Ada / Zombilerin Düğünü (2010)

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim; *Gore-topu gibi bir zombi filmimiz oldu nihayet… Eğer türle olan zayıf etkileşimi sebebiyle 197O yapımı Ölüler Konuşmaz ki’yi saymazsak Ada-Zombilerin Düğünü, Türk sinemasının ilk zombi filmi…


Peki, başarılı mı? Bunu söylemek biraz güç… Filmi proje aşmasından beri takip eden ve destekleyen bir “zombisever” olarak salona heyecanla girdiğimi fakat çıkarken karışık duygulara ve önemli ölçüde hayal kırıklığına sahip olduğumu yazmak zorundayım. Devamını oku

Kutsal Damacana 2 / İtmen (2010)

Türk sinemasının “korku-komedi” alt türü ile kafası karışık flörtü devam ediyor. Kutsal Damacana 2-İtmen bunun şimdilik son örneği…


Film, Şafak Sezer’in canlandırdığı Fikret’in ev arkadaşına bıraktığı bir veda mektubuyla açılıyor ve  beyhude bir ilk filmi hatırlatma çabası ile vakit harcayarak devam ediyor. Bu biter bitmez Fikret’in hayata tutunmaya çalışırken vazgeçemediği Türk kurnazlığından kaynaklanan absürt durumların komedisi başlıyor. Aslında filmin ne anlattığından çokça bahsetmek gerekli değil çünkü senaryonun herhangi bir işlevi yok… Finale kadar süren önemsiz bir olaylar dizisinin içine serpiştirilmiş bir dizi skeç izliyoruz. 1.5 saat boyunca olan biten her şey, karikatürden gelen senaristlerinin kaleminden çıkma durum komedisinin gerçekleşebilmesi için fon görevi üstleniyor. Fakat Kaan Ertem, Soner Günday ve Suat Özkan’ın bir karikatür karesinde insanı çatlatacak kadar eğlenceli olabilecek absürt yaratımları ete kemiğe bürününce o kadar da komik durmuyor. Ayrıca batı cephesinde değişen bir şey yok! Seyirci olarak en çok tepkiyi hala küfüre veriyoruz. Filmdeki karakterler de bunun farkında olarak hiçbir fırsatı kaçırmamacasına küfrediyor. Devamını oku

Karanlık Sular (1993)

Yazan: Konuk Yazar 07 Mart 2010  
Kategori: Türk Korku Sineması, Türk Sineması

Zifîri karanlığın ürperticiliği ve görüntüye paralel efektler… Nefesleri kesen bir sahne; Anlamlı bakışlarının yan­sıttığı kadarıyla asil bir orta yaş kadını… Gecenin görün­meyen bir yüzünde soluk soluğa taş merdivenlerden inerken, yine aynı ritmdeki ayak seslerini duyar. Yüzü beyazın en beyazına kesilir, gözleri dehşetle açılır, boğazı düğümlenir bu gizemi hissettiğinde… Siyah ayakkabılı esraren­giz adam hâlâ peşini bırakmamıştır. Korku yüklü yüzü, kocaman olmuş gözleri bir anda dev ekranı kaplar kameranın genelden ayrıntı planına ustaca geçişiyle… Kadın son gücüyle koşarak kaybolur merdivenlerin bitiminde… Soru işaretleriyle dolu siyah bir boşluk kalmıştır geriye… Sürekliliğin bir başka sahnesinde bir vampir görülür bir yerlerde… Karanlık, hep karanlıktır sular… Dirimle yitim ara­sında…

Devamını oku

Küçük Kıyamet (2006)

Korku Sineması, tüm Dünya’da oldukca fazla takipcisi olan ve onlarca alt türe bölünmüş üretken bir alan…
Sinema yapan her toplum, kendi korkularını yıllardır izleyicisine aktarıyor. Meksikalı Santolar, Kurt adamlarla savaşıyor, Japon ve Koreli Uzun saçlı çocuk hayaletleri evlere musallat oluyor, Çinli Hayalet öyküleri kuşaklar boyunca insanları lanetleyerek korkutuyor ve Brezilyalı çıplak vampirler lezbiyen ilişkilere girerken kan içmekten geri kalmıyor.

Türk Sinemasının bu türe ait nitelikli örnekler verdiğini söylemek ise oldukça güç… Gerek tür’ün zorunlu kıldığı özel efekt kullanımları ve atmosfer yaratıcı setlerin mali olarak karşılanamaması, (Gerçek film yapımcılığı da Türk sinemasının en büyük sıkıntılarından biridri) gerek Türk halkının fantazyaya karşı ön yargılı tutumu yüzünden, bazı cesur denemeler dışında Türk Sinemasında asla bir korku sineması geleneği yada dili oluşturulamadı. Yine verilen az sayıdaki örneklerin zaman aralığının fazlalığı yüzünden, bu türe el atan her yönetmen farklı bir şablon denedi ve bunların çoğu hüsranla sonuçlandı.

Devamını oku

Kara Kentin Çocukları (1999)

“Öteki Sinema” takipcileri Orhan Oğuz ismini eleştirmen ve seyirci bazında çok fazla olumsuz eleştiri almış ve gişe uğruna sahte Gala yangınından medet ummak zorunda kalmış “Büyü” filminden hatırlayacaklardır. O dönemde Orhan Oğuz’un “Sinema” dergisine verdiği röportajda türe özel bir ilgisi olmadığından dem vurduğunu hatırlıyorum. Açıkcası bu beyanatı bir başarısızlığın halının altına süpürülmesi gibi algılamıştım.  Bir yandan da söylediklerine hak veriyordum çünkü daha önce seyrettiğim hiç bir Orhan Oğuz filminin bu tarz doğaüstü fenomenlere bulaşmak gibi bir derdi yoktu. Görüntü yönetmenliğinden gelen Oğuz kamerasına hakim bir yönetmen olarak ayağı yere basan gerçek hikayeleri anlatmaktan hoşlanan bir sinemacıydı…

resim001gic (1)

Ama herkesin kaçmak istediği bir delilik hali vardır! Meğer şu ana kadar pek haberdar olmadığım Orhan Oğuz filmi “Kara Kentin Çocukları” yönetmenin bu sinemaya düşkünlüğünün ilk gösterisiymiş… Üstelik bu öyle bir film ki açık ara Türk sinemasının en iyi ve aykırı gerilim denemesi olarak kabul edilebilecek, olağanüstü gerçekci bir atmosferi hissetiren ama çevrilmesinin üzerinden sadece 10 yıl geçmesine rağmen “kayıp” olmuş ve kendi öyküsünün akıbetine uğramış bir yeraltı filmi…. Katıksız ve damardan bir gerilla sinemacılık örneği, hem de bizim memlekette! Devamını oku