Lake of The Dead / De Dødes Tjern (1958)

Kuzey Avrupa sinemasını oldum olası severim. Hele de Kuzey Avrupa’dan çıkan korku ya da gerilim filmlerini büyük bir huşu ile bağrıma basıp keyifle izliyorum. Kuzey’in o soğuk ve sert havasına çok denk düşüyor gibime geliyor gerilim sineması.

André Bjerke’nin aynı adlı romanından uyarlanan Lake of The Dead ya da Lake of The Damned, 1958 Norveç yapımı kült bir klasik. İnternette araştırma yaparken pek çok farklı sitede okuduğuma göre, pek çok Norveçli genç için Lake of The Dead Norveç’te yapılmış en iyi korku filmiymiş. Belki Norveç’te doğup Lake of The Dead’i 7 yaşımda izlemediğimden; ben öyle düşünmüyorum açıkçası. Ancak geçen yıllar içinde son derece ilham verici bir misyon üstlendiğini de görebiliyorum.

Film, 1958 yazında birkaç günlüğüne göl kıyısındaki bir kulübede tatil yapmaya giden bir grup genç arkadaşın başından geçenleri anlatıyor. Amerikan sinemasında son derece alıştığımız üzere, gençler birer birer yamyam katillere kurban olmuyorlar. Zaten de yıl henüz 1958. Yani yamyam katiller henüz mısır tarlalarında vitamin olarak ikamet ediyorlar… Devamını oku

Take Shelter / Sığınak (2011)

Yazan: 17 Şubat 2012  
Kategori: Doğaüstü Fenomen, Film İncelemeleri

Take Shelter! Take Shelter! Take Shelter!

2007 yılında yazıp yönettiği ilk filmi Shotgun Stories ile tanıdığımız, 1978 Arkansas doğumlu senarist ve yönetmen Jeff Nichols’un son filmi Take Shelter, görüntü yönetmenliğini yine Shotgun Stories’den tanıdığımız Adam Stone’un yaptığı ve 5 milyon dolar bütçeyle çekilen bağımsız bir film. İlk gösterimi 2011 Sundance Film Festivali’nde yapılan Take Shelter, aynı yıl Cannes Film Festivali’nde “Eleştirmenler Haftası Büyük Ödülü” ve “SACD Ödülü”nü de kazanan pek çok övgü kazanmış bir yapım. Filmin başrollerinde yönetmenin vazgeçilmezi Michael Shannon ile son zamanlarda adından sıkça söz ettiren ve birbiri ardına başarılı projelerde yer alarak adeta bir yıldız gibi parlayan Jessica Chastain yer alıyor. Devamını oku

The Devil Inside / İçimdeki Şeytan (2012)

Korku filmlerine merakım küçük yaşlardan başlar. Henüz yaş sınıflandırmalarının olmadığı bir iklimde çoğunlukla serbestçe, kimi zaman da gizlice girip seyrettim bu dehşet seremonilerini… Ne seyrettiğimi pek umursamayan babamın sadece tek bir filmi görmeme izin vermediğini hatırlıyorum; Şeytan (The Exorcist)! Yapma denileni mutlaka yapan bir yaramaz olduğumdan, eniştemin sinemasına (Samsun Zafer sineması) ondan bile gizlice dalıp izlemiş, korkudan ne yapacağımı şaşırmış, koltuğa sinip kalmıştım. O şok etki yüzünden midir bilmem Exorcism/Şeytan çıkarma filmlerine başka bir tutkuyla yaklaştım her daim…

“Şeytan” girişinden anlaşılacağı üzere İçimdeki Şeytan (The Devil Inside), şeytan çıkartma ritüelini ve bünyeye zararlarını perdeye taşıyan bir yapım. Bu alt türün örneklerinin en mesafelisinin bile Hıristiyanlık üzerine kaba bir propagandası mevcuttur. Sanki iyilikle yola/kiliseye gelmeyenler bu türden filmlerle dürtülmek istenmektedir. İçimdeki Şeytan din kavramıyla iyice arası açılmış batılı seyirciyi tavlamak için olsa gerek, “Vatikan bu filmi asla desteklememiştir ve içeriğine onay vermemiştir” gibisinden bir giriş jeneriği ile izleyenini tavlamaya çalışıyor. 1989′dan kalma bir VHS’de olay yeri incelemesi kaydı izlemeye başlıyoruz. Maria Rossi’nin evinden gelen bir 911 araması sonrasında dairesine giren polis memurları, feci şekilde öldürülmüş kurbanları (iki rahip ve bir rahibe) teşhis ediyor, kamera ortada duran kolları kırık bir sandalyeye zoom yapıyor. Odada bir şeytan çıkarma ayini yapılmış ama bazı şeyler yolunda gitmemiş anlaşılan… Sonra homurtular ve… TV kanallarında, diğerlerinin yanında cesetleri parçalanmış şekilde ölü bulunan 3 polis memurunun haberi. Cesetler mezara, Maria Rossi Roma’da bir akıl hastanesine… Sıkı başlangıç doğrusu! Devamını oku

Don’t Be Afraid of the Dark (2010)

14 yaşındaki Sally annesinin nedendir bilinmez aldığı bir karara göre artık babası ve onun kız arkadaşı Kim ile birlikte onların restore ettirmeye çalıştıkları 19. Yüzyıldan kalma bir evde yaşamak zorunda kalmıştır. Evin buram buram tarih kokan köşelerinden birinde ise bu kırgın küçük kızın ruhunun onlara ait olduğuna inanan bir topluluk yaşamaktadır ve ne pahasına olursa olsun özgür kalacak ve o ruhu alacaklardır.

2010 yapımı film aslını, senaryosunu Nigel Mckeand’ın yazdığı, yönetmenliğini John Newland’ın üstlendiği, başrollerini Kim Dorby ve Jim Hutton’ın paylaştığı 1973 yapımı bir televizyon filminden almıştır. Film gösterildiği tarihte çok büyük ilgi görmüş ve o zaman için başarılı yapımlardan biri olarak televizyon tarihindeki yerini almıştı.

Gelelim biz filmimize. Filmde kocası tarafından önemsenmeyen ve yalnızlığa itilmiş genç kadın Sally’nin yerini annesi ve babası ayrı hayatlar seçen, annesi tarafından babasına hiçbir açıklama yapılmazsızın gönderilen velhasıl kendini terk edilmiş, sevgisiz kalmış hisseden küçük bir kız alıyor. Kendini annesinin sıcacık evinden atılmış bir vaziyette, kocaman, eski ve bomboş bir evde buluyor. Elinde yeteneğinin resim yapmak olduğunu belli eden bir resim defterini sıkı sıkıya tutarken tanışıyoruz çocuk Sally ile. Tv filminde genç kadının rolünü üstlenen bu küçük kızda filmin ilerleyen dakikalarına kadar onun kaderine gark oluyor ve kimseyi bu evdeki tehlikenin boyutlarına ikna edemiyor. Devamını oku

Black Roses (1988)

John Fasano’nun yönetmenliğini yaptığı 1988 yapımı Black Roses 80′ler korku filmlerinin izinden giden, Amerika’nın metal müziğe tavrını eleştiren bakışı ile ilginç ve güzel bir eğlencelik. Özellikle Heavy Metal severler tarafında efsane olmuş sountrack’i ile de hem göze hem kulağa hitap etmesini biliyor (göze hitap genelde baştan çıkarıcı kızlar ile yapıldığını belirtmeme bilmem gerek var mı?).

Konuya gelecek olursak, çıkardıkları albümle büyük bir başarı kazanan Black Roses grubu Amerika turnelerine ufak ve muhafazakar bir kasaba olan Mill Basin’de başlamaya karar verirler. Bu minik Amerikan kasabası fazla dışa açılmamış, dinine bağlı, düzgün, sevimli, suça bulaşmamış örnek vatandaşlardan oluşmaktadır. Ancak bu grubun geleceğini duymaları kasabada “eyvah namus elden gidiyor” tepkisine neden olur. Tüm bu tepkilere aldırmayan vali ve okulun kafa öğretmeni seri olarak verilecek konserin ilk günü kasabanın ileri gelenleri ile izlemeye gider. Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »