Camping Del Terrore (1987)
Yazan: Murat Kızılca 25 Temmuz 2010
Kategori: Eurohorror, Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Slasher
Camping del terrore 1987 yılı mahsulü Ruggero Deodato tarafından yönetilmiş olan İtalya / ABD ortak yapımı bir film. Camping della morte veya Bodycount olarak da bilinir.

Camping del terrore, Colorado kırsalında gerçekleşen bir cinayet ile başlar. Gözlerden ırak ormanın derinliklerinde birbirleriyle tartışan bir çift kimliği belirsiz bir katilin kurbanı olur. Yerel halk cinayetlerin ormanda yaşadığına inandıkları Kızılderili Şaman tarafından işlendiğine inanmaktadır. Aradan on sene geçer. Askerden dönmekte olan Ben Ritchie (Nicola Farron) evine gitmek için yol kenarında beklerken yaz tatili için kamp yapmaya niyetli enerji patlaması yaşayan beş gencin bulunduğu karavana biner. Çok çabuk kaynaşan grup Ben’in anne ve babasının işlettiği ancak şimdilerde kapalı olan kamp yerine gitmeye karar verir. Tahmin edileceği üzere kamp yeri on sene önce işlenen cinayetlerin olduğu yerdedir. Enerji patlaması anlamında bu gruptan pek aşağı kalmayan başka üç kişilik bir grup, şans bu ya, aynı kamp yerinde konaklamaya karar verir. Kampı bir anda şenlik yerine çeviren gençler Ben’in babası Robert’ın (David Hess) hiç hoşuna gitmez, ancak karısı Julia’nın (Mimsy Farmer) ısrarı ile çok fazla itiraz etmez. Kolayca tahmin edileceği üzere cinayetler yeniden başlar. Moron sıfatının üzerinde iltifat gibi durduğu gençler birer birer öldürülmeye başlar. Julia ile gizli bir aşk yaşamakta olan kasabanın şerifi Charlie (Charles Napier) ve yardımcısı Ted (Ivan Rassimov) katili gençlerin köküne kibrit suyu dökmeden yakalayabilecek midir?
Camping del terrore, seksenli yılların neşeli hatıralarından biri olan slasher türü korku filmlerinin izinden gitme niyetiyle ortaya çıktığı belli olan bir film. Kimselerin etrafta olmadığı, ıssız, sıklıkla ormanda geçen, moron gençlerin bir araya toplanıp olmadık zırvalıklarla saçmaladıkları, ne kadar zor tahmin edilirse seyir keyfi o kadar artan illa ki maskeli bir katil tarafından akla hayale gelmeyecek şekilde birer birer öldürüldüğü, üzerinde defalarca konuşulmuş klişelerden müteşekkil sevdiğim bir tür diyebilirim slasher için. Camping del terrore görünürde bu basit kurallara uygunmuş gibi gözükse bile ortaya çıkan filme baktığımızda rahatsız edici birçok defo göze batıyor. Herşeyden önce senaryo tek kelimeyle berbat. Katilin kim olduğu daha ilk cinayet işlenmeden bile rahatlıkla tahmin ediliyor. Bunu geçtim. Karakterler film boyunca anlamsız hareketler yapmakta sınır tanımıyorlar; kamp yaptıkları yere bir hayli uzak, ormanın içinden yürüyerek gidilen içinde beş altı tane duş kabininin olduğu terkedilmiş bir bina var, burayı temizleyip duş almak için kullanmaya karar veriyorlar, ki birçoğu bu duş yolunda telef oluyor. Cinayetler başladıktan sonra gruptaki hiçkimse bu cinayetlerden etkilenmiyor, sevişmeye, coşmaya, olası bütün ekstrem sporları yapmaya dur durak tanımadan devam ediyorlar. El insaf, kamp yapmaya sekiz kişi gelmişler, beşi ölmüş ya da ortadan kaybolmuş, hala balık tutayım, motora bineyim derdindeler. Senaryo açısından en göze çarpan yenilikçi(!) tavır ise grupdaki şişman ve gıcık karakterin ölen ilk kişi olmaması. Ama karakter o kadar sinir bozucu ki, maalesef yenilikçi diye tabir ettiğim bu durumdan en zararlı gene izleyici çıkıyor.
Filmin müziklerini Goblin grubundan tanıdığımız Claudio Simonetti yapmış. Özellikle Argento imzalı birçok filme yaptığı müzikler ile korku filmi severlerin haklı takdirini kazanmış olan Simonetti’nin bu film için pek fazla uğraşmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Sıradan bir iş çıkarmış.
Filmin belki en göze çarpan tarafı kadrosu diyebilirim. Başroldeki yeteneksiz gençleri bir tarafa bırakırsak yan rollerde birbirinden meşhur isimleri görmek mümkün. David Hess (The Last House on the Left (1972, y.Wes Craven), La casa sperduta nel parco (House on the Edge of the Park, 1980, y.Ruggero Deodato)), Mimsy Farmer (The Black Cat (1981, y.Lucio Fulci), Macchie solari (Autopsy, 1975, y.Armando Crispino)), Charles Napier (Beyond the Valley of the Dolls (1970, y.Russ Meyer), The Blues Brothers (1980, y.John Landis)) ve Ivan Rassimov (Mangiati vivi! (Eaten Alive!, 1980, y.Umberto Lenzi), Schock (1977, y.Mario Bava), Spasmo (1974, y.Umberto Lenzi)) gibi isimleri kısıtlı zamanlarda da olsa izlemek keyifli.
Sözün özü Deodato’nun şanına yakışmayan bir film Camping del terrore. Bir iki kovalamaca sahnesi ile isterik genç kızlardan birinin duş aldıkları terkedilmiş binada katilden geri geri kaçtığı sahne dışında elle tutulur görsel zevki yüksek sahne barındırmıyor. Cinayetler çok baştan savma. Filmdeki çıplaklık kör göze parmak niyetine estetik olmaktan uzak, aceleye getirilmiş gibi duruyor.
Camping del terrore, ancak iflah olmaz Deodato fanatikleri ile eski dostları kısa kısa rollerde bile olsa izlemek isteyenler için ilginç olabilecek bir film. Bunun dışında slasher adına yapılmış en talihsiz işlerden biri diyebilirim.

























fuzzy tarafından 26 Temmuz 2010 09:34 tarihinde
Şu boğazındaki bıçağı eliyle tutan fotoğrafa bayıldım. Özensiz derken sanırım bunu kastettin değilmi Murat?
can evrenol tarafından 26 Temmuz 2010 12:01 tarihinde
vaay artık yazarlara resim şekli….
Murat Tolga Şen tarafından 26 Temmuz 2010 13:04 tarihinde
Fena olmadı ama değil mi Can…?
ötekifan tarafından 29 Temmuz 2010 15:02 tarihinde
ana sayfadaki filmin fotoğrafı başka bir filme ait. a bay of blood filminden.
trkm tarafından 30 Temmuz 2010 14:17 tarihinde
anasayfadaki hatali fotografi hic duzeltmeyeceksiniz degil mi?
Murat Tolga Şen tarafından 30 Temmuz 2010 14:53 tarihinde
Bu kadar dikkatli Bseverlere yazdığımız için çok mutluyum. Şaka ya da kinaye yaptığımı sanmayın, samimi duygularımız böyle… Hatalı fotoğraf tamamen benim hatam. Fakat ne yazıkki ana sayfada ki slide’a koyacak kadar da kaliteli bir fotoğrafını bulamadım bu filmin… Şimdilik o fotoğrafı kaldırdım ama yerine de bir şey koymadım.
eğer siz rastlarsanız ve admin@otekisinema.com‘a yollarsanız çok sevinirim.