Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon (2006)

Behind the Mask: The Rise of Leslie Vernon 2006 yılı mahsulü Scott Glosserman tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. 1976 doğumlu yönetmenin ilk filmi.

Öyle bir dünya düşünün ki Myers, Krueger ve Voorhees popüler korku ikonları değil, gerçek seri katiller. İşte böylesi bir dünyada iki kameraman ve bir sunucudan oluşan bir belgesel çekim ekibi yaptıkları anlaşma neticesinde Myers, Krueger ya da Voorhees gibi örneklerinden beslenen Leslie Vernon isimli yeni bir anti-kahramanın doğacağı geceyi ve öncesindeki bütün hazırlıkları filme çekmek için Glen Echo isimli kasabaya gelir. Leslie Vernon ile tanışan ekip kısa zamanda kaynaşır. Vernon onlara işin nasıl yapıldığı, malum gece öncesinde nasıl hazırlanıldığı ve kurbanların olay gecesi nasıl davranacakları ile ilgili ayrıntılı detaylar anlatır. Vernon uzun uğraşlar ve takipler sonucu kurbanlarını seçmiştir. Seçtiği sekiz kişilik grup içinden bakire olduğunu düşündüğü Kelly’yi final kızı olarak seçer. Olay gecesine kadar herşey yolunda gidiyormuş gibi görünürken ilk cinayet sonrasında çekim ekibi, başta sunucu Taylor olmak üzere, içindeki bulundukları durumu sorgulamaya başlar ve bu işi yapmaktan vazgeçerler. Vernon onlara bir an önce olay yerinden uzaklaşmaları için izin verir. Ama Taylor ve ekibi geride kalan gençleri uyarmaya ve hatta mümkünse kurtarmaya niyetlenir. Bir süre sonra farkına varırlar ki artık kendileri de bir slasher filmi içine hapsolmuş kurban adaylarından başkası değildirler. Devamını oku

Pandorum (2009)

Uzay’dan babam çıksa yerim!

Pandorum uzun zamandır uzay/korku filmi açlığımı yatıştırmak için merakla beklediğim bir filmdi. İlk fragmanları ortaya çıkınca ve IMDB’de olumlu yorumları görünce daha da heyecanlandırdı beni. Event Horizon ile tekrar ulaşılması çok zor bir başarı yakalayan bu tarz uzun zamandır dokunulmayan bir bölge. Alman/Amerikan ortak yapımı olan filmimiz Antibodies(2005) ile dikkatimizi çeken Christian Alvart’ı yönetmen koltuğuna oturtmuş. Devamını oku

Baghead (2008)

Duplass kardeşlerin ikinci filmi Baghead, korku filmi severlerin beğenebileceği, fakat kelimenin tam anlamıyla bir korku filmi olarak tanımlamaktan imtina edilmesi gereken bir film. Bir önceki uzun metrajlı filmleri the Puffy Chair’deki minimalist aile filmi havasını devam ettirdikleri Baghead’de aktör olan, ya da olmaya çalışan ikisi kadın ikisi erkek dört arkadaşın hikayesi anlatılıyor. Filmin başında bir bağımsız film gösterimine giden Nick, Chad, Katherine ve Michelle, birkaç kadehten sonra, kendilerinin de bir bağımsız bir film yaparak şöhret sahibi olabileceklerini düşünerek kendilerini bir arkadaşlarının ormandaki kulübesine atıyorlar. Amaç bir senaryo yazmak, ama tabii kimilerinin başka saikleri de var. Devamını oku

Bad Biology (2008)

Frank Henenlotter isminin birçoğumuzun hafızasında 1982 yapımı Basket Case filmini canlandırdığını söyleyebiliriz. B tarzı komedi-korku filmlerinde kült mertebesine ulaşmış yönetmenin sadece 9 filmi olmasına karşın bunlardan büyük çoğunluğu B film fanları için önemli yapımlardır.  Peki nedir bu filmler? Baket Case (1982) Brain Damage (1988), Basket Case 2 (1990), Frankenhooker (1990), Basket Case 3 (1992). Bu halkaya dahil edebileceğimiz bir diğer filmi ise son yapımı olan Bad Biology (2008)’dir.

Bad Biology, benim son zamanlarda izlerken keyif aldığım nadir yeni yapım filmlerden biri. Film genetik bozuklukları yüzünden cinsel açlık çeken bir kadın ve bir erkeğin bir noktadan sonra kesişen ortak hikayelerini anlatıyor. Sağlıksız bir cinsellik üzerine kurulu olan film günümüz gençliğinin cinselliğe bakışına eleştirel bir yaklaşım sergiliyor. Günümüz gençliğinin cinselliğini sınırsızca yaşaması ve bir doyuma ulaşamaması, yönetmenin iki ana karakteri Jannifer (Charliee Danielson) ve Batz (Anthony Sneed)’in de genetik bozuklukları yüzünden sürekli cinsel açlık çekmeleriyle anlatılmaktadır.

Jannifer’ın doğuştan yedi klitorisi vardır ve sınırsız bir cinsellik yaşamasına rağmen doyuma bir türlü ulaşamamaktadır. Beğendiği birçok erkekle birlikte olan Jannifer’ın tuhaflıkları sadece yedi klitorisi olmakla bitmiyor. İlişkiye girdikten iki saat sonra ise doğum yapmakta ve bebekleri ölüme terk etmektedir. Batz’in durumu ise daha vahimdir. Anormal boyutlardaki penisi, büyüklüğünün yanı sıra başına buyruk tavırlarıyla Batz’e rahat vermemektedir. Sürekli bir cinsel açlık çeken Batz günlük yaşamda da ereksiyon olmamak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Fakat ilaçlar artık derdine çare olmamakla birlikte Batz’ın sağlığını da tehdit etmektedir.

Filme salt korku filmi demek yanlış olur. Fakat bir başlık altında kategorize etmek için birçok yerde korku sıfatı kullanılmış. Frank Henenlotter komedi öğelerini de filme kendi üslubuyla dahil etmiş. Bence, Frankenhooker’dan sonra en fazla komedi unsuruna yer verdiği filmlerden bir tanesi Bad Biology. Batz’ın masturbasyon sahnesiyse benim hayatım boyunca gördüğüm en yaratıcı masturbasyon sahnesiydi. Bunun haricinde Jannifer’ın Batz’ın yerde yatan penisine önce kalp masajı ardından da suni teneffüs yapması benim gibi bir çok izleyiciyi kahkahaya boğacaktır.

Filmdeki oyunculuğa değinecek olursak, oyuncuların tamamına yakınının ilk filmi olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın başrol oyuncuları Charlee Danielson ve Anthony Sneed başarılı oyunculuğu ilk filmleri olmasına karşın oldukça tatmin edici. Bunun dışındaki  oyuncuların oyunculuğun yerlerde süründüğünü söylememe sanırım gerek yok.

Bad Biology, yönetmenin 2004-2005 yıllarında çektiği Son of Psycho ve Lurid Women’dan sonra eski tatları bize yeniden yaşatan izlenmesi gereken eğlenceli bir film.

Post Apokaliptika: Daybreakers (2009), The Road (2010), Book of Eli (2010)

Ocak ayı başında Londra’ya geldiğimden beri sinemada gitiğim 3 filmin de post apokaliptik olmasından dolayı tarifsiz bir haz, hatta huşu içerisindeyim. Nedir bu filmler: Daybreakers (2009), The Road (2010) ve Book of Eli (2010). Hepsi de gişede ilk 5′te yer almış filmler! Mad Max‘ten bu yana her daim B-tipi aksiyon filmlerinde işlenmesine alışkın olduğumuz post apokaliptik türünün, böylesine büyük bütçeli ve ”iyi” filmlerle zengileşmesine tanık olmak büyük bir keyif. Hele ki benim gibi üniverstede bu konuda ödev yazmış biri için…   Can Evrenol

Post apokaliptik, Türkçe’ye mahşer-sonrası diye çevrilebilir. İngilizce’deki Post (sonrası) ve Apocalyptic (Mahşer, mahşeri) kelimelerinin birleşimiyle oluşan bir tabir. Belirli bir bilim-kurgu alt türü olduğu için de dilimize post apokaliptik diye geçmiş, geçmesinde de bir sorun yok kanımca…  Enteresan olan son zamanlarda bu türe ait bir çok büyük bütçeli gişe canavarı filmler yapılıyor olması. Bizim alıştığımız neydi? İşte Mad Max‘lerdi, B-tipi aksiyon filmleriydi. Hatta İtalyan taklit çöp filmleriydi. Ancak şimdi ne var? Disney yapımı, akıllara zarar bir bilim kurgu animasyonu olan Wall-E (2008) var. Efendime söyleyeyim, son derece acıklı bir animasyon başyapıtı 9 (2009) var. Children of Men (2006) var, I Am Legend (2007) var, Doomsday (2008) var, Terminator Salvation (2009) var.. var da var…  (Hatta Mad Max 4 de 2012′de geliyor!) Devamını oku