Burak Türten: ‘İçerisinde sorun barındıran toplumsal konuların peşindeyiz’

Son yıllarda Gümüşhane Film Atölyesi öne çıkan belgesellere imza atıyor, finallere kalıyor ve ödül alıyorlar. En son Pembe Kimlik ile TRT Belgesel Ödülleri’nde öğrenci dalında ödül kazanınca bu atölyenin kurucusu Burak Türten ile bu başarının sırrını konuşmak istedik. Kendi filmlerini, öğrencilerinin filmlerinin yaratım süreçlerini konuştuk, güzel bir kolektif sinema çalışmasıyla karşılaştık…

Öteki Sinema için söyleşen: Banu Bozdemir

Merhaba Burak. Öncelikle seni ve Gümüşhane Film Atölyesi’ni biraz tanıyalım…

Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde Dr. Öğretim Üyesiyim ve aynı zamanda Gümüşhane Film Atölyesi’nin (GÜFA) kurucu koordinatörüyüm. İlk 7 yılı Erciyes Üniversitesi’nde, son 5 yılı ise Gümüşhane Üniversitesi’nde olmak üzere 10 yılı aşkın bir süredir de sinema ile ilgili çalışmalar yapıyorum. Özellikle tanıtım filmi ve belgesel sinema alanında üretimler gerçekleştiriyorum. Geçmişte haber editörlüğü ve spikerliği yapmış olmamın oldukça faydasını görüyorum. Bu zamana dek 50’yi aşkın projede görev aldım ve bu deneyimi de GÜFA’da öğrencilerime aktarmaya çalışıyorum. Gümüşhane Film Atölyesi, 2014 yılında göreve gelmemle birlikte temelleri atılan ve 2015 yılında kurumsal kimlik çalışmaları tamamlanarak fiilen hayata geçen bir film atölyesidir. Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi uygulama birimi olan “Gümüşhane Film Atölyesi – GÜFA” sinema ile ilgili gösterim, söyleşi, panel ve konferanslar gerçekleştirmektedir. Öğrenci merkezli yapısı ile öğrencilerin derslerde öğrendikleri teorik bilgiyi uygulamaya geçirebildikleri GÜFA’da, televizyon programı, belgesel ve kısa filmler üretilmektedir. Atölyede danışman hocalarımız birebir eğitim vermekte ve yıl içerisinde kurgu, kamera gibi temel konularda öğrencilerimiz kendini geliştirebilmektedir.

En son Akademi’den Tolunay Tekmek Pembe Kimlik ile TRT Belgesel Ödülleri’nde öğrenci dalında ikinci oldu. Öne çıkan konularda öne çıkan filmler yapıyorsunuz, öncelikle çalışma tarzınızı öğrenebilir miyiz, bu kolektif çalışmanın başarısı mı?

Gümüşhane Film Atölyesi olarak uzmanlık alanımın belgesel sinema olması sebebiyle daha çok bu alanda üretimler gerçekleştiriyoruz. Öncelikle film ekiplerinin kendini yetiştirmesi ve sahaya hazır olmaları için stüdyo içi televizyon programı formatında üretimler yapıyoruz. Öğrencilerimiz bu aşamada ekipmanı ve iş disiplinini öğreniyor. Bu aşamayı tamamlayabilen ve başarılı olan öğrencilerimizden belgesel film konuları istiyoruz. Gelen konulardan içerisinde sorun barındıran ve çekildiği takdirde toplumsal fayda sağlayacaklar üzerinde duruyoruz. Öğrencilerimizin emeğinin ve parasının boşa gitmemesi için film konusu seçimi üzerinde titizlikle duruyoruz ve kimi durumlarda bu süreç birkaç ay sürebiliyor. Konu seçiminin ardından ise ön araştırma ve asıl çekim süreci başlıyor. Bu süreçte film ekibi ile çekim öncesi uzun süren toplantılar yapıyoruz. Çekim esnasında ise gün içerisinde telefonla sürekli haberleşiyoruz. Akıllarına takılan soruları, konuları anında bana sorabiliyorlar ve nasıl hareket edeceklerine dair bilgi alıyorlar. Aslında ben çekime gitmemiş olsam da adeta yanlarındaymışım gibi çalışıyorum. Başarımızın bir diğer nedeni ise yeni film çekimine gidecek ekiplerin içerisinde daha önceden film çekmiş bir öğrencimizi mutlaka yerleştiriyoruz. Böylelikle ekipler arası bilgi ve tecrübe transferini de sağlamış oluyoruz.

Sen Erciyes’ten mezunsun ve sonra Gümüşhane Üniversitesi’ne geçiyorsun bildiğim kadarıyla… Ve sonra GÜFA’nın temellerini atıyorsun. Böyle bir hayalin mi vardı yoksa şartlar mı böyle bir üretim tarzını ortaya çıkardı?

Gümüşhane Üniversitesi’ne geldiğimde film atölyesine görevlendirildim ancak fiilen böyle bir birim yoktu. Bunun üzerine hızlı bir şekilde ne yapabiliriz diye düşündüm. İşe bir isim ve kurumsal kimlik oluşturmayla başladım. Ekipman olarak sadece çok eski iki handycam vardı. Bu ekipmanlarla haftalık yayınlanan bir sinema programı çekmeye karar verdik. Sabırla bu programı 2 yıl boyunca sürdürdük. Bu esnada kısıtlı imkânlarla da olsa bir şeyler üretilebileceğini gösterdik ve yeni ekipmanlar satın alınması için uygun şartları sağlamış olduk. Aynı zamanda da ekiplerimizi yetiştirdik. Bize inanan yöneticilerimizin ekipman alım desteği vermesi ile birlikte hiç unutmuyorum yeni kameraları kutusundan çıkarır çıkarmaz ekibimiz İzmir’e ilk belgeselimiz olan “Bademler” filmini çekmeye gitti. Aslına bakacak olursanız gerçekten isteyip, bunun için çalışınca coğrafya gözetmeksizin başarı elde edilebileceğini göstermiş olduk. Böylelikle hem öğrencilerimizin hem de atölyemizin hedef ve hayalleri gerçekleşmiş oldu.

Bir sene TRT Belgesel Ödülleri’nde GÜFA’lı üç belgesel finale kaldınız sanırım. Kamyon, Kırmızı ve İsterdim ile. Neler hissettiniz o an?

Evet, danışmanlığını yaptığımın iki öğrencimin filmi öğrenci filmleri kategorisinde, benim de yönetmenliğini yaptığım bir film profesyonel kategoride finale kaldı. Bu bizim için önemli bir başarıydı çünkü hem filmler GÜFA’nın çektiği ilk filmler arasında yer alıyordu hem de ben ilk kez TRT’de profesyonel kategoride finale kalmıştım. O yıl öğrencilerimizin filmleri En İyi Film ve En İyi İkinci Film ödülüne değer görülmüştü. Tarifsiz bir duygu yaşamıştım. Daha önce birçok ödül almıştım ama ilk kez yetiştirmiş olduğum öğrencilerim büyük bir başarıya imza atmıştı. Bu kendi aldığım ödüllerden çok daha özel ve anlamlıydı benim için.

Neden GÜFA’da daha çok belgesel çekiliyor, yoksa belgeseller mi öne çıkıyor çektiklerinizin içinden?

Uzmanlık alanımın belgesel sinema olması sebebiyle ağırlıklı olarak belgesel filmler çekiyoruz. Bu konuda 10 yılı aşkın süredir filmleri ve festivalleri takip ediyor, aynı zamanda üretim yapıyorum. Bu bilgi birikimini öğrencilerime aktarmaya çalışıyorum. Belgesel sinema çok özel bir alan ve coğrafyamız ortaya çıkmayı bekleyen birçok konu ile dolu. Bu konuları ortaya çıkarıp toplumla buluşturmak da bizim sorumluluğumuz diye düşünüyorum. Kurmaca film ise çekmiyoruz diyebilirim. Ancak kurmaca ile ilgili de bir yol haritamız var. Önümüzdeki süreçte üzerinde titizlikle çalışacağımız her yıl en az bir kurmaca film çekmeyi planlıyoruz. Belgesel ekiplerimizin tecrübesini kurmaca filme aktarmak istiyoruz.

Sen Çöp belgeseliyle dikkat çektin, sonra Kırmızı (Abdurrahman Demir), Kamyon ve en son da Pembe Kimlik… Bu belgesellerin, -farklı konuları anlatsa da- dikkat çekmelerini sağlayan özellikleri var sanırım. Daha çok insan hikâyelerinin peşindesiniz…

Aslında daha çok içerisinde sorun barındıran toplumsal konuların peşindeyiz. Filme çekildiğinde ve toplumla buluşturulduğunda konuya ilişkin veya topluma ilişkin olumlu etki edecek konuları ön plana alıyoruz. Kendimizi toplumsal sorunları tedavi eden değil ama teşhis eden doktorlar olarak tanımlıyoruz. Biz buluyoruz, çekiyoruz, sinema ile anlatıyoruz ve sorunun çözümü için kapı aralıyoruz. Bu bilinçle hareket ediyoruz film konularını seçerken. Tabii bunu yaparken konunun içerisinde özele inerek, mevcut durumu yaşayan insanların hikâyeleri ile birlikte aktarıyoruz. Seyircinin belgeseldeki karakterlerle aynı duyguyu hissetmelerini amaçlıyoruz. Toplumsal yaşamda belgesel sinemacı olarak bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Biz de topluma kendi alanımızda hizmet ediyoruz.

Belgesel çekerken nasıl bir süreç izleyip nasıl bir yolculuğa çıkıyorsunuz?

Öncelikli olarak atölye üyesi olarak gerçekten istekli öğrencilerimizi tespit ediyorum ve onlarla birebir çalışmaya başlıyorum. Motivasyon bu işin en nihai temel taşı. Motivasyonla birlikte öğrencilerimiz film konusu önerileri sunuyor. Öneriler içinden daha önce çekilmemiş, çarpıcı ve içerisinde sorun barındıran konulara odaklanıyoruz. Konu seçiminin ardından ekibimiz ön araştırmaya gidiyor. Ön araştırmanın ardından ekiple birlikte saatler süren toplantılar yapıyoruz. Tam olarak senaryo diyemesek de filmin genel çatısını, akışını, temaları ve alt temaları kâğıt üzerinde belirliyoruz. Ardından ekibimiz bu çatıya göre film çekimlerine başlıyor. Çekimler esnasında yeni konu, sahne veya temalar ekleniyor. Çekimler tamamlandıktan sonra ekip kaba kurguyu yapıyor, bana izletiyor. Düzeltmeler veriyorum, tekrar izliyorum. Aynı aşama 3-5 kez gerçekleşiyor. Son olarak ise ince kurgu, detaylı düzeltmeler için kurguya ben geçiyorum ve filmi tamamlıyoruz.

Mesela Kamyon bir yıl sürmüş, orada nasıl bir yol izlediniz, bu kadar yol, zaman, enerji…

Kamyon filmi ile ilgili uzun yıllardır bir düşüncem vardı. Kışın sert geçtiği bir zaman içinde zihnimde beyaz bir dünya tasarlamıştım. Uygun zaman geldiğinde bir kış boyunca çekimler yaptım ancak zihnimdeki dünya tam olarak gerçekleşmemişti. Bunun üzerine yıl boyu çekimlere devam ettim ve diğer kışı bekledim. İkinci kışta da çekimleri yaparak filmi tamamlamış oldum. Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya oradan Güneydoğu Anadolu’ya kadar 13 farklı ilde çekimler yaptım. Kamyonun içinde yattım. Farklı coğrafyalara filmin içinde yer verebildim. En büyük zorluk kamyoncuların sürekli hareket halinde olması ve bir an önce işlerini bitirip evlerine gitme arzusuydu. Bu sebeple film için özel olarak hiçbir şey yapmadılar. Tüm süreci doğal akışında çektim ve bu akışa yetişmek beni zorladı. Diğer husus ise kamyon içi ve dışı çekimleri aynı anda yapamamamdı. Film bir kış filmi olduğu için çekimlerin çoğu zorlu geçitlerde eksi 20’yi bulan hava sıcaklığında yapıldı. Tüm bu sebeplerle de film 1 yılı aşkın bir sürede tamamlandı. Benim için çok güzel bir deneyimdi.

Belgesel biraz plansız bir yol, başladığı noktanın çok uzağında bulabilir insan kendisini. Bu konuda rahat bırakıyor musunuz kendinizi, akışa doğru yani

Evet, aslında öncesinde bir taslak planla yola çıkılsa da çekim esnasında birçok şey değişebiliyor. Bence başarıyı etkileyen unsurların başında bu değişime ayak uydurabilmek ve bunu iyi bir şekilde yönetebilmek yatıyor. Çünkü belgeselde sahada her şey değişebiliyor, yeni konu, tema veya sahneler filme dahil olabiliyor. Film bambaşka bir yere gidebiliyor. Yönetmen bu değişimi sahada ve kurguda ne kadar iyi yönetebilirse film de o derece başarılı olabiliyor diyebilirim. Tıkanmamak, kitlenmemek ve filmin akışını iyi yönetebilmek gerekiyor.

Karaçay belgeselinin ana hatları nasıl ortaya çıktı,  sınırların ötesine geçip bir belgesel çekiyorsunuz… Bu belgeselde öne çıkan duygu ya da düşünce neydi? Sizin hayatınızla bir bağı var mıydı?

Karaçay filmini Rusya’ya bağlı Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti’nde Gümüşhane Üniversitesi Bilimsel Araştırma Proje Koordinatörlüğü desteği ile çektik. Ülkemizde kamuoyu tarafından birçok Türk topluluğunun varlığı biliniyor ancak Karaçay-Malkar Türkleri’ne ait genel bir bilgi maalesef yoktu. Bunun üzerine Karaçaylı olan Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Merve Karaçay Türkal ile birlikte bu proje üzerine yoğunlaştık. Araştırmalarımız neticesinde Karaçay Türkleri’nin tarihte ilk yerleştiği bölge olan Uckhulan’a giderek film çekimlerine başladık. Filmde Karaçay Türkleri’nin tarihi, yaşam biçimleri, örf adet, gelenek ve görenekleri ile birlikte geçim kaynakları gibi temel kültürel unsurları ele aldık. Aslına bakarsanız filmi tam manasıyla gelecek kuşaklara aktarılacak bir belge-film olarak düşündük. Karaçay’da kültürümüze dair her şeyin köklerine rastladık. Öyle ki Atatürk’ün Karaçay Türkleri ile ilgili “Karaçay adındaki halkı bulun. İnanın ki onlar, en eski ve en temiz Türk dilinde konuşuyorlar.” sözünün gerçekliğine de şahit olduk. Çok farklı bir deneyimdi ve Türk Dünyası adına da sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizi düşünüyorum.

Öğrencilerin belgesellerine danışmanlık yaparken onları nasıl yönlendiriyorsunuz, nereye kadar yanlarında, arkalarındasınız. Mutlaka sizin de etkiniz var ilgi çeken işler ortaya çıkmasında.

Konu seçiminden en son render aşamasına kadar tüm süreçte yer alıyorum. Az önce bahsettiğim gibi konu önerileri arasından konuyu seçiyorum. Ekip ön araştırmaya gidiyor. Dönüşte toplantı yapıyoruz ve filmin çatısını, temalarını, akışını kâğıt üzerinde tamamlıyoruz. Ekip çekime gidiyor. Bu süreçte sürekli telefonda görüşüyoruz. Dönüşte kaba kurgu yapılıyor. Kaba kurguyu izleyip düzeltmeler veriyorum ve bu aşama 5-6 kez gerçekleşiyor. Son olarak ise ince kurgu ve detaylı düzeltmeler için kurguya ben geçiyorum. Filmi bu şekilde tamamlıyoruz.

Maddi kaynağı nasıl oluşturuyorsunuz?

Tüm ekipmanlar Gümüşhane Üniversitesi ve GÜFA tarafından karşılanıyor. Masrafları ise öğrencilerimiz kendi bütçelerinden karşılıyor. Kimi zaman ufak da olsa sponsor desteği bulabiliyorlar.

Bundan sonra çekeceğiniz işlerin konuları belli mi?

Evet, şu an 7 projenin çekimleri devam ediyor. Mardin, İzmir, Balıkesir, Elazığ, Gümüşhane ve Erzincan’da çekimleri gerçekleştiriyoruz. Filmleri tamamlama sürecimiz 3-6 ay arası sürdüğü için bu filmlerimiz muhtemelen 2020 yılında festivallere katılmaya başlar. Film yapım süreci özellikle öğrencilerle çalışıyorsanız her zaman risk barındırıyor, o yüzden bir film bitmeden önce konuşmayı pek tercih etmiyorum. Filmler tamamlandığında detaylı bilgi vermekten büyük mutluluk duyacağım.

Çok fazla kısa film ve belgesel yarışması var, hepsinin ciddiyetle, hakkaniyetle ve adil yapıldığını düşünüyor musunuz? Kısaca festivaller hakkında neler düşünüyorsunuz?

Her festivalin hakkaniyetli olduğunu düşünmüyorum. Kimi festivallerde ön jürilerin filmlerin tamamını izlemeden finalist belirlediğine şahit oluyoruz. Fakat genele bakacak olursak o niteliksiz festivaller kendisini belli ediyor. Çünkü bir film yıl boyu onlarca festivalde finale kalıyorsa veya ödül alıyorsa ancak birkaç art niyetli festivalde bilinçli bir şekilde sümen altı ediliyorsa o zaten anlaşılıyor. O noktadan sonra da biz birkaç art niyetli, niteliksiz festivalin verdiği kararla değil yıl boyu devam eden festivallerde aldığımız sonuçlarla ilgileniyoruz. İyi film kendisini mutlaka belli ediyor ve ödül alamasa bile onlarca festivalde finale kalıyor. Bana göre bir film genel olarak festivallerde finale kalabiliyorsa nitelikli bir filmdir. Ana jüri kararını nitelikli filmlerin arasından ilk üçü seçerek verir.

Siz GÜFA olarak bir festival yapmayı düşünüyor musunuz, yoksa yapıldı mı, gözümden kaçmış olabilir ama okul festivalleri de gayet ön planda şu aralar…

Bu konuda bir ön hazırlığımız geçtiğimiz yıllarda oldu. Hem şahsım hem de atölye öğrencilerimiz yeterince festival deneyimi de kazandı. Organizasyon konusunda bir sorun yaşamayacağımızı düşünsek de finansman konusuna netlik kazandıramadık. Kâğıt üzerinde hazırlıklılarımız tamam ancak finansmana ilişkin soru işaretleri sebebiyle konu şimdilik beklemede.

Son olarak neler söylersiniz?

Anadolu’daki üniversitelere sinema açısından coğrafi bölgenin bir eksi değil aksine artı olduğunu söylemek istiyorum. Anadolu üniversiteleri bu noktada kendine güvenmeli ve bunu bir avantaj olarak görmeli. Çok yetenekli ve istekli öğrencilerimiz var. Onları keşfedip sinemamıza, ülkemize kazandırmalıyız. Yapmamız gereken tek şey çalışmak ve üretmek.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir