Kralı Selamlayın! Breaking Bad

Breaking BadSuç, ne zaman suç olmaktan çıkar? Ya da çıkar mı? Breaking Bad, seyirciye yöneltmiş olduğu bu soruyla yola ilk çıktığında kimse bu kadar büyük bir etki yaratacağını beklemiyordu. AMC yapımı dizi işlediği konu dışında, başta başroldeki Bryan Cranston olmak üzere, oyuncu performanslarıyla da görülmeye değer. Son 8 bölümü 2013 yazında yayınlanacak dizi, şimdiden efsaneler arasına girmiş durumda.

Öteki Sinema için yazan: Nuri Şimşek

Amerika Birleşik Devletleri’nin filmlerini tüm dünyaya pazarladığı, hatta bir çok ülkenin kendi pazarını yaratmasını engellediğini ve Hollywood’un sinema dünyası üzerindeki etkilerini hepimiz az çok biliyoruz. Son dönemde, A.B.D. yapımı diziler Hollywood’dan eksik yanlarının olmadığını göstermekte ve tüm dünyada kendilerinden söz ettirmektedir. Lost ile başlayan ve daha sonrasındaki yapımlarla devam eden bu furyada, bizler de her gün yeni bir diziyle karşı karşıya kalıyoruz. Dizilerin kimi pilot bölümlerden sonra yayından kalkarken, kimileri ise tüm dünyada büyük yankı uyandırmayı başarıyor.

2008 yılında AMC televizyonunda yayına başlayan Breaking Bad hem işlediği konunun farklılığı ile ilgi çekerken aynı zaman da teknik başarısıyla da benzerlerinden sıyrılmayı başarıyor.

New Mexico, Albuquerque’de bir lisede kimya öğretmenliği yapan 50 yaşındaki Walter White, maddi açıdan ailesinin gereksinimlerini karşılayabilmek amacıyla bir oto yıkamacıda ek iş yapmaktadır. Walter, düzenli ve rutin yaşamına devam ederken, ileri derecede akciğer kanseri olduğunu ve çok az ömrünün kaldığını öğrenir. Ölümünden sonra ailesinin maddi anlamda zorluk çekmemesi amacıyla bir arayış içine giren Walter, tesadüf sonucu eski öğrencilerinden Jesse Pinkman’ın uyuşturucu işinde olduğunu öğrenir ve onunla birlikte metanfetamin isimli kimyasal bir uyuşturucu üretmeye başlar. Kimya bilgisi sayesinde çok yüksek kalitede ve saflıkta uyuşturucu üreten Walter White kısa zamanda kendini farklı bir dünyanın içinde bulacak, yüksek miktarda paralar kazanacak, fakat sorunlarda beraberinde gelecektir.

Breaking Bad 01

“Şimdiye kadar, namusum ve şerefimle dürüst bir insan olarak yaşadım, ancak kanserden başka sonuç elde edemedim.” diyen Walter’ın hayatının en önemli parçası ailesidir. Akşamları evinde ailesiyle yemek yemek, sabah kahvaltılarını hazırlamak, onun için çok büyük zevklerdir. Yorganının kokusu, evinde duş almak, yatağında uyumak, çocuklarıyla vakit geçirmek Walter için yaşamanın temel nedenleridir. Walter White başlangıçta sadece ailesine gerekli parayı kazanmak için başlamıştır uyuşturucu imalatına. Fakat bu durumun getirdiği gizlilik, zamanla aile içinde tartışmalara, kavgalara ve uzaklaşmalara sebep olacaktır. Hayattaki başarısızlıklarını, gerçekleştiremediği hayallerini ve zamanında aldığı yanlış kararları hatırlamamak adına ailesine sarılan Walter, metanfetamin üretimindeki başarısından ötürü kendine tekrar güven duymaya başlar. İnsanoğlunun en büyük düşmanı ego yavaşça Walter’ı da ele geçirmeye başlar. Ailesine bırakmak istediği miktardan çok daha fazlasını kazandığı halde durmaya niyeti yoktur kurt kimyagerin. Gücün tadını almıştır bir kere.

Dizinin bir diğer lokomotif karakteri ise Jesse Pinkman. Giyim tarzı ve konuşma üslubu ile siyahi kesim yaşantısını yansıtan Jesse, aslında tamamen anglosakson bir aileye mensuptur. Fiziksel özellikleri de bunu pekiştirir niteliktedir. Uyuşturucu kullanan, üreten ve satan; temelde kötü bir karakter olması beklenen Jesse; dizideki en insancıl karakterlerden birisidir. Walter’ın hastalığının ilerlediği dönemlerde verdiği tepkiler, uyuşturucu bağımlısı ebeveynlere sahip olan bir çocuğa karşı insani yaklaşımları, sevgilisi öldüğünde onun sesini telesekreterden defalarca dinlemesi ve işlemek zorunda kaldığı bir cinayetten sonra yaşadığı travmalar Jesse’nin karakterini tanımamız açısından önemli ipuçlarıdır. Zamanla daha sert bir karakter yapısına bürünen Walter’ın aksine Jesse sahip olduğu özelliklerini korumaya devam etmektedir.

Breaking Bad 04

Jesse ve Walter arasındaki gerilim neredeyse hiç bitmiyor, sürekli bir gerginlik yaşanıyor, birbirlerine sinir oluyorlar fakat Jesse için Walter daima Mr.White olarak kalıyor. Ona derinden beslediği saygıyı hiç yitirmiyor. Bu saygı bir nebze yaş ile alakalı olsa da asıl durum ortağının bilgi birikimiyle alakalıdır. Aralarındaki tartışmalar daha çok bir baba ile oğlun atışmaları gibidir. İkili arasındaki ilişki çok derindir ve dizinin temel noktalarından birini oluşturmaktadır.

Breaking Bad’i belki de diğer dizilerden ayıran en önemli özellik, yan karakterlerinin sağlamlıklarında gizlidir. Walter’ın karısı Skyler’ın git-gelleri, olaylar karşısındaki tutumları, patronuyla yaşadığı ilişki, eşinin davranışları karşısındaki hareketleri ve çocuklarına yaklaşımları dizinin önemli gerilim noktalarından birini oluşturmaktadır. Eşinin yaptıklarını zaman içinde öğrenen Skyler, başta büyük tepkiler göstermiş, bu tarz bir durumun içinde olmak istememiş ve evliliğini bitirmek istemiştir. İlerleyen zamanlarda düşüncelerini netleştiren eski muhasebeci Skyler, eşinden gelen uyuşturucu paralarının aklanmasını sağlayacaktır. Parasal konularda işler yoluna girmiş olsa da duygusal anlamda Skyler ve Walter birbirlerinden kopmaya başlamış durumdadır. Mutlu aile tablosu geçmişte kalmıştır.

Önemli yan karakterlerden Hank Schrader ise dizinin dikkat edilmesi gereken dinamiklerinden bir tanesidir. DEA (Narkotik) ajanı Hank aynı zamanda Walter’ın da bacanağıdır. Mizahi kişiliği ile diziye renk katan Ajan Schrader yaşadığı bunalımları elinden geldiğince dışarıya yansıtmayan, samimi, yardım sever ve genelde soğukkanlı bir karakterdir. Fakat yaşadığı ani duygusal patlamalar kariyerine anlık olumsuz etkiler yaratsa da şüpheci tavrı ve kararlılığı sayesinde ileride önemli başarılar elde edecektir.

Breaking Bad 02

Breaking Bad’in popülaritesinin en önemli kaynaklarından bir tanesi hiç şüphesiz oyuncu performanslarıdır. Başta Walter White karakterine hayat veren Bryan Cranston ve Jesse Pinkman karakterini canlandıran Aaron Paul’un üstün performansları olmak üzere, oyunculukların hiç birinde bir abartma/sırıtma olmaması ve karakterlerle bütünleşme seviyeleri takdir edilmesi gereken bir durumdur. Amerikan Televizon Ödülleri Emmy’de bu duruma kayıtsız kalmamış ve Drama Dalında En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü üç sene ardarda Bryan Cranston’a vermiştir.

Breaking Bad’in sahip olduğu itici güçlerin kumanda merkezindeki isim ise; Vince Gilligan. Dizinin hem yürütücü yapımcılığını hem de senaristliğini üstlenmiş durumda olan Gilligan, aynı zamanda ilk bölümün yönetmenliğini de kendisi yapmıştır. Seyir zevkini hep yukarıda tutan, yavaş tempolu fakat psikolojik çözümlere elverişli senaryolara imza atan, X-Files isimli dizide bazı bölümlerin senaryosunu yazan fakat ismi çok kimseler tarafından bilinmeyen Vince Gilligan, çıkışını bu diziyle yapmıştır. Genç yazar, büyük hayranı olduğu Stephen King’ten de övgü almıştır. Dizinin 3.sezonunda, bir sahnede gördüğümüz Stephen King kitabı da bir nevi usta yazara teşekkür anlamı taşımaktadır. Genç yaşına rağmen önemli başarılara imza atmış olan Gilligan, Breaking Bad sonrasında yeni projelerle tekrar karşımıza çıkacağa benziyor.

Breaking Bad 03

Breaking Bad tüm dünyada büyük beğeni toplarken aynı zamanda yoğun eleştirilere de maruz kalmaktadır. Bu eleştirilerin en yoğunu ise beyaz ırk propagandası yapıldığı yönündedir. Dizide yer alan ana karakterlere baktığımızda hepsinin sarışın ve beyaz tenli olduklarını görürüz. Walter, Jesse, Skyler, Hank bu söyleme uyan karakterlerdir. Walter’ın engelli oğlu ise ebeveynlerinin aksine kumral iken, sağlıklı kız bebekleri yine sarışındır. Ana karakterimizin isminde bile yer alan beyazlık vurgusu (Walter WHITE) bu duruma bir örnek olabilir. Walter’ın uyuşturucu işine girdiğinde kendisine seçtiği isim klasik bir Alman ismi olan Heisenberg’dir. Aynı zamanda bacağanı Hank’in soyismi de Schrader’dır. Bu isim Almanya kökenli bir isimdir. Fakat Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Alman kökenli vatandaşların neredeyse hiç birinin bu tarz bir Alman ismini kullanmadıkları bilinen bir gerçektir. Walter’ın zaman içinde gelişimi, Meksikalı uyuşturucu çetelerinin içine korkusuzca girip onlarla savaşması, siyahi insanları öldürmesi biraz farklı bir gözle bakıldığı takdirde beyaz ırkın yüceltildiği gibi bir anlam doğurmaktadır. Bunun en önemli vurgusu 5. sezonun yayınlanmış son bölümlerinde karşımıza çıkmıştır. Walter kendi aleyhine konuşma ihtimali olan hapishanelerdeki adamların öldürülmesi görevini Nazi çetelerine vermiştir. Çete üyelerinin vücutlarındaki svastika dövmeleri gözlerimize sokulurken, tipleri de Nazi askerlerini andırmaktadır.

Dizinin fanları yayınlanan her yeni bölüm sonrası farklı duygu ve düşüncelerle dolmaktadır. Kimileri dizinin eski performansında olmadığını ve çizgisini kaybettiğini düşünürken, kimileri de her şeyin mükemmel planlanmış olduğu bir dizi olduğuna inanmaktadır. Dizinin içine girip birileriyle özdeşleşmekten ziyade, ortaya çıkan insanlık dramına uzaktan bakabilmek, oyunculukları, mekan seçimleri, konunun işlenilişi, karakterlerin gelişimlerini görmek amacıyla kesinlikle izlenmesi tavsiye edilen bir dizidir Breaking Bad. Şimdi sorulması gereken soru şu: “Suç ne zaman suç olmaktan çıkar?”

Breaking Bad 06

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir