Beş Şehir (2010)

Onur Ünlü’nün son filmi “Beş Şehir” nihayet vizyonda… Kasım ayında görmeyi umduğumuz ama Nisan’da bu imkana kavuştuğumuz film, beklediğimize değen, yönetmenin tüm özentilerinden arınıp rüştünü ispat ettiği ama alışkanlıklarından da vazgeçmediği oldukça ilginç bir yapım.

Onur Ünlü, seyircinin ve eleştirmenlerin çoğunluğu tarafından afaroz edilen ilk filmi “Polis”ten beri özellikle takip ettiğim, senaristlik yanı da kuvvetli bir yönetmen. Musa Rami gibi bir karakteri ve hikayesinin potansiyelini tam değerlendirememiş olsa da, yarattığı anlam zenginliği, metafor ve B film referansları ile “Eğer bir gün Türkiye’den bir Sergio Leone çıkacaksa o kişi bu adam olacak…” gibi iddialı bir cümle kurmama sebep olmuştu. Bu lafı etmemin en büyük sebebi, tıpkı büyük usta gibi, bir filmde yarattığı tüm karakterleri öldürmesi, bunu bir şiir, bir senfoni gibi sunması ve bundan büyük haz duymasıydı. Hemen ardından gelen “Çocuk” anlamsız bir çabaydı. 3. filmi “Güneşin Oğlu” ise Türk fantastik sineması için oldukça ilginç bir deneme olmasına rağmen başlangıçta yakaladığı enerjisini kaybederek sıkıcılaşan, iyi niyetli ama ıskalanmış bir projeydi. Yine de, “Onur Ünlü” sinemasının karakteristiğine sahip bir film olarak hem “öldürme” olayında nerelere kadar gidebileceğini anlamamıza, hem de yönetmenle ilgili ümitlerimizi korumamıza yardımcı oldu. Devamını oku

Kara Köpekler Havlarken (2009)

Yazan: Murat Tolga Şen 17 Mayıs 2010  
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Sineması

Bağımsız ve bütçesiz bir sinema örneği olan “Kara Köpekler Havlarken” sadece 20 kopya ile sessiz sedasız gösterime girdi. Velhasıl, bu “vizyon” dediğimiz de acayip bir yapı aslında… Genç yönetmen Mehmet Bahadır Er’in daha sonra çektiği bir tuhaflık abidesi olan “No Ofsayt”ı aylar önce izlemişken “asıl” filmini görmek için bu kadar sabretmemiz gerekti.

Filmin daha başında, kenar mahalle, çatıda kuş besleme gibi bazı temalarının geçen yıl izlediğimiz “Başka Semtin Çocukları” filmi ile benzer, hatta oradan aşırılmış olduğunu düşündüm. Seyirciyle gecikmiş buluşması yüzünden çoğu izleyici de aynı şeyi düşünecektir belki de ama Kara Köpekler Havlarken, daha önce başlamış ve bitirilmiş bir iş…

Gelelim filme; “Biz de ekmeğimizi bulsak, üstümüze başımıza çeki düzen versek, biraz adama benzesek…” diyor Çaça ve hikayenin derdini özetliyor. Dibini sıyırmaktan bıktıkları hayatı doyasıya yaşamakla ilgili umutları olan Selim, Ayşe, Çaça ve biraz da Reis’in öyküsü bu… Fırsat sandıkları felaketlerinin çevresinde, besledikleri güvercinler gibi takla atarlarken aç martıların hışmına uğrayan kenar mahalle insanlarının yükselmekten umutları kalmadığı anda daha da düşmemek için çırpınmalarının anlatıldığı adı gibi kara bir film…

1975 yapımı “Canım Kardeşim” varoşun en zehirli anlatımını yapan filmdir gözümde… O yıllara uygun melodramasını bir yana bırakırsak özellikle kameranın sadece arkasına dönüp aynı planda gökdelenlerden çamurlu sokaklara geçtiği sahne unutulmazdır. Kara Köpekler Havlarken, bu Ertem Eğilmez başyapıtının daha tehlikeli bir hikayesini anlatır gibi ve özellikle kullanılan benzer dış çekimler bu filme de yarı belgesel bir hava katıyor. Karakterlerin arasındaki bağlılık da neredeyse aynı… Hatta Selim ve Çaça’nın boyu, posu ve jestleri ile Tarık Akan ve Halit Akçatepe’nin referanslarına bağlı kaldığını bile düşünmek olası… Bu arada hakkını yemiş olmayalım Volga Sorgu gözüktüğü her sahnede hikayeyi hızlandıran, güçlü bir oyuncu. Devamını oku

Kıskanmak (2009)

Yazan: canevrenol 06 Nisan 2010  
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Sineması

Zeki Demirkubuz’dan, kendi sanatı ve Türk sineması adına harika bir hamle…

Zeki Demirkubuz filmlerini ne kadar sevdiğimi, saydığımı ve onlardan ilham aldığımı her fırsatta dile getiriyorum. Umarım bir gün hep hayalim olan, ”fantastik detaylara sahip ancak yapı olarak bir Demirkubuz filmi” diye ifade ettiğim bir film yapabilirim.

Demirkubuz’un bu son filmi Kıskanmak‘ı oldukça geç bir şekilde daha ancak bugün izleyebildim. İlk olarak birkaç gün önc, sabah karşı izlemeye başlamıştım. Açılış sahnesi bana biraz eski ”Kurtuluş” dizisini hatırlattı ve hayal kırıklığına uğradım. (Kurtuluş dizisini çok keyifle hatırlarım, ancak teknik olarak biraz basit ve kuru olmasından dolayı, artık 2010 yılında bir Demirkubuz filminden bu aynı tadı almak beni hayal kırıklığına uğrattı). Saat de çok geç olduğu için dvd’yi kapatıp yattım. Daha sonra, bu akşamüstü, filmin başına bir kere daha oturdum. Ne müspet ne de menfi bir havada izlemeye başladım. İlk 45 dakikadan sonra ise, kendimi filme tamamen kaptırmış bir şekilde buldum. Bitiminde ise müthiş bir tatmin, hüzün, ağırlık ve keyif ile filmin başından kalktım. Devamını oku

Aydemir Akbaş ile Sohbet…

Yazan: Konuk Yazar 04 Nisan 2010  
Kategori: Türk Sineması, X-Yeşilçam

Ailesi onun Galatasaray Lisesi’nden sonra Mülkiye’ye gidip diplomat olmasını istemiş. O ise derslerden kaçmak için tiyatroyla ilgilenmiş. Dinlediğiniz zaman hayatı ‘gelişine’ yaşamış bir aktörle karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Kafasında hiçbir hesap olmadan geçirdiği dolu dolu 74 yıl.


Kimilerine göre hakkı verilmemiş bir yetenek; kendisine göre ise, Yeşilçam’ın hakkını veren bir aykırı adam. Erol Simavi’den Yılmaz Güney’e, İbrahim Talıses’ten Lütfü Akad’a bir araya gelemeyecek birçok isim onun hayatında yanyana gelmiş.

Hayatımda kopmadığım tek şey dediği Galatasaraylılar Cemiyeti’nin Levent’teki binasında buluştuğumuz bir dönem çok popüler olan yerli seks filmlerinin unutulmaz aktörü Aydemir Akbaş tüm samimiyeti ile konuştu. Devamını oku

Ada / Zombilerin Düğünü (2010)

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; *Gore-topu gibi bir zombi filmimiz oldu nihayet… Eğer türle olan zayıf etkileşimi sebebiyle 197O yapımı Ölüler Konuşmaz ki’yi saymazsak Ada-Zombilerin Düğünü, Türk sinemasının ilk zombi filmi…


Peki, başarılı mı? Bunu söylemek biraz güç… Filmi proje aşmasından beri takip eden ve destekleyen bir “zombisever” olarak salona heyecanla girdiğimi fakat çıkarken karışık duygulara ve önemli ölçüde hayal kırıklığına sahip olduğumu yazmak zorundayım. Devamını oku