Cartel Land (2015)

Cartel LandCartel Land adlı belgesele geçmeden önce şunu bilmek gerek; yepisyeni bir şiddet çağındayız. Bu çağda nüfusu küçük birer İstanbul ilçesini geçmeyen birkaç şanslı Avrupa ülkesi hariç, neredeyse dünyanın tamamı birileriyle, bir şeylerle savaşıyor. Şiddet, günlük hayatın bir parçası olarak, çoktan kanıksandı. Bu çağda ülkelerin kim olduğunu kültürel mirasları ya da doğal güzellikleri değil, kiminle ya da neyle savaştıkları belirler oldu. Bu eksenden baktığımızda Meksika artık Maya ve Azteklerin kadim ülkesi değil, uyuşturucu kartellerinin şiddet coğrafyasıdır. Zira ne zaman cümlenin içinde “Meksika” geçse, bana “orası kartellerin, uyuşturucunun olduğu yer değil miydi ya?” diye soruyorlar mesela.

Yapımcılığını Kathryn Bigelow‘un üstlendiği ve Matthew Heineman‘ın yönettiği Cartel Land de, bu acı gerçeğin doğrultusunda, 2013-2014 yıllarında Meksika’nın Michoacán eyaletinde cereyan eden ve yaşadığımız çağın en önemli halk hareketlerinden birine dönüşebilecekken sistemin içinde kaybolup giden “Autodefensas Michoacán”a (Michoacán Halk Savunma Birlikleri) ve “Los Caballeros Templarios Guardia Michoacana” (Michoacán’ın Koruyucu Tapınak Şövalyeleri Karteli) ile olan mücadelesine odaklanıyor.

Belgesel, ABD – Meksika sınırının her iki yakasında kartellerle mücadele eden ve devlet organizasyonu olmayan Autodefensas Michoacán ve Arizona Border Recon oluşumlarının mücadelelerini inceliyor. Ama merkezde Meksika’nın Michoacán eyaletinde ortaya çıkan Autodefensa hareketi var.

Belgeselde daha şimdiden tarihi belge sınıfında ele alınabilecek bir çok önemli görüntü var. Özellikle Autodefensa hareketinin ve hareketin lideri “El Doctor” lakabıyla tanınan José Manuel Mireles‘in çok önemli görüntüleri ve o dönemdeki hayatından kesitler yer alıyor. Pek çok önemli hadise olurken, yönetmenin kamerası olay yerindeymiş ve pek çok yaşanana tanıklık etmiş. Kaldı ki bunları belgeselde görüyoruz.

Cartel Land Jose Manuel Mireles

Heineman’ın belgeseli, önemli anlarda yakaladığı önemli görüntüler ve cesur kamerası dışında, iyi bir belgeselin sahip olması gereken bazı önemli özelliklerden yoksun. Belgesel, iyi bir tanık olmaya çalışırken, konuya hakim olma yönünü es geçmiş gibi duruyor. Autodefensa hareketinin ortaya çıkma süreci ve bu hareketi yaratan temel nedenler de es geçilmiş.

Hareketin oluşumuna dair, belgeselin başında kartel tarafından öldürülenlerin defnedildiği bir cenaze törenini ve ağlayan insanları göstermek, ne kadar yeterlidir; tartışılır. Çünkü ölümler, Meksika’daki uyuşturucu gerçeğinin sadece bir yüzü. Öte yandan Autodefensa hareketinin temelini es geçmek, bir anlamda bu büyük halk hareketini küçümsemek gibi oluyor. Çünkü bu adamlar, bu sıradan vatandaşlar, bir sabah uyanıp ellerine koca koca tüfekler alarak, eyaletin en tehlikeli suç organizasyonuna savaş açmaya karar vermiş değiller.

Ortada dev bir sosyal çürüme söz konusu ve bu çürüme, tüm yönleriyle hayatı olduğu gibi, tüm elemanlarıyla ele geçirmiş durumda. Böylesine zor bir realitede, Cartel Land, hadiselerin özünü yakalamaktan bir hayli uzak duruyor. Durumun asıl gerçekliğini, asıl yükünü ve asıl habitatını göstermede yetersiz. Autodefensa hareketinin neden ve nasıl ortaya çıktığını göstermede yetersiz. Biraz kaçak dövüşen bir belgesel gibi geliyor Cartel Land bir yandan da. Çünkü hadiselerin bir tarafı olan Tapınak Şövalyeleri Karteli hakkında bırakın kötüyü, eleştirel bir cümle dahi duymuyoruz.

Cartel Land, Tapınak Şövalyelerinden çok, Autodefensa ile ilgili bir belgesel; bunu biliyoruz tabi. Lakin kartele dair neredeyse hiçbir bilgi verilmeyince, bu insanlar adeta yel değirmenlerine karşı kılıç sallayan salak birer Don Kişot’a dönüşüyorlar ister istemez.

Belgesel ayrıca Autodefensas ile ABD’nin Arizona eyaletinde faaliyet gösteren Arizona Border Recon arasında bağlantı kurmaya ve iki grubu “aynı”ymış gibi sunmaya çalışıyor. Bu büyük bir hata ve her yanından Amerikalıların o “her şey bizimle ilgilidir” kibri fışkırıyor. Çünkü öncelikle sınırın kuzey kesimindekiler, yani ABD’dekiler, Meksika’dakilerin yaşadıkları şiddetin onda birini bile yaşamıyorlar. Üstelik bu iki oluşumun verdikleri mücadele de, oluşum süreçleri ve ortaya çıkış nedenleri de temelden, daha en başından ayrılıyor. Kuzeydekiler kartelin ülkelerine girmesine engel olmaya çalışırken, güneydekiler yani Meksika’dakiler karteli yok etmek ve her gün yaşadıkları inanılmaz şiddetten ve şiddet atmosferinden kurtulmak istiyorlar.

IMDb’de 7,4’lük bir puana sahip olan ve en iyi belgesel Oscar‘ına da aday olan belgeselin tamamen bir fiyasko olduğunu söylemek ise haksızlık olur. Belgeselin üstüne sinen o tuhaf, konuya hakim değiliz hissiyatının aksine, belgesel bir yandan da bu “vigilante”lik hadisesini doğru yansıtmayı başarıyor.

Cartel Land 2

Yaşadığımız bu şiddet çağında, tüm ülkelerin insanları olarak ortak bir özelliğimiz var. Belki de insanların hükümetlerine en az güven duydukları dönemi yaşıyoruz dünya gezegeninin insanları olarak. Meksika’dan çıkan ve tüm ülkede bir “intikam timi” olarak görülen bir vigilante grup olarak Autodefensas Michoacán, intikama bulaşan insanların temiz kalamayacaklarının canlı örneği olarak ele alınmışlar. Belgeselin ortaya koyduğu bir diğer önemli nokta ise; büyük bir kitlesel hareket olarak doğan ve gerçek anlamda kartel merkezli organize suçu gerek kendi gücü, gerekse oluşturacağı kamuoyu baskısı ile bitirebilecek bir hareket olan Autodefensa hareketinin, nasıl sistem tarafından emildiği, aklı çelindiği ve hükümete bağlı uysal bir “güvenlik gücü”ne çevrildiği gerçeği.

Aslında Autodefensa hareketi, gerçek anlamıyla bir vigilante hareketiydi. Tıpkı epik senaryolarda, çizgi romanlarda ve edebiyat eserlerinde olduğu gibi, ortada her tarafı illegal bir hadise vardı. Görevini yerine getirmeyen çürümüş polisler, intikamının peşine düşen ve elini kirletmekten çekinmeyen halk ve de olayın “villain”ı kartel… Belgeselin ortaya koymakta başarılı olduğu bir gerçek var. İşlerin suç ve intikam ekseninde yürüdüğü ve bu eksende geliştiği bir gerçekliğe geçilmiş bulunuyor Michoacan’da. Önce kartel üyeleri birilerini kaçırıp işkence ediyor ve öldürüyorlar, sonra autodefensa milisleri o kişilere baskın yapıyor ve onları cezalandırıyorlar. İki grup arasında kırılması son derece güç bir intikam döngüsü oluşmuş durumda. Üstelik belgeselde bir kartel üyesinin dediği gibi, Autodefensa’yı yaratan da, finanse eden de bir anlamda kartelin kendisi. Üstelik vigilante’lik müessesesi, romantik bir müessese değil. Bunu da görüyoruz. Yeri geliyor, çocuğunun çığlıklarına aldırmadan bir polisi arabaya bindirip sorguya götürüyor Autodefensa milisleri.

Daha söylenebilecek çok şey var, ama lafı fazla uzatmayayım. Cartel Land’in görsel anlamda, ya da sinema dili olarak çok özel bir belgesel olduğu söylenemez. Oscar’a aday olmuş olması da doğrusu benim için önemli bir referans noktası değil. Daha ziyade, Meksika’da ortaya çıkan ve bana kalırsa Zapatista hareketinden sonra en önemli ve en potansiyelli halk hareketi olabilecekken harcanan bu harekete doğrudan tanıklık eden görüntülere sahip olması, benim için bu belgeseli özel kılıyor. Muhtemelen bundan on yıl sonra ciddi belge değeri taşıyacak bir çalışma. Latin Amerika ve uyuşturucu kartelleri ile ilgiliyseniz, ya da Autodefensas Michoacan hareketini duyduysanız, kaçırmamamız gerekiyor.

NOT: Yazının devamında, yeniHarman dergisinin Şubat 2014 sayısında kaleme aldığım ayrıntılı Michoacán Autodefensas inceleme yazısının tamamını bulabilirsiniz. Belgesel, makaledeki olaylardan sonrasını da içeriyor. Ayrıca belirtmek isterim ki aşağıdaki makale, Türkiye’de bu konu ile ilgili kaleme alınan ilk incelemedir.

Meksika’da Halk Uyuşturucu Kartellerine Karşı Silahlandı

Michoacán Halk Savunma Birlikleri

Tapınak Şövalyeleri Karteline Karşı

Cartel Land autodefensa-micoacan-

Latin Amerika ülkelerinin kaderi, neredeyse keşif yıllarından bu yana erk sahiplerinin ve nihayetinde ABD‘nin arka bahçesi olmak oldu. Orta Amerika, ABD’nin devasa muz ve şeker kamışı tarlasına dönüşürken; Güney Amerika da doğal kaynakları yağmalanan, nehirleri satılan ve ormanları durmaksızın yok edilen bir erzak deposu, ve de arka bahçenin en gözden uzak köşesine kurulan pis işler atölyesi halini aldı. Meksika ise bu elem dolu düzen içinde her daim ABD’nin “kapı kulu” olmuştur.

Günümüzde ABD’ye giren yasadışı maddelerin büyük bir çoğunluğunu uyuşturucu oluştururken; bu maddelerin neredeyse tamamı da ABD – Meksika sınırından ülkeye sokulmakta. Sözde dünyanın en iyi korunan sınırı, aynı zamanda dünyanın en büyük yasadışı kaçakçılık hattının da merkezi. Zira bu iş için ne Kanada sınırı önemli bir rol oynuyor, ne de ABD’nin doğu ve batı sahilleri. Bu da büyük Kolombiya ve Meksika kartelleri arasında kocaman bir kapı olmaktan başka bir seçenek bırakmıyor Meksika’ya.

Meksika özellikle son yirmi yıldır dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri olma özelliği kazandı. Zira sınır çizildikten sonraki ilk yıllarda bu sınırdan alkol ve ticari mallar kaçırılmaktayken, son 40 yıldır sınır, uyuştucunun en büyük göç yolu. Bush‘lu dönemden bu yana göreve gelen hükümetlerin tamamı, ABD destekli “uyuşturucuyla mücadele” (war on drugs) yalanına sığınarak oy aldı ve neticede yasal düzenlemelere izin verdi. Meksika’da bu bağlamda özel birlikler kuruldu ve sınırda güvenlik arttırıldı. Dünyanın en büyük duvarlarından biri, artık Meksika ve ABD arasında yükseliyor. Ne kadar ilginçtir ki, işleri çığırından çıkaran da tüm bu düzenlemeler oldu. Bu yasalar ve düzenlemeler sayesinde Meksika’da faaliyet gösteren uyuşturucu kartelleri hiç olmadığı kadar güçlendi ve Meksika kartellerinin ABD’deki pazar payı da eskisine oranla hayli yükseldi. Karteller ve zulümleri de sınır eyaletlerinden orta eyaletlere kadar yayıldı.

Bundan on yıl öncesine kadar Meksika, ABD’nin marihuana ihtiyacının yüzde 60’ını karşılıyordu. Dolayısıyla kartellerin en büyük üretim alanı marihuana idi. Ancak yeni milenyum, uyuşturucuları da değiştiriyor. Meksika güncel olarak, ABD’nin en önemli methamphetamine üreticilerinden ve satıcılarından biri.

Meth, aslında tıpkı Breaking Bad‘de aktarıldığı gibi bir üretim sürecine sahip. Önceleri evlerde üretilen yeni ve bilinmedik bir uyuşturucu iken, bugün meth ABD’de en çok tüketilen uyuşturuculardan biri oldu. Meksika’nın en büyük meth karteli ise Tapınak Şövalyeleri Karteli.

Cartel Land la-familia-michoacanaAslen Meksika’nın en büyük üçüncü uyuşturucu karteli olan Michoacán Ailesi olarak bilinen, Los Zetas kartelinden ayrılma ve Michoacán eyaletinde ikamet eden uyuşturucu kartelinin bir kolu olan Tapınak Şövalyeleri kartelinin neden bu adı aldığına şaşırmamak gerekiyor. Zira adeta uyuşturucular sertleştikçe ve tehlikeleri arttıkça, pazar da kızışıyor ve uyuşturucu ticareti giderek çok daha tehlikeli bir hal alıyor. Neticede karteller bu uğurda ölmeyi bile göze alan adanmış şövalyelerden farksız onlarca nefer barındırıyorlar. Ayrıca Tapınak Şövalyeleri, dini yanı son derece güçlü üyelerden oluşuyor ve bir anlamda bu ticareti tanrı adına yaptıklarını iddia ediyorlar. Bu ismi gerçekten Haçlı Seferleri sırasında “Müslüman kafirler”e karşı savaşan Tapınak Şövalyelerinden aldıkları ilhamla edindiklerini de saklamıyorlar. Bazıları onlara “Narko-Evangelistler” diyor. Tapınak Şövalyeleri yıllardır Meksika’nın orta-batı eyaleti Michoacán’da kan kusturuyor. Ve ne kadar acıdır ki infazlar, işkence, hukuksuzluk, silahlı çetelerce yapılan kanunsuzluklar, haraca bağlamalar, insan kaçırma ve tecavüzler Michoacán’da yaşanan şiddetin bazı günlük tezahürleri.

Bu eziyet 2013’ün başlarında halkın birer ikişer eline silah alarak kartele karşı mücadele başlatmasına neden oldu. Öncelikli amaç, kendini savunma idi. Ama bu hareket çok geçmeden “Autodefensas Michoacán” (Michoacán Halk Savunma Birlikleri) adını aldı ve katılanların sayısı haftalar içinde hayli arttı. Eylül – Ekim aylarına gelindiğinde Autodefensas Michoacán, Tapınak Şövalyeleri karteline ciddi güçlük çıkaran hatrı sayılır bir güç haline geldi. Obama desteği ile kurulmuş Meksika sınır birlikleri zaman zaman Autodefensa birliklerine ateş açsa da, Ocak ayının son günlerine gelindiğinde Meksika Hükümeti, Autodefensas Michoacán’ı tanıma yolunu seçti.

Vigilante” Autodefensa Güçleri ve Michoacán Halkının İntikamı

Michoacán’a hoşgeldiniz… Tanınak Şövalyelerinden ve ‘quota’dan arındırılmıştır!

Michoacán halkını eline askeri silahlar, kocaman tüfekler almaya iten her gün verdikleri kayıplar, Tapınak Şövalyeleri karteline vermekle yükümlü oldukları “quota” (haraç) ve bir türlü kurtulamadıkları güvensizlik hissiyatıdır. Michoacán halkı karanlık çökmeden evlerine çekiliyor ve sabahları arka sokaklarda işkencede çürümüş isimsiz ve sahipsiz bedenler buluyorlardı. Kadınlar ise hiç güvende değildi ve düzenli olarak taciz görüyorlardı. Halkın karşısında en az sistemli bir ordu kadar organize ve cesaretini meth’ten alan korkusuz bir birlik olan Tapınak Şövalyeleri duruyordu. Bu korku ve endişe, Autodefensa’yı doğuran yegane güçtür.

Cartel Land autodefensas

Autodefensa birlikleri çiftçiler, yerel esnaf, işçiler, tortilla aşçılarından yani Michoacan halkından oluşuyor. Bu insanlar kurşun geçirmez yeleklerini sırtlarına geçirdiler, ellerine tüfeklerini aldılar ve ailelerinin güvenliklerini sağlama işine soyundular. Ana akım Türkiye medyasının henüz görmediği Autodefensa birliklerinin sayısı artık 20 binden fazla. Bazı ülkelerin yasal ordularının bile bu rakama erişmediği düşünülürse, Autodefensa’nın bölgedeki rolü daha iyi anlaşılabilir.

Autodefensa güçlerinin lideri, on yıl kadar ABD’nin California eyaletinde yaşadıktan sonra 2007’de Meksika’ya dönen ve aslen bir doktor olan ve “El Doctor” lakabıyla tanınan José Manuel Mireles. Mireles bölgede tıpkı bir halk kahramanı gibi seviliyor ve takdir topluyor.

Aslında Tapınak Şövalyeleri karteli, bölgedeki hakimiyetini 2006’da sağlamlaştırmıştı ve o dönemden beri de eyaletin mutlak hakimi edasıyla, herkesten rol çalıyordu. Bölgede Tapınak Şövalyelerinden habersiz kuş uçmuyor ve kartel, deyim yerindeyse bölgeyi demir yumrukla yönetiyordu.

El Doctor liderliğindeki Autodefensa hareketi, ilk olarak Şubat 2013‘te ortaya çıktı. José Manuel Mireles ve arkadaşları, ellerinde tüfekleri ile bir kamyonete doluştular ve Tepalcatepec kasabasında devriyeye çıkmaya başladılar. Üç beş arkadaşın başlattığı bu hareket kısa sürede halk tarafından tanındı ve birlik ani katılımlarla sayısını arttırdı. Birliğin sayısı arttıkça ekipmanlarının ve silahlarının kalitesi de yükseldi. Ancak söylediklerine göre, üyeler askeri olarak eğitimsizler. José Manuel Mireles bu konuda; “aldığımız tek eğitim, içimizde büyüyen cesaretimizdir” açıklamasını yapıyor.

Üç ay içerisinde Autodefensa hareketi Michoacán eyaletinin iki belediyesinde faaliyet gösteren önemli bir birlik halini aldı. Dört ay gibi kısa bir sürede Autodefensa hareketi, sekiz ilçeye daha sıçradı ve Michoacán’ın on ilçesinde birden kontrol Autodefensa’nın eline geçti. Artık Autodefensa birliklerinin eyaletin tüm otoyollarında eli silahlı kontrol noktaları bulunuyordu. Özel baskılı gömlekler ve tşörtler giyiyorlardı. Aralarına kadınlar ve hatta çocuklar vardı. Eline silah alıp bizzat savunmaya katılmayanlar da birliklere yiyecek, giyecek sağlıyor ve özellikle iletişim alanında yardımcı oluyorlardı.

Autodefensa Hareketi politik temelli bir oluşum değil. Ancak Michoacán eyaletinde Tapınak Şövalyeleri kartelinin varlık gösterdiği her ilçede, neredeyse her ailenin kartelle ilgili acı bir deneyimi bulunuyor. Autodefensa birliklerini bir araya getiren de bu acı ve ortak bir “artık yeter” haykırışı olmuş. Autodefensa birlikleri kartelle mücadelede devletin başarısız olduğuna inanıyor ve kendi intikamlarını kendilerinin alma vaktinin geldiğini iddia ediyorlar.

ninos-autodefensa-michoacanAutodefensa birlikleri, kıstırdıkları Tapınak Şövalyeleri arasından bazılarını esir alıyorlar ve kartelin güvenli evlerini açıklamaya zorluyorar. Ardından da bu evlere baskınlar düzenliyorlar. Zaman zaman da kasaba sokaklarında kartel üyeleri ve autodefense birlikleri arasında gerilla savaşlarını aratmayacak çatışmalar yaşanıyor. Görüştüğüm kaynakların belirttiklerine göre, çetin çatışmaların geceler ve günler boyunca sürdüğü oluyormuş. Bazen kartel üyeleri yakaladıkları Autodefensa üyelerini kasabaların girişine asıyor ve günlerce sallandırıyorlarmış. Bazen de Autodefensa birlikleri, kayıplar vererek, ama direnerek kasabaları ve köyleri kartelden temizliyorlarmış. Autodefensa, Tapınak Şövalyelerinden arındırıkları kasaba ve köylerin başına “… Kasabasına hoşgeldiniz, Tapınak Şövalyelerinden ve quota’dan arındırılmıştır” tabelası koymayı da ihmal etmiyormış.

Autodefensas, intikam amacıyla kurulsa da, Tapınak Şövalyelerinin yaptığı zulmün aynısını uygulamıyor. Tapınak Şövalyeleri, yıllardır Michoacan’da yüzlerce kişiyi gece baskınlarında öldürdü, halkın rızkını çaldı ve kadınlara tecavüz etti. Oysa Autodefensa’nın tek amacı, karteli bölgeden sürmek. “İntikam” ile kast edilen bu.

El Doctor yaşadığı kasaba olan Tepelcatepec‘te yaptığı bir konuşmada, Autodefensa hareketinin şiddet düşkünü katillerden oluşmadığını ve gereksiz şiddete yer vermediklerini açıkladı. Amaçlarının kartelin bölgedeki hegomonyasını bitirmek olduğunu da ekledi. Gerçekten Autodefensa hareketi bölgenin büyük çoğunluğuna hakim olsa da, halkın bağrında eriyen bir kurtuluş ordusu gibi görev yapmaktan ileriye gitmiyor.

Ne var ki Autodefensa birlikleri güçlendikçe, Tapınak Şövalyeleri kartelinin saldırıları da arttı. Özellikle Ekim ayında eyaletin en büyük barajına ve elektrik link hatlarına yaptıkları saldırı, eyaleti büyük ölçüde elektriksiz ve susuz bırakmaya yetmişti. Yapılan açıklamada 420 bin insanın elektriksiz kaldığı duyuruluyordu. Ayrıca bu saldırı, kartelin sistemli saldırılarla yıldırma politikasına başvurduğunun en büyük kanıtı olarak kabul edildi. Tapınak Şövalyeleri karteli, Autodefensa halk savunma birliklerinin düşman kartellerden Jalisco Nueva Generación karteli tarafından desteklendiğini ileri sürüyor. Autodefensa elbette bu iddiayı reddediyor.

Doktor‘un liderliğinde yürütülen Autodefensa hareketinin aldığı bir diğer yara, Mireles’in uçağının düşürülmesi ve yaralanması oldu. Mireles bunun üstüne, hayati tehlikesi olduğunu ve suikaste kurban gitmekten korktuğunu açıklamış ve belki bir süre için ülkeyi terk etmek zorunda kalabileceğini belirtmişti.

Meksika Hükümeti ve Autodefensas

Autodefensa hareketi Michoacán’da pek çok bölgeyi kontrol ederken, Meksika hükümetinin tavrı merak ediliyordu. Birliklerin en güçlü olduğu sonbahar döneminde Barack Obama da Meksika’nın Michoacán eyaletindeki duruma dikkat çekmiş ve hükümetin adım atması gerektiğini belirtmişti. Obama ayrıca Bush döneminde Latin Amerika ükelerinde başlatılan “uyuşturucu ile mücadele”yi doğru bulduğunu ve sürdürülmesi gerektiğini de eklemişti. Kısa bir süre sonra Meksika hükümetinden Autodefensa birliklerine bir “uyarı” açıklaması yapıldı.

Meksika hükümeti Autodefensa’nın derhal silahlarını bırakmasını, bölgeye ordunun ve özel eğitimli uyuşturucu timlerinin gireceğini, bölgede düzeni bizzat bu birliklerin sağlayacağını açıkladı. Akabinde Michoacán’ın çeşitli bölgelerinde devlet güçleri ve Autodefensa birlikleri arasında çatışmalar yaşandı. Devlet doğrudan Autodefensa birliklerine ateş açtı ve karteller yerine Autodefensa’yı yıldırmaya çalışan bir organ olarak karşımıza çıktı.

2013’ün son aylarında sistemli gelen bu saldırılarda aralarında çocukların da olduğu onlarca kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Öldürülenlerin bir kısmının silahsız olduğu, gelen bilgiler arasındaydı. Üstelik bu sırada Tapınak Şövalyeleri karteli de saldırılarını sürdürüyordu. Bu konuda devletin açıklaması “illegalle illegal yöntemlerle mücadele etmek doğru değildir” oldu. Hükümet, kartellerden önce halk birliklerini yıldırmak niyetindeydi zira.

Ağustos ayında Autodefensa’nın 20 ileri gelen komutanı polis birlikleri tarafından öldürüldü. Aquila‘da yerli halktan onlarcası gözaltına alındı ve çıktıklarında kötü muamele gördüklerini açıkladılar. Hükümetse, bizzat devlet yetkililerinin gerçekleştirdiği bu saldırıların, devletin suçla mücadelede genel ve resmi politikasının bir parçası olduğunu açıkladı. Kasım ayında devlet ordu aracılığıyla Michoacán, Tripetio‘da yerli okullarına baskın düzenledi ve yüzlerce öğrenciyi gözaltına aldı. Baskında öğretmenler dahi itilip kakıldı. Ancak Autodefensa geri adım atmayı reddetti ve faaliyetlerini sürdürdü.

Karşılıklı ithamlar ve çatışmalar sürerken, 27 Ocakta devlet yetkilileri ile Autodefensa birliklerinin liderleri masaya oturdular ve bir anlaşmaya vardılar. Buna göre devlet geçici bir süre için Autodefensa’yı Tapınak Şövalyelerine karşı savaşan “yasal” bir oluşum olarak tanıyacağını açıkladı. Ancak buna göre Autodefensa, devlet yetkilileri ile işbirliği yapmak zorundaydı. Devlet Autodefensa liderlerinden üyelerinin tam listesini Savunma Bakanlığı‘na bildirmelerini istedi.

Cartel Land el-chayo
El Chayo ya da “El Mas Loco”

Meksika Devleti ve Autodefensa güçleri arasında yapılan bu anlaşmadan sonra bölge polisi Tapınak Şövalyelerinin önde gelen dört liderini tutukladı. Şimdi merak edilense, bu tutuklamaların sürüp sürmeyeceği. Bazı aktivistlere göre bu tutuklamalar sadece Autodefensa’nın gözünü boyamak ve daha da büyümesini engellemek için, kartel ve devlet arasında cereyan eden bir tür danışıklı dövüş. Autodefensa ise temkinli. Tüm büyük patronlar yakalanmadan durmayacaklarını açıkladılar. Autodefensa’ya göre kartelin kurucusu El Chayo ve önde gelen liderlerden El Tio hala hayatta ve yakalanmış değil. Autodefensa bu liderlerin ya tutuklanmasını, ya da öldürülmesini talep ediyor.

Latin Amerika’ya ilgisi aşikar olan yazar ve akamisyen James Petras; Autodefensa’nın Michoacán’da büyük başarı elde ettiğini, kartel mensublarını bölgeden sürme yetisine sahip yegane birlikler olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Autodefensa sayesinde Meksika halkı uzun zamandır ilk defa kendini güvende hissetti. Halk, Autodefensa’ya güveniyor.

Petras’a göre devletin Autodefensa birliklerine karşı geliştirdiği sert tutumun nedenlerinden biri de, devletin uyuşturucu kartellerini bir manipülasyon ve halk üzerinde bir kontrol aracı olarak kullanıyor olması. Ayrıca Petras’ın dikkat çektiği bir diğer nokta; Autodefensa devlet tarafından bölgeden el çektirilirse, Tapınak Şövalyelerinin bölgeye güçlenerek dönüş yapacağı ve bundan sonra da toplu katliamların söz konusu olabileceği.

Tapınak Şövalyeleri, ABD’de çığ gibi büyüyen meth salgınının arkasındaki isim olarak, kısa sürede Meksika’nın en güçlü kartellerinden biri halini aldı. Michoacan halkının kartele karşı başlattığı savaşın önümüzdeki dönemde dünya uyuşturucu piyasasında ve meth pazarında ne gibi değişiklikler yapacağı ise bir diğer merak edilen nokta olacak.

Tapınak Şövalyeleri Karteli

Cartel Land El Mas Loco
El Mas Loco

Time dergisi onlara “meth’in Haçlı Ordusu” diyor. Kendine Tapınak Şövalyeleri adını veren Michoacán Ailesi uyuşturucu karteli, Meksika’da faaliyet gösteren en büyük üçüncü uyuşturucu kartelli. Faailiyet alanı Michoacán ve uzmanlık alanı meth.

Tapınak Şövalyeleri Meksika’nın en korkunç kartellerinden biri olarak biliniyor. Bir Autodefense üyesi olan Adolfo Arzate şöyle özetliyor; “Tapınak Şövalyelerine karşı gelmeyi bırakın, yüzlerine dahi bakmamız yasaktı”. Zira Tapınak Şövalyeleri, hem dini anlamda güçlü olduklarına inanıyor, hem de bölgenin tek hakimi olarak varlık gösteriyorlar.

Autodefensa üyeleri ile yapılan röportajlardan damıtarak aktaracak olursak; Tapınak Şövalyeleri üyeleri sıklıkla kontrollerindeki kasabalara süslü kamyonetleri ile gelir, yüksek miktarlarda alkollü içkiler içer, kadınlara sarkıntılık yapar, onlara karşı çıkanları döver ve civar dükkanları yağmalarlar. Haraç ödemeyenlerin kendilerini ya da ailelerindeki kadınları kaçırmalar, işkenceler ve infazlar ise sıradandır. Halktan kişiler, yanlışlıkla meth labaratuvarlarına yaklaşırlarsa, sorgusuz sualsiz öldürülürler. Ayrıca beş yıl kadar önce, bölgede varlık göstermeye başladıkları ilk yıllarda, bir diskoyu bastıkları, öldürdükleri beş kişinin kafasını dans pistine attıkları ve diskodaki tüm gençlerin dehşet içinde kaçışmasına neden oldukları da hala anlatılır.

Ayrıca Tapınak Şövalyeleri sadece dükkanlardan haraç almakla kalmıyor; mahsülden yüzde, benzinden de pay alıyorlardı. 2010’lardan itibaren ise kadın kaçırmalarında ve tecavüzlerde artış yaşandı. Tecavüz edilen kadınların bazıları öldürülüyordu. Autodefensa lideri El Doctor Mireles, halkın yüzleşmek zorunda kaldığı yürek dağlayan bu kaçırmalara dair şöyle bir anısından bahseder; “Çalıştığım kliniğe bir adam gelmişti. Dört kızını da tecavüz mağduru olarak getirmişti. Çaresizce ağlıyordu…

Tapınak Şövalyelerinin zulmüne dair bardağı taşıran son damla ise, kartel üyelerinin okullardan 12 – 13 yaşındaki kız çocuklarını kaçırmaya başlaması olur. Çocuk kaçırmalarının Autodefensa’nın oluşmasında en büyük etkenlerden biri olduğu belirtiliyor.

Tapınak Şövalyelerinin kartel içinde bir de dini lideri bulunuyor. “El Mas Loco” (En Deli/içimizdeki en deli) lakaplı Nazario Moreno‘nun kendi kişisel zırvalarından oluşan bir İncil yazdığı bilinmektedir. Bu “İncil”in, kartel üyeleri tarafından gerçek İncil’den daha çok itibar gördüğü bilinir. Hatta kartel bir süre önce bu İncile dayanarak, adına “Eski Ahit adaleti” adını verdiği bazı baskınlarla pek çok politikacı ve zengin öldürdü.

Michoacán Ailesi Karteli’nin bir uzantısı olan Tapınak Şövalyeleri karteli, kendini “kusursuz bir vatansever” ve “Michoacán’ın koruyucusu” olarak tanımlıyor. Kartel, yaptıkları tüm zulümleri (adam kaçırma, öldürme, tecavüz gibi) Michoacán’ın iyiliği için yaptığını ve inançlı birer Hıristiyan olduklarını iddia eden bir dizi kaçıktan oluşuyor. 2012 yılında Papa‘nın Meksika ziyareti sırasında Tapınak Şövalyeleri Michoacán’a bir dizi afiş asmış ve “Tapınak Şövalyeleri Papa’nın ziyareti boyunca hiçbir vahşet yaratmayacaktır. Bizler katil değiliz. Hoş geldin Papa!” demişti.

Yazar hakkında: Ezgi Aksoy

Sinema yolculuğu 80’li yıllar korku filmleriyle başladı. Ucuz filmlerle büyüdü. Sinema, yazından sonraki en büyük tutkusudur. Şuan LeMan, yeniHarman ve Bayan Yanı’nda araştırma dosyaları ve populer kült yazıları yazmakta ve medeniyet üzerine kafa yormaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir