Apollo 18 / Ölüm Yolculuğu (2011)

ABD ve Sovyetler (hey gidi…) “dünyanın süper gücü benim!” diyebilmek için binlerce kilometre yukarıda, uzayda verdiler asıl savaşlarını. Toplumları, Ay’a ilk kim giderse dünyanın patronunun da o olacağı konusunda manipüle ettiler! Bunun bir sonucu olarak geliştirilen Apollo projesi kapsamında Nasa, 1961 ve 1975 yılları arasında, Ay’a 17 insanlı uçuş gerçekleştirdi. Peki, Ay’a gidince elimize kilolarca ay taşından başka ne geçti? Kim bilir… Belki de çoğu esrarlı bir şekilde kaybolan o taşlara bir kez daha bakmak gerekecek!

Apollo 18:Ölüm Yolculuğu de öyle yapıyor. Yönetmen Gonzalo Lopez-Gallego, asla gerçekleşmemiş bir ay yolculuğunu, işin içine bolca bilim kurgu katıp yönetmeye soyunmuş ve bunu yaparken de ‘gerçek gibi’ olma sevdasına, found footage / buluntu film’in kollarına sığınmış. Bu kimi seyirci için üzücü bir haber olabilir. Zaten klostrofobik bir ortam olan Apollo kapsülünün içine bir de el kamerası sokulduğunu duyduğunuzda hayalleriniz yıkılabilir ama filme bir şans vermekte de sonsuz fayda var. Devamını oku

Without Warning (1980)

It Preys On Human Fear. It Feeds On Human Flesh.

(İnsan korkularını avlıyor. İnsan etiyle besleniyor.)

 

Without Warning 1980 yılı mahsulü Greydon Clark tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film. It Came Without Warning ya da Alien Shock olarak da bilinir. Başrollerde Jack Palance ve Uzay 1999’un Kaptan Koenig’i Martin Landau gibi iki önemli isim var.

Film tedirgin edici bir müzik eşliğinde, etkileyicilikten uzak, amatör ötesi ormanlık alan görüntüleri ile açılır. Kıyafetiyle ‘ben avcıyım’ diye bağıran bir adam yol kenarına park etmiş karavana doğru ilerler ve içeride uyuyan oğlu Randy’yi uyandırır. Avcılık mevzusuna kilometrelerce uzak olduğu her halinden belli olan Randy’nin bu baba-oğul kaynaşmalı avlanma gezisine gönülsüzce katıldığı ortadadır. Garip ikili bir süre sonra dairesel şekilli, uçan, minik ‘şey’ler tarafından saldırıya uğrar. Bu ‘şey’ler insan vücuduna yapışıp gövdesinden çıkan damarımsı kollarla vücudun içine girerek kurbanını öldürür.

Ancak burada şöyle bir saçmalık var, Randy 20’li yaşlarının başındadır ve bu tip baba-oğul organizasyonları için yaşı bir hayli geçmiştir. Filmin inandırıcılığını zedeleyen, hatta ciddiye alınmasını engelleyen bu rol için neden ergen yaşta bir oyuncu seçilmemiş anlaşılır gibi değil. Belki de çocuğun uçan ‘şey’lerin saldırısına maruz kaldığı sahneyi sansür ya da ‘rating’ belasından uzak, daha rahat çekebilmek için tercih edebilecekleri akla yatkın geliyor ama Randy’nin saldırıya uğradığı sahne filme giremeden makası yemiş. Devamını oku

Dolls (1987)

Yazan: 28 Mart 2012  
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri

Dolls 1987 yılı mahsulü Stuart Gordon tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.

1947 doğumlu Gordon korku severlerin oybirliğiyle çoktan kült mertebesine layık gördüğü efsane yönetmenlerden biri. Bugüne kadar sinemaya uyarlanan Lovecraft eserlerinden en başarılı bulunanların arkasındaki ismin Gordon olduğunu özellikle vurgulamak lazım. 1979’da televizyon için çektiği filmi saymazsak, daha ilk işi Re-Animator (1985) ve sonrasında gelen From Beyond (1986) ile korku sinemasına hızlı bir giriş yapan yönetmenin üçüncü filmi ise yazıya konu olan Dolls.

Küçük Judy, babası David ve üvey annesi Rosemary arabayla seyahat ederken fırtınaya yakalanırlar. Çamura saplanan arabayı kurtaramayan sorunlu aile hemen yanı başlarındaki eve sığınmaya karar verir. Oyuncak bebek yapan yaşlı bir çiftin ikamet ettiği ev tıka basa oyuncak bebekle doludur. Benzer şekilde yolda kalan çocuk ruhlu, saf Ralph ve otostopla arabasına aldığı iki çılgın kız da (Enid ve Isabel) aynı eve sığınır. Misafirperver yaşlı çift fırtına geçene kadar herkesi ağırlamayı kabul eder.

Yorgun misafirler odalarına çekilir. Isabel çalınacak değerli eşya peşine düşer ve evin loş koridorlarında gezinmeye başlar. Girdiği bir odada canlanan oyuncaklar Isabel’i öldürür. Olayı gören Judy ailesine durumu anlatır ama tabii ki ona inanmazlar. Ralph ile güçlerini birleştiren Judy canlanan oyuncakların sırrını çözmek için kolları sıvar. Gece herkes için pek hayırlı geçmeyecek gibidir. Devamını oku

Repo! The Genetic Opera (2008)

2008’in en ilginç yapımı ile karşınızdayım. Repo! The Genetic Opera, Korku-Rock Opera olarak nitelenebilecek pek de örneğini görmediğimiz bir müzikal film. Darren Smith ve Terrance Zdunich’in oyunundan uyarlanan filmimizin yönetmen koltuğunda ise Saw’un devam filmlerinden tanıdığımız Darren Lynn Bousman oturuyor.

21. yüzyılın ortalarında insanlık bir hastalığın pençesine düşer ve organ yetmezliğinden ölümler baş gösterir. Milyonlarca insanın ölümü ile sonuçlanan salgın sonrası Geneco adlı bir şirket insanlığın ihtiyacı olan organları onlara sunarak ortaya çıkar. Ancak şirket ödemeleri geciktirenlere Repomenleri yollamakta ve sahibi olduğu organları vahşice geri almaktadır.

GeneCo’nun sahibi Rottissimo “Rotti” Largo (Paul Sorvino) dünyanın en güçlü adamı olsa da hastalıkla boğuşmakta ve sonunu en büyük kötülüğünü planlayarak hazırlamaktadır. Nathan Wallace (Anthony Stewart Head)’ın 17’lik kızı Shilo Wallace (Alexa Vega) Largo’nun son kurbanı olacak mıdır?

Nathan Wallace karısını hastalıktan kaybetmiş ve son anda doktorluğu ve neştere hakimiyeti sayesinde kızını kurtarmıştır. Ancak Shilo da annesi gibi hastadır. Wallace kızını kurtarmak için Largo’nun Repoman’i olarak çalışmakta kızını ise evinde dış dünyaya kapalı bir şekilde yetiştirmektedir. Largo’nun Shilo ile oynaması Wallace’ın hıncını çeker ve Repoman olarak son görevine çıkar. Devamını oku

Troll 2 (1990)

Yazan: 24 Mart 2012  
Kategori: Fantastik, Film İncelemeleri, Korku Filmleri

The Room ve Birdemic’ten sonra geceyarısı gösterimi fenomenine dönüşmüş kült “iyi kötü filmler” serimiz Troll 2 ile sonuçlanıyor. Neyseki Troll 2, The Room ve Birdemic gibi mekanım San Francisco’da geçmiyor, “Koydaki şehir” yerine Utah’ın çölle kaplı kasabalarından birinde çekilmiş.

Öteki Sinema için yazan: Oktay Ege Kozak

1990 yılında vizyona girdiğinden beri Troll 2’nin dünya çapında tonlarca hayranı var ve her geçen yıl popülaritesi büyüyor. Günümüzde bile Amerika başta olmak üzere dünyanın her köşesinde geceyarısı gösterimleri devam ediyor. Her geceyarısı filminde olduğu gibi hayranları en favori karakterleri (Veya konu Troll 2 olunca en favori goblinleri) olarak giyinip beyazperdeye filmin gülünesi repliklerini bağıra çağıra tekrarlayıp rastgele plastik eşyalar fırlatıyor.

Troll 2’den önce ve sonra senaryo yazarı eşi ile toplam 23 film yönetmiş İtalyan korku “auteur”ü Claudio Fragasso’nun imzasını taşıyan Troll 2, ismine rağmen aslında ilk Troll filmi ile uzaktan yakında alakası olmayan bir felaket. Aslına bakarsanız filmdeki şaka dükkanından alınmış maskelerle şuursuzca sağa sola koşan cücelerin canlandırdığı yaratıklar troll bile değil, hikayeye göre vejeteryan goblinler (Evet, doğru okudunuz).

Sinemanın en uyuz veletlerinden biri olan Joshua (Dünyanın en kötü çocuk oyuncusu Michael Stephenson), ölü dedesinin hayaleti tarafından ailesinin Nilbog isimli (Goblin’in tersten yazılmışı, Fragasso gerzek seyirci için uzun uzun açıklıyor sonradan) esrarengiz bir kasabaya taşınmamasını, kasabanın vejeteryan goblinlerle dolu olduğunu uyarır. Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »