Carlito’s Way (1993)

‘’Bazen bir iyilik, seni kurşundan daha hızlı ölüme götürür.’’

Carlito Charlie Brigante, işlediği suçların cezasını çektikten sonra avukat arkadaşının da yardımıyla hapisten çıkar. İstediği tek şey kendi deyimiyle ‘’temiz kalmak’’tır. Artık kendine yeni bir yol çizmek istemektedir. Tek amacı vardır; sevgilisi Gail ile arasını düzeltmek ve biraz para biriktirip araba işine girmek… Fakat o beladan uzak durmak istedikçe bela gelip onun ayaklarına dolaşacaktır. Kurmak istediği cennet aslında namlunun ucunda durmaktadır.

Türkçeye ‘’Carlito’nun Yolu’’ olarak çevrilen film 1993 yapımı bir Brian De Palma klasiği… Scarface ile Al Pacino efsanesini kendi efsanesine ekleyen yönetmen bu filmle efsane geri döndü dercesine yeni bir külte imza atmıştı. Gösterime girdiği andan itibaren müzikleri, replikleri ve karakterleriyle seyircinin aklına kazınan yapım bugün bile ilk günkü yerini korur sinemaseverler arasında. Film şans ve kader olgusunu bir daha suç işlememeye yeminli eski bir suçlunun üzerinden irdeler. Geçmişin anıları yakanızı bırakmak istemezse nasıl yeni bir hayat kurabilirsiniz?

Carlito’s Way çekim teknikleri ve konusu itibariyle bir açıdan da Scarface’in devamı niteliğini taşır. Tek farkla; Pacino bu kez yaptıklarından pişman, tüm dünyadan ziyade kendi küçük cenneti için mücadele eden ve para güçtür mantığından sıyrılmış, olgun ve yorgun bir karaktere hayat vermektedir. De Palma bir kez daha özenli sahneleri ile gerilimi hiç dinmeyen bir filme imza atmaktadır. Seyirciler arasında en akılda kalan sahne ise Grand Central Station’daki nefes kesen kovalamaca sahnesidir. Olaylar 1975 yılında ve Carlito’nun işlettiği bir gece kulübünün civarında geçtiği için yapım bir nevi 70’ler müzik kutusu işlevi de görür. 70’lerin unutulmaz parçalarına filmin her anında rastlamak ve hasret gidermek mümkündür. Yapımın dikkat çeken başka bir yanı ise hikâyenin aslını eski New York yargıçlarından Edwin Torres’in Doğu Harlem’deki kendi çocukluğunu anlattığı iki kitabından almış olmasıdır.

Film, oynadığı karakterle yine harikalar yaratan Al Pacino hariç birçok esaslı oyuncuyu da barındıran bir kadroya sahip… İşgüzar avukat David Kleinfeld rolünde Sean Penn, Carlito’nun sevgilisi Gail rolünde Penelope Ann Miller, bağlılığını kanıtlamak için her şeyini vermeye razı yeni yetme gangster Benny Blanco rolünde John Leguizamo’yu görürüz. Film bu karakterleriyle de unutulmazlar arasına girmeyi başarmıştır.

‘’Hayaller kendiliğinden yaklaşmaz insana. Peşlerinden koşmamız lazım…’’

Evet, hayaller kendiliğinden yaklaşmaz insana. Herkes kendi küçük cennetinde sorunsuz ve huzurlu bir hayat ister. Lakin geçmişinizin kiri esen her rüzgârda üzerinize yapışırsa bunu nasıl başarırsınız? Nasıl olup da hayallerinizin peşinden koşarsınız? Carlito kendine geçmişin tozuna aldırmadan yeni bir yol seçmişti. Lakin seçtiği yol, gittiği yol olamadı! İzlemeyeniniz var mıdır bu filmi bilemem ama izlemeniz gereken bir klasik olduğunu tüm içtenliğimle söyleyebilirim. Beladan uzak durun… Sevgiler…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

2 Yorumlar

  1. rasim coşkunkanlıgil

    mükemmel bir film,, böyle de bir son sahnesi vardır

  2. Defalarca izlemiş olmama rağmen televizyonda ne zaman denk gelsem yakaladığım yerinden itibaren yine izlerim. Kanallar böyle klasik filmleri geç saatlerde yayınlıyorlar artık, o saatleri doldurmak için. Adeta sahne sahne ezberlediğim bu tür klasik filmleri neden tekrar izlemeden duramadığımı bazen kendime sorarım, örneğin The Shawshank Redemption da aynı şekilde. Sanırım çok başarılı müzik kullanımı da bir nevi klasikleşmiş video klip gibi izletiyor bu tarz filmleri. Ya da müzikallere yaklaşıyor bir açıdan.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: