koğuş filmi ile adından söz ettiren Erdoğan Tokatlı’nın yönetmenliğini yaptığı filmde; sinemamızın komik adamı Kemal Sunal başrolde yer alırken, ona üst düzey performanslarıyla Füsun Demirel ve Aydan Burhan eşlik ediyor.

Hikâyenin merkezine yerleştirdiği Küheylan, imam nikâhlı iki karısıyla birlikte köyden kente göç etmiş ve kapıcılık yapmakta olan bir adamdır. İlk eşi ve çocuklarının annesi olan Asiye (Füsun Demirel); güçlü, fedakâr ama bir o kadar da saf bir kadındır. Asiye’ye göre daha genç olan ikinci eş Gülbahar (Aydan Burhan) ise; cin fikirli ve bir nebze de olsa açıkgözlüdür. Küheylan’ın Gülbahar ve Asiye üzerinden nemalanmaya çalışması ise, bu iki kadının dayanışmasını daha da fazla arttıracaktır. Nitekim bir noktadan sonra ikisinin de hayatlarına dâhil olan insanlar, Gülbahar ve Asiye’yi şehir hayatına daha çabuk adapte edecek ve birer birey olduklarını anlamaları konusunda onlara yardımcı olacaktır.

Bildiğiniz üzere 80’lerin başında Turgut Özal’ın iktidara gelmesiyle başlayan liberalleşme süreci, şehirlerde oldukça fazla istihdam açığının doğmasına sebebiyet verdi. Bu yüzden hızlanan köyden kente göç süreci, daha sonrasında ise freni patlamış bir şekilde katlanarak devam etti. Bir kesim insanımız bu işten karlı çıktı, bir kesim insan ise taşı toprağı altın diyerek geldiği İstanbul’da umduğunu bulamadı. Tabii, şu anda yalnızca işin ekonomik boyutundan bahsediyoruz. Ya bunun sosyo-kültürel tarafı? Yetiştikleri toprakları bir çırpıda terk ederek metropole gelen bu insanların, şehir hayatına alışma süreçleri? Bu noktada aradığımız cevapların bazılarını, Boynu Bükük Küheylan içinde bulmamız mümkün. Film, köyden kente göçün sosyo-kültürel boyutunu incelikle işleyen, şehir hayatının deviniminin içine kendini kaptıran ve en önemlisi de taşra koşullarının şehirde geçerli olmadığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyan yapısıyla fark yaratıyor.

Filmdeki ilk dikkat çeken hususların başında, Küheylan’ın iki eşinin birden olması geliyor. Bu durum yalnızca 90’lar Türkiye’sinde değil, her koşulda, her zaman diliminde eleştirilmesi ve karşı konulması gereken bir konu. Nitekim hikâye bu durumu ilk dakikasından son dakikasına kadar öyle bir yapı içerisine sokuyor ki, çok eşliliği adeta kurduğu tuzağın içine düşürmeyi başarıyor. Film, kurduğu bu yapıdaki aslan payını kadınlara veriyor ve onlara açık bir şekilde; “Bilinçlenin, kendi ayaklarınız üzerinde durun” diyor. Film böylelikle, kadını bir meta olmaktan çıkarıyor ve kendi bildiği yoldan ataerkil düzeni yerle bir ediyor.

Film, biraz da Kemal Sunal vesilesiyle Küheylan karakterini merkezine alan bir sistem içine kurulmuş olsa da, kadın ve kadın hakları üzerinden geliştirdiği söylemlerin daha dişe dokunur şekilde ilerlediği gözle görülür bir gerçek. Nitekim Küheylan’ın tüm baskıcı ve otoriter duruşuna karşı, kendilerini ezdirmemek için çaba sarf eden Gülbahar ve Asiye’nin dayanışması ise film en dikkat çekici detaylarının başında yer alıyor. Onlar birbirinin kuyusunu kazmak için uğraşan iki kuma olmak yerine, alışmak mecburiyetinde oldukları şehir hayatı içerisinde birbirlerine sırtını dayayan abla-kardeş olmayı seçmiştir aslında. Bu durum, Küheylan’ın fırsatçı tavırlarına karşı, Gülbahar ve Asiye karşı duyulacak sempatiye de öncü olmaktadır.

En başta bahsettiğimiz gibi esasen bu hikâye, köyden kente göçün sonrasında cereyan eden olayların bileşimini oluşturmaktadır. Modernleşme mecburiyetinde kalan ancak geleneklerini terk etmekte zorluk çeken üç yetişkin insanın başından geçenler olarak da nitelendirebileceğimiz Boynu Bükük Küheylan; asimilasyonu zorunlu bir süreç olarak da betimlemektedir. Ya şehir hayatının gerekliliklerini kabul eden bir birey olacaksın ya da başını önüne eğip, tıpış tıpış köyünün yolunu tutacaksın demekten geri durmayan ve her bir dakikasında bunu irdeleyen filmin bu anlatıyı yaparken takındığı biçim ise yer yer rahatsız edebiliyor. Özellikle orta üst sınıfı temsil eden karakterlerin devamlı mesaj kaygısı güden replikleri, filmin yarattığı realist atmosferi zedeliyor.

Evet, film ile ilgili güzel şeyler söyledikten sonra gelelim eksi yönlerine. Bir sanat eseri için en tehlikeli sınırlardan biri, gerçekçiliğini yitirdiği çizgidir. Boynu Bükük Küheylan ise maalesef zaman zaman bu çizginin sınırlarında seyretmektedir. Özellikle Gülbahar ve Asiye’nin gelişim sürecinde karşılarına çıkan karakterlerin bazı anlarda karikatürize olması ve vermek istedikleri mesajı gözümüzün içine içine sokan tavırları, filmi yapay bir hava içine sokuyor. Nitekim buna ek olarak bölük pörçük ilerleyen kurgu da filmin seyir zevkine negatif olarak etki eden bir detay olarak öne çıkıyor. Ancak filmin iyi niyetli duruşu ve hikâyenin ağırbaşlı tutumu tüm bu eksileri kapatabilmeyi başarıyor.

Film ile ilgili söylenmesi elzem olan konulardan bir tanesi de şahane bir 90’lar portresi çizmesi. Sanat yönetiminden, mekânların seçildiği her bir noktaya kadar hissedebileceğiniz dönemin havası, adeta o yılları günümüze getiren kanlı canlı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Buna ek olarak filmin, televizyon tarihinin en uzun soluklu dizilerinden olan Bizimkiler’den 1 yıl sonra çekilmiş olması, efsane diziden alınmış olması kuvvetle muhtemel referanslarla da bizleri bambaşka bir zaman yolculuğuna çıkarmayı başarıyor.

Gelelim filmin sinemamız için önemine. Malumunuz Kemal Sunal dendi mi çoğumuz için akan sular durur. Birçok nesil onun filmleriyle, kendine has gülüşüyle büyümüş; hatta daha da öte, onun sayesinde sinemayı sevmiştir. Ancak Kemal Sunal’ı dramatik yönü daha ağır basan filmlerde görmeye pek alışkın değilizdir. Onun böylesine toplumsal içerikli bir hikâyede yer alması, hem Kemal Sunal için hem de biz sinemaseverler adına oldukça farklı bir durumu temsil ediyor. Bu nedenle filmi izninizle, “Başka bir Kemal Sunal filmi” olarak tanımlamak istiyorum. Bizleri her daim güldüren, yüzlerce defa izlense dahi asla sıkmayan filmleriyle yıllarca evimize konuk olan Kemal Sunal’ın, bu sefer mizah yönü minimize edilmiş, gerçekçi ve meselesi olan bir yapımla karşımıza gelmesi şüphesiz sinemamız için de oldukça önemli. Hele ki, İbrahim Küheylan karakterindeki performansını görünce ona bir kez daha hayran olmamak neredeyse imkânsız hale geliyor.

Boynu Bükük Küheylan, köyden kente göç sonrası yaşanan süreç ile açılışını yapan; asimilasyonu mecburi bir süreç olarak kabul eden ve en önemlisi de ataerkil yapıyı yerle yeksan eden yapısıyla fark yaratan bir film. Yer yer kapıldığı mesaj kaygısı problemlerini göz ardı ettiğimiz takdirde, başarılı olarak addedebileceğimiz film, Kemal Sunal’ın farklı ve üstün performansıyla taçlanan yapısıyla da ilgi çekmeyi başarıyor. 90’lı yıllara özlemi dindiren, cehaletin her zaman var olduğunu dile getiren ve bunu tiye almaktan da geri durmayan Erdoğan Tokatlı filmi, her dönem izlenmesi gereken filmlerimizden biri olarak hala güncelliğini korumaktadır.

Öteki Sinema için yazan: Polat Öziş

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir