Can Evrenol Röportajı

Bir Öteki Sinema ve Ters Ninja ortak yapımıdır!

Can Evrenol İstanbul’a geldiğinde aklımızda onunla bir röportaj yapmak vardı. Ancak bir türlü gerekli motivasyonu bulamamıştık. En sonunda, Tersninja’nın da yardımı ile Can’la hem tanışmak, hem de bir yazı çıkarmak için buluşmaya karar verdik. Bu arada evimden sadece iki-üç sokak aşağıda oturduğunu öğrenince kısa süreli bir şok yaşadık ikimiz de.

http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2009/03/can_evrenol.jpgSitemizin zombi janrı uzmanı Murat Kızılca ve sevgili yazarınız ben, Can ile buluşmak için Kadıköy barlar sokağındaki Masal Evi’nde buluşmak için sözleştik. Murat ile ben, daha Can gelmeden, her zamanki gibi keşfettiğimiz garip filmleri birbirimize anlatma ritüelimize başlamıştık. Yine tabi Murat’ın 120 usd bütçeli zombi filmi yarışmanın galibi oldu.

Tam bu sıralarda Can Evrenol da masamıza geldi. Dağınık saçları, deri ceketi ve dar kotu ile 70′lerdeki Sex Pistols konserlerinden fırlamış bir havası vardı. Öncelikle kendisinin, konumuna göre oldukça heyecanlı ve alçakgönüllü genç bir yönetmen olduğunu belirtmek isterim. Kendisi ile konuşurken bir kez daha bu işin ne kadar çok emek ve sabır istediğini de anladım.

Biralar söylendikten sonra görev icabı ses kaydı için cep telefonumu çıkardım; ancak geri zekalı aletin duraklattığım yerler dışında sadece birer dakikalık kayıtlar yapmış olduğunu, bu sabah dosyaları bilgisayara atınca fark ettiğimden röportajı kafamda kalan notları toparlayarak oluşturdum (Biri bana ses kayıt cihazı alsın ulan!).

İşte size Gore’un doruklarında dolaşan bir yönetmenin mütevazı yaşamı.

Sinema okuma isteği nasıl doğdu?

dsc03773-vertBilgi’de uluslararası finansta üç sene debelendikten sonra çok severek, kolay okuyup üniversiteyi bitirebileceğim bir bölüm seçmek istedim. O sırada kız arkadaşım İngiltere’de okuyordu, ben de peşinden gittim. Kolay bir şey okumak istedim ve Film Studies ve Art History’yi seçtim orada.

Peki korku filmi merakı nereden doğdu?

Aslında sizlerin aksine, Kült korku filmlerinin çoğu için şunu diyebilirim ki, korku filmi seyretmeye başlamam on dokuz yaşından sonra oldu. Bu nedenle sizler gibi sinemada seyredemediğim için filmlerle ilgili kendi hikayelerim yok. A Nightmare on Elm Street, 13. Cuma, Texas Chainsaw Massacre gibi bir çok film, ilkokul zamanlarımda sadece arkadaşlarımdan duyduğum filmlerdi.

Çocukken Tom ve Jerry’de bile, Tom’un sinsi gülüşü yüzünden korkan bir insandım. Örneğin Goonies’de çocukları zindana hapsederler, orada bağlanmış bir adam yavaş yavaş döner çocuğa. Ben orada korkudan ağlamaya başlamıştım. Bu nedenlerle uzun süre korku filmleri izleyemedim. Sonra da izlemeye başladığımda bir patlama oldu ve yoğun bir şekilde kısa sürede üst üste bir çoğunu seyretme şansım oldu.

Bir de sadece korku filmlerine değil, tüm korku edebiyatına da merakım oluştu. H.P. Lovecraft olsun, Slayer gibi heavy metal gurupları olsun, bu türün her kolu beni çekmeye başladı. İlham kaynaklarımdan biri de Ömer Seyfettin’dir.

Seni Sandık’la tanıdım ben. Bu kısa filmle, dünya sinemasında da pek olmayan “çocuğa karşı şiddet” gibi yasak bir bölgeye girdin. Sonraki çalışmaların Kurban Bayramı ve Büyükannem’de de benzer bir yol çizdin. “Who can kill a child?” gibi bir kaç film dışında pek dokunulmayan bir konudur bu. Belirli bir nedenin var mı?

Çocuğa karşı şiddet gerçekten de kapalı bir konu. Türkiye’de bir tabuyu yıkmak istedim.  Benim Sandık’ta göstermeye çalıştığım çocuğa karşı şiddeti de aşıp sandığın içinden çıkan bebek ve ona yapılan şiddeti göstererek sinema tarihinde denenmemiş bir şey yapmaktı. Ancak daha sonra benzer örnekler de görmedim değil.

Hep korku filmi mi çekeceksin sence, yoksa zaman içinde başka projelerde de rol alacak mısın?
Yok sırf korku filmi çekmeliyim diye bir saplantım yok. Ancak büyük konuşmak istemiyorum ama umarim Recep İvedik gibi bir film yapmak zorunda da kalmam, bir çizgide ilerlerim.

Korku filmlerinde en önemli olgulardan biri atmosfer yaratmaktır. Senin de en güçlü gördüğümüz özelliğin bu. Görsellik ve müziği kısalarında çok iyi kullanıyorsun, ama Kurban Bayramı dışında diyaloğa girmedin. İleride bir uzun metraj çektiğinde nasıl olacak?
Filmlerimin diyalogsuz olmasını özellikle seviyorum. Ama diyalog konusunda ise sıkıntımın olduğu doğru. Diyalog yazmaya kalktığımda çok klişe geliyor cümleler. İstediğim gibi olmuyor. Bu yüzden uzun metrajlı bir film çekeceğim zaman büyük olasılıkla kendi hikayem olmayacak.

M.Kızılca: Benim en sevdiğim kısan Kurban Bayramı oldu. Özellikle Cahit Kaşıkçılar gibi bir televizyon karakterini kullanman hoşuma gitti. Kastı nasıl yaptığınızdan ve filmin oluşum sürecinden biraz bahseder misin?
Sandık’ın başarısı, Plato’nun sonraki filmime sponsor olmasını sağladı. Kısa bir süre içinde filmi bitirip İngiltere’ye dönmem gerekiyordu. Kastı Plato’nun elindeki oyunculardan yapacaktım. Cahit ağabeyi görünce zaten hemen “Filmimde oynamalı” dedim. Kendisi de çok iyi bir insan; hiç para almadan geldi hem oynadı, hem de başka bir çok konuda da yardımcı oldu.

Öncelikle Kurban Bayramı’nı beğendiğinize sevindim. Bir çok kişi tarafından anlaşılamayan bir film oldu. Aslında Türkiye’deki tüm yasaklara karşı çektim bu filmi. Youtube’a sansüre karşı da kullandım bu filmi. www.kurbanbayrami2008.com‘a girip görebilirsiniz. Bir çok gazeteciye de yolladım bilgileri. Bir tek Emre Kongar’dan cevap geldi “Gözlerinizden öperim, tebrik ederim.” diye. Aslında en başındaki sahneden itibaren askerler, Flash TV, hatta masadaki kola şişesi bile bilerek seçildi o filmde. Kültürel yozlaşma, kuşak çatışması, sansür gibi bir çok konuyu ele aldığımı düşünüyorum. Ancak yeteri kadar anlaşılamadı film.

Bir de çekim süresi çok kısıtlı idi, boğaz kesme sahnesi daha uzun olacaktı ancak gün doğmadan filmi bitirmemiz gerekiyordu. Bir de ufak kızla çalışıyoruz kızı sıkmamak istiyorum derken baya zorlandım.

M. Üşenmez: Bir de filmin bir slasher havası var. Benim gibi Türk slasher’ı görmek isteyenler için iyi bir deneyim. “Katil kim?” diye sormak istiyorum. Çünkü gerek duruşu, gerek hareketleri tam bir Texas Chainsaw Massacre havası vermiş ve gerçekten çok başarılı.
Film içinde “Katil kim?” sorusunun cevabı tabii ki yok. Ancak gerçekte kim diyorsanız Erinç Taşdemir, kendisi bir vücut geliştirmeci. Sandık’ta da kan kusan baba ya da ağabey diyebileceğimiz karakteri oynuyor. Ben de ileride çok şeyler başarabileceğini umuyorum. Gerçekten bu tür sert roller için yaratılmış bir oyuncu.

!f İstanbul’da da gösterilen son filmin My Grandmother’a gelecek olursak, özellikle müzikleri ve zaten başarılı olduğun görselliği yine görmek mümkün filminde. Bu filminin hikayesi nasıl gelişti?
Aslında çok sancılı bir süreçten geçtim. Filmi önce 16mm ile çektik. Bir baktım tamamen yanmış. Tekrar ekip toplandı bir sürü para harcandı bir daha. Neyse ki çekimi yaptığımız otel para almadı. Kostüm tasarımını da Sara Şensoy yaptı. Kendisi Franz Ferdinand’ı son klibinde giydiren kişidir. En çok para zaten kostümlere gitti.

Müzik için de bir parantez açmak istiyorum. Semih Tareen daha önce Gomeda’nın müzikleri ile bilinir. Yellow diye de bir kısa filmi var, giallo’lara saygı niteliğinde. O filmde müzikal çizgisini çok beğendim. Kendisi ile internet üzerinden muhabbetimiz vardı. Filmden kendisine bahsedince bir kaba montajını yollamamı istedi. Bir hafta sonra, hiç bir ücret talep etmeden bana müzikleri yolladı. Film de, onun varlığı ile iki üç gömlek üstün oldu.

Okulun bitti şimdi neler planlıyorsun?

Öncelikle artık para kazanmam gerektiğini düşünüyorum. İngiltere’de bir şirket kurdum. Mart sonuna kadar İstanbul’dayım, sonrasında İngiltere’ye dönüp para kazanmaya başlamam lazım. Bunun için de ilk defa bir prodüktörle çalışacağım. Bu sefer de ortaya çıkacak film 6 dakika olursa gerçekten ilginç bir durum olacak. Filmi çekerken hiç ne kadar süreceğini hesaplamıyorum ancak bittiğinde hepsi 6 dakika oluyor. Bunun dışında, filmle ilgili şimdilik fazla bir ipucu vermek istemiyorum.

Genelde bir arkadaş sohbeti havasında geçen söyleşimiz Can’ın bir çok film hakkında görüşlerini de almamızla son buldu. O konulara bu söyleşide girmek istemiyorum. Belki daha sonra bunlarla ilgili bir seri yapar, filmlere bakışımızı kısa kısa sizlerle paylaşırız.

Gece bitiminde Can kendini Taksim’deki underground partilere atarken, biz de Murat ile Serdar Kökçeoğlu’nun Geceyarısı Filmleri gösterimi için Kargart’a doğru yola çıktık.

—-The End—

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

5 Yorumlar

  1. Can’a bu röportaj için tekrar teşekkürler! :)

  2. underground partiler : )

  3. Yalansa yalan de:)

  4. :) Röportaj fobisi oluşacak çocukta böyle giderse. Azizim Can, bu röporter milletine güven olmaz. Ser verip sır vermiyeceksin bunlara!
    Ve eline sağlık Masis!

  5. Candan uzun metraj bir film bekliyorum ben.İyi bir iş çıkaracağına inanıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: