Don’t Be Afraid of the Dark (2010)

14 yaşındaki Sally annesinin nedendir bilinmez aldığı bir karara göre artık babası ve onun kız arkadaşı Kim ile birlikte onların restore ettirmeye çalıştıkları 19. Yüzyıldan kalma bir evde yaşamak zorunda kalmıştır. Evin buram buram tarih kokan köşelerinden birinde ise bu kırgın küçük kızın ruhunun onlara ait olduğuna inanan bir topluluk yaşamaktadır ve ne pahasına olursa olsun özgür kalacak ve o ruhu alacaklardır.

2010 yapımı film aslını, senaryosunu Nigel Mckeand’ın yazdığı, yönetmenliğini John Newland’ın üstlendiği, başrollerini Kim Dorby ve Jim Hutton’ın paylaştığı 1973 yapımı bir televizyon filminden almıştır. Film gösterildiği tarihte çok büyük ilgi görmüş ve o zaman için başarılı yapımlardan biri olarak televizyon tarihindeki yerini almıştı.

Gelelim biz filmimize. Filmde kocası tarafından önemsenmeyen ve yalnızlığa itilmiş genç kadın Sally’nin yerini annesi ve babası ayrı hayatlar seçen, annesi tarafından babasına hiçbir açıklama yapılmazsızın gönderilen velhasıl kendini terk edilmiş, sevgisiz kalmış hisseden küçük bir kız alıyor. Kendini annesinin sıcacık evinden atılmış bir vaziyette, kocaman, eski ve bomboş bir evde buluyor. Elinde yeteneğinin resim yapmak olduğunu belli eden bir resim defterini sıkı sıkıya tutarken tanışıyoruz çocuk Sally ile. Tv filminde genç kadının rolünü üstlenen bu küçük kızda filmin ilerleyen dakikalarına kadar onun kaderine gark oluyor ve kimseyi bu evdeki tehlikenin boyutlarına ikna edemiyor. Devamını oku

Black Roses (1988)

John Fasano’nun yönetmenliğini yaptığı 1988 yapımı Black Roses 80′ler korku filmlerinin izinden giden, Amerika’nın metal müziğe tavrını eleştiren bakışı ile ilginç ve güzel bir eğlencelik. Özellikle Heavy Metal severler tarafında efsane olmuş sountrack’i ile de hem göze hem kulağa hitap etmesini biliyor (göze hitap genelde baştan çıkarıcı kızlar ile yapıldığını belirtmeme bilmem gerek var mı?).

Konuya gelecek olursak, çıkardıkları albümle büyük bir başarı kazanan Black Roses grubu Amerika turnelerine ufak ve muhafazakar bir kasaba olan Mill Basin’de başlamaya karar verirler. Bu minik Amerikan kasabası fazla dışa açılmamış, dinine bağlı, düzgün, sevimli, suça bulaşmamış örnek vatandaşlardan oluşmaktadır. Ancak bu grubun geleceğini duymaları kasabada “eyvah namus elden gidiyor” tepkisine neden olur. Tüm bu tepkilere aldırmayan vali ve okulun kafa öğretmeni seri olarak verilecek konserin ilk günü kasabanın ileri gelenleri ile izlemeye gider. Devamını oku

Le Queloune / The Clown (2008)

Le Queloune, Patrick Boivin tarafından yazılıp yönetilmiş olan Kanada yapımı bir kısa film.

“Mezarında yatmakta olan Patrice Le Vignoble isimli palyaço bilinmeyen bir sebeple (diyet kola?) canlanır ve mezarından çıkar. Ne olup bittiğini kavrayamaz ve amaçsızca yürümeye başlar. Yolunun üstündeki bir eve girer ve kimlik bunalımını aşmanın yollarını araştırır.”

Kısanın başrolünde Delicatessen (1991), Alien: Resurrection (1997), Amélie (2001), Dante 01 (2008) gibi birçok filmde rol almış, ünlü Fransız aktör Dominique Pinon var. Daha doğrusu kısa için rahatlıkla Pinon’un tek kişilik gösterisi (one man show) diyebiliriz.

Patrick Boivin, Le Queloune ile Open Film’s  ‘Get It Made’ Short Film yarışmasında birinci gelmiş ve çekeceği uzun metraj filmin yapımında kullanılmak üzere verilen 500.000 dolarlık ödülün sahibi olmuş. Robert Duval ile beraber festivalin danışma kurulunda yer alan James Caan kısa film için şunları söylemiş; “Boivin’in işi anında Openfilm’in gözüne çarptı. İzleyeni kendine bağlayan ve geniş çapta duygusal tepkimeler oluşturan, sanatsal, kültürel ve teknik bir karışımdan müteşekkil çılgın bir gezinti. Umarım Boivin’e yaptığımız bu yatırım yaratıcılığını daha çok açığa çıkartabilmesine ve onun tutkusuna sahip yetenekli başka zihinlerin esinlenmesine yardımcı olur.” Devamını oku

Pengabdi setan / Satan’s Slave (1982)

Pengabdi setan 1982 yılı mahsulü Sisworo Gautama Putra tarafından yönetilmiş olan Endonezya yapımı bir bomba.

Film bir cenaze töreni ile açılır. Bay Munarto‘nun eşi, Tommy ve Rita‘nın annesi ölmüştür. Büyük bir konakta yaşayan aile belli ki oldukça varlıklıdır. Cenazeden sonra evde (bizdeki mevlite benzer) bir tören yapılır. Ama anlaşılan aile mensupları dini mevzulara bir hayli mesafelidir.

Tommy annesinin ölümünden sonra kabuslar görmeye başlar. Arkadaşlarının tavsiyesi ile falcıya gider. Falcı ailesinin büyük bir tehlike altında olduğunu ve onları korumak için kara büyü yapması gerektiğini söyler. Falcının yönlendirmesi ile Tommy kendini kara büyüye verir. Bay Munarto işle güçle uğraşmaktan karısının yasını tutmaya vakit bulamaz. Rita ise danslara, partilere gitmeye devam eder. Bay Munarto evi çekip çevirmesi için Darminah isimli hizmetçiyi işe alır. Darminah eve geldikten sonra işler iyice çığrından çıkar. Tommy ve Rita etrafta hayaletler görmeye başlar. Evin bahçıvanı Karto ailenin ölünün kırkı çıkmadan dünyevi işlere daldıklarını görünce onları uyarır, dua etmeye ve namaz kılmaya çağırır ancak kimse onu kâle almaz. Aile yavaş yavaş şeytani güçlerin kontrolü altına girmeye başlar. Devamını oku

Friday the 13th (2009)

Slasher Türüne Kısa bir Bakış

0ae2dae4e3Slasher korku filmleri arasında gösterilen bir alt türdür ve Alfred Hitchcock’un Psycho’su başlangıç noktası olarak görülür. Türün genel özelliği bir grup çaresiz masum gencin izole bir ortamda bir katil tarafından tek tek yakalanarak öldürülmesidir. Her cinayette kan oranı artarak finald kalan (genelde kızdır)’ın katil ile son savaşı vermesi ile biter. Basittir, kanlıdır, heyecanlıdır.

Mario Bava, Lucio Fulci, Umberto Lenzi ve Dario Argento gibi usta yönetmenleri slasher türünün babaları olarak görmek yanlış olmaz. Özellikle İtalya’da ortaya çıkan giallo tarzını yaratan bu ekip slasher’ın da temellerini atmıştır.

80′lere gelindiğinde slasher türü büyük bir ivme kazanmıştır. 80′lerin önemli unsurlarından biri de korku filmlerinde ortaya çıkan yeniliklerdir. Korku filmleri Wes Craven, John Carpenter gibi ustaların elinde 70′lerdeki durağanlığından sıyrılmış ve daha kanlı, daha hızlı gelişen, seyirciye düşünmek için zaman tanımayan, gençlerin çığlık çığlığa katilden kaçtığı, seyircilerin bu curcuna içine girmek için sinemalara aktığı bir türe dönüşmüştür. Artık insanlar korku filmlerine korkmaktan çok eğlenmek için gider olmuştur. Devamını oku

Sonraki sayfa »