Sinemamızın Bütün Kadınları’na (100 Kadın)

Yazan: 22 Aralık 2011  
Kategori: Kavram - Kuram, Türk Sineması

Türk sinemasının Cumhuriyet öncesi döneminde Müslüman Türk kadınlarının filmlerde oynaması yasaktı. Bu nedenle ilk dönem Türk filmlerinde Ermeni, Rum, Beyaz Rus gibi gayri müslüm azınlıklardan kadın oyuncular rol alır.

1916 yılında çekilen Himmet Ağa’nın İzdivacı filminde oynayan Rozali Benliyan ve Lusi Avuşyak, Sedat Simavi’nin çektiği “Pençe”(1917) filminde oynayan Eliza Binemeciyan bu oyuncuların ilklerindendir. Onları Matmazel Blanche (Binnaz, 1919), Lydia Ley (Koruyan Ölü, 1917), Madam Kalitea, Bayzar Fasülyeciyan (Mürebbiye, 1919), Madam Sarmatova, Anna Mariyeviç, Helena Antinova (Boğaziçi Esrarı, 1922) gibi isimler izler. Yine 1922 yılında Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “İstanbul’da Bir Facia-ı Aşk” filminin başrolünde Anna Mariyeviç oynar. Aynı filmde oynayan diğer kadın oyuncular da gayrimüslüm azınlık oyuncularıdır. Roza Felekyan, Liane Console, Aznif Mınakyan, Siranuş Aleksenyan’dır bu oyuncular.

Cumhuriyet’le birlikte Müslüman Türk kadınları da filmlerde oynamaya başlarlar. Türk kadın oyuncuların yer aldığı ilk Türk filmi Muhsin Ertuğrul’un yönettiği “Ateşten Gömlek” (1923) filmidir. Bu filmdeki kadın oyuncular Bedia Muvahhit ve Neyyire Neyir’dir. 1928 yılında çekilen “Ankara Postası” (Muhsin Ertuğrul) filminde Neyyire Neyir’in yanısıra İsmet Sırrı da rol alır. Filmlerde rol alan üçüncü Türk kadını İsmet Sırrı’yı, Şaziye May, Emel Rıza, Halide Pişkin izler. 1933 yılında Muhsin Ertuğrul’un çektiği, Nazım Hikmet’in Mümtaz Osman takma adıyla senaryosunu yazdığı “Söz Bir Allah Bir” filmiyle Cahide Sonku gelir Türk sinemasına. Tiyatro sahnelerinin yıldız oyuncusu, “Aysel Bataklı Damın Kızı” (1934) ve “Şehvet Kurbanı” (1940) filmleriyle sinemada da yıldızlaşır. 1939 yılında Feriha Tevfik’in başrölünü oynadığı “Allah’ın Cenneti” (M. Ertuğrul) filmiyle Nezihe Becerikli, yine aynı yıl “Bir Kavuk Devrildi” filmiyle Muazzez Arçay gözükmeye başlar beyazperdede. Aynı yıllarda Sezer Sezin, Gülistan Güzey, Handan Adalı, Oya Sensev, Aliye Rona, Mesiha Yelda, Gönül Beyhan gibi isimler sinemayla tanışan ve sonraki yıllara da kalan önemli kadın oyunculardır. Devamını oku

Nar (2011)

Yazan: 21 Aralık 2011  
Kategori: Film İncelemeleri, Türk Sineması

NARDIK… BÜTÜNDÜK… BİRDİK… TAMDIK…

Ne acıdır ki, gösterim tarihi olan 16 Aralık’a kadar; 48. Altın Portakal Ulusal Yarışmadaki akıbeti ile adından söz ettirecek Nar! Sonrası ise “şimdilik” meçhul… Sonuç itibarı ile Nar’ın geniş kitleler tarafından bilinmesi (mevcut kopya sayısını da hesaba kattığımızda) uzun bir sürece yayılacak gibi görünüyor! Varsın nektarı taze olsun!

Yukarıdaki girizgahım yanlış anlaşılmaya mahal vermesin! Ümit Ünal’ın sosyal medyada paylaştıklarına sonuna kadar katılıyorum. Bununla birlikte Ümit Ünal’ın hakkını teslim eden eleştirmen arkadaşlarımın – büyüklerimin tutumunu da takdir ediyorum. Ama diğer taraftan ödüllerin yaptırımına da bu kadar takılmamak gerektiğine inanıyorum. Fakat bu mesele –sözüm ona- genç yönetmenleri desteklemek adına, kaliteli işler ortaya koyan ustaların hakkını yeme noktasına geldiğinde de sadece festivallerin defalarca zedelenen itibarlarına bir sökük daha peydah etmekle kalmayacak, Türk Sinemasının da “Kaybetmesini” sağlayacak. Öyle ya! Ümit Ünal, kendi kalibresine yanaşamayacak amatör arkadaşlar ile aynı kümenin elemanı olmak zorunda değil! Jürilerin bu düşüncesiz ve acımasız tutumları, gelecek festivallerde daha çok niteliksiz yapımın yarışmasını sağlayarak sinemamıza ve izleyicimize daha fazla eziyet etmenin dışında hiçbir işleve sahip olmayacaktır!

Nar’ın ve Ümit Ünal’ın festival ile olan ilişkisini yukarıda toparladığıma inanarak –ki emsallerini zaten sosyal medyada pek çok farklı kalemden, türlü varyasyonları ile okuyabilirsiniz- filmimizin içeriğine doğru direksiyonu kırmak istiyorum! Öncelikle karşımızda Türk sinemamızda pek de emsaline rastlamayacağınız bir örnek duruyor. Ümit Ünal’ın nev-i şahsına münhasır sinemasının bir nevi özeti aslında Nar. Öyle ki, 9’u izlememiş olanlar ya da Kaptan Feza’ya burun kıvıranlar, senaryosunu Uygar Şirin’in yazdığı Ses ya da –yine ülkemizde pek sık yüzülmeyen sularda kulaç atan- Gölgesizler’i göz önünde bulundurarak sağlam bir çıkarım yapabilirler. Devamını oku

Yaşar Usta Benim Babamdı…

Yazan: 21 Aralık 2011  
Kategori: Kavram - Kuram, Türk Sineması

Münir Özkul ve rahmetli Adile Naşit’i çocukken kendi annem, babam sanırmışım. Bu his orta yaşlı olduğum şu günlerde hala geçmiş değil… Ertem Eğilmez ve Arzu Film yaratımı tüm filmleri ve en çok da Gülen Gözler‘i izledikten sonra hala Yaşar babamla, Nezaket anneme sarılır uyurum.

Nezaket hanım, (Adile Naşit) çocuklarının her açığını ve eksiğini kapatan, kendini onların yoluna feda etmiş bir candır. Yaşar Usta (Münir Özkul) ya da aynı fabrikanın işçisi Şener’in (Şener Şen) deyişiyle “Yatar utta” ise, tüyleri dökülmüş yaşlı bir kartal gibi köşesine çekilmiş, kendi küçük dünyasında mutlu ama o dünyaya bir zeval geldiğinde kanatlarını açıp yavrularını koruyacak ve düşmanın gözlerini oyacak sağlam bir karakterdir. Söylediği de laf değildir hani… Aile Şerefi filminde Oktay ve babası onun sabrını zorlayınca, karıncayı bile incitmeyen Yaşar usta, almış çifteyi, basmış kokteyli ve Oktay’ın o sefil canını almıştır. (Münir Özkul’un buradaki adı Rıza’dır ama aynı karakter özelliklerini sergiler.)

Siyasi olarak memleketin ve içinde yaşayanların sabrının sınandığı, Kültür yozlaşmasının en beter şekline kavuştuğumuz ve son direniş kalelerinin de Recep İvedik’lerce yıkıldığı  şu umutsuz günlerde, anasız, babasız, sinemasız kalmış tüm yetim Türkiye’liler için gelsin o zaman:

Devamını oku

Homoti (1987)

12 Şubat 2008 yılında yayınladığımız ve filmle ilgili ilk Türkçe içeriği barındıran yazıdır. Yeni haberi olan medyamıza günaydın diyerek güncelliyoruz

Yıllardır sıkı bir ucuz sinema meraklısı oldum. Bazılarının 5 dakika bile ayırmaya tenezzül etmediği kimisi ham film israfı kalitesindeki yüzlerce filmi soluk perdeli salonlarda, VHS kasetlerde, VCD’lerde DVD’lerde hatmettim durdum. Divx mefhumunun yaygınlaşması ile ortaya benimde izlemediğim daha onlarca film çıktı ve bunları hazmederken bir yandan da “Öteki Sinema” aracılığıyla sizlerle paylaştım. Çevremde sinemasal merakı ve bilgileri ile hatırı sayılır bir popülarite kazanmış olarak kasım kasım kasılırken birden onunla karşılaştım ve Evrenin büyüklüğü karşısında ezilmiş bir atom parçası gibi kendimden geçip sonsuz kederlere sevk oldum!

Birazdan sizi Video piyasasının DKA* sı olan fakat neredeyse tamamen gömülü kalmış akıllara zarar bir filmle tanıştıracağım… Bu öyle bir filmki, başka bir ülkede yapılmış olsa, rahatlıkla yaratıcısı Müjdat Gezen’in kurşuna dizilmesi yada İlkokul çocuklarına taşlattırılarak recm edilmesiyle sonuçlanacak tepkilere yol açabilirdi. Fakat öte yandan da buram buram kitsch atmosferi ile çoğu blockbuster*dan daha ilgi ve zevkle izleniyor. Yine de eğer MGSM (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) sınavına katılacak öğrencilere bu film bir kez izletilse herhalde Müjdat abi o sene mezun veremez diye düşünüyorum!

Devamını oku

Musallat 2: Lanet (2011)

“Yazıya nasıl giriş yapmam gerektiğini uzunca düşündüm. Çünkü yazacağım film, yani; Musallat beni o kadar arada bıraktı ki, Olumlu yada tam tersi bir girişin, yazının geri kalanını da yönlendireceğinden korkuyorum. Fantastik ve korku sineması düşkünü olarak pozitif bir başlangıca karar verdim fakat bu demek değil ki ağaçtaki ham meyvaları görmezden geleceğiz…”

2007′de gördüğüm ilk Musallat filminin Öteki Sinema için yaptığım kritiğine böyle girişmişim… Aradan geçen 4 yıldan sonra, benzer bir giriş yapmaktan çekinmiyorum. Alper Mestçi yine çok iyi bir film çekebilecekken yaptığı yanlış manevralar yüzünden Türk sinemasına bir korku başyapıtı sunmanın uzağına düşüyor.

İnsanın 2 yaşından öncesini hatırlayamaması ve o yılların karanlığı üzerine bir film Musallat 2… Elif  (Türkü Turan) filmde kapkaranlık geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalan bir ressamı canlandırıyor ve yaşadığı tüm sorunların aslında geçmişindeki büyük bir hatadan kaynaklandığını öğreniyor. Bu büyük hata korkunç ve çözülmesi mümkün olmayan bir büyü.. Devamını oku

Sonraki sayfa »