Kara Kentin Çocukları (1999)
Yazan: Murat Tolga Şen 01 Kasım 2009
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Korku Sineması, Türk Sineması
“Öteki Sinema” takipcileri Orhan Oğuz ismini eleştirmen ve seyirci bazında çok fazla olumsuz eleştiri almış ve gişe uğruna sahte Gala yangınından medet ummak zorunda kalmış “Büyü” filminden hatırlayacaklardır. O dönemde Orhan Oğuz’un “Sinema” dergisine verdiği röportajda türe özel bir ilgisi olmadığından dem vurduğunu hatırlıyorum. Açıkcası bu beyanatı bir başarısızlığın halının altına süpürülmesi gibi algılamıştım. Bir yandan da söylediklerine hak veriyordum çünkü daha önce seyrettiğim hiç bir Orhan Oğuz filminin bu tarz doğaüstü fenomenlere bulaşmak gibi bir derdi yoktu. Görüntü yönetmenliğinden gelen Oğuz kamerasına hakim bir yönetmen olarak ayağı yere basan gerçek hikayeleri anlatmaktan hoşlanan bir sinemacıydı…
Ama herkesin kaçmak istediği bir delilik hali vardır! Meğer şu ana kadar pek haberdar olmadığım Orhan Oğuz filmi “Kara Kentin Çocukları” yönetmenin bu sinemaya düşkünlüğünün ilk gösterisiymiş… Üstelik bu öyle bir film ki açık ara Türk sinemasının en iyi ve aykırı gerilim denemesi olarak kabul edilebilecek, olağanüstü gerçekci bir atmosferi hissetiren ama çevrilmesinin üzerinden sadece 10 yıl geçmesine rağmen “kayıp” olmuş ve kendi öyküsünün akıbetine uğramış bir yeraltı filmi…. Katıksız ve damardan bir gerilla sinemacılık örneği, hem de bizim memlekette! Devamını oku
Lanetli Kadınlar (198?)
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Ağustos 2009
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Korku Sineması, Türk Sineması, X-Yeşilçam
Lanetli Kadınlar, Kadir Akgün’ün senaryosunu yazıp yönettiği, başrollerinde ise Nur İncegül, Ayla Tuncer, Ayşin Soylu, Silver Türk, Hülya Konuk gibi isimlerin oynadığı, kadrosu tamamen bayan oyunculardan kurulu, 16mm çekilmiş bir gerilim filmi… Yapı olarak Giallo’ya yakın durduğunu fakat bir yandan 80′lerin Amerikan meme ve kıç (Ass and tits) filmlerine özendiğini söyleyebiliriz.
Film; Banker Nako olarak tanınan Banker Nahit’in (Adamın soyadı yok!) eski eşine ve 5 sevgilisine ayrı ayrı yolladığı, “bu haftasonu Ada da buluşalım sana bir sürprizim var” temalı mektup ve mektuba icabet eden hepsi birbirinden endamlı! 7 kadının bir köşkte, bir katilin tuzağına düşmelerini ve doğal olarak teker teker ölmelerini konu ediyor. Yapı itibariyle bir “House on Haunted Hill” kopyası olan film herhangi bir fantastik öge taşımıyor. Muhtemelen asıl filmi taklit edip devşiren bir Giallo’dan ödünç alınmış! bir senaryoya sahip… Devamını oku
Biri Beni Gözlüyor (1988)
Yazan: Murat Tolga Şen 27 Ağustos 2009
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Korku Sineması, Türk Sineması
Biri Beni Gözlüyor, yapımcılığını Mahmut Tezcan’ın yaptığı, yönetmen koltuğunda Ömer Uğur’un oturduğu, başrollerini ise Tarık Tarcan ile Selin Dilmen’in paylaştığı, yaban ellerinde doğru bir benzetme ile “Turkish Shining” olarak da bilinen, 35 mm çekilmiş bir gerilim filmi denemesi…
Ölüm Saati (1954)
Yazan: Tolga Demirtas 02 Temmuz 2009
Kategori: Fantastik Türk, Sinema Nostaljisi, Türk Korku Sineması, Türk Sineması
Falcı: Size yedi vadeyle, yedi gün mü desem, yedi saat mi desem? Bilmem bir yolculuk görüyorum.
Vecdi: Nereye?
Falcı: Yoo bu yolculuk bir memlekete değildir bey cazım.
Vecdi: E nereye?
Falcı: Gümüşle bakim avuçcazımı.
Vecdi: Bırak canım sende. Paramı almak içi beni boş yere heyecanlandırıyorsun.
Falcı: Sen gümüşle bakim avuçcazımı sonra saçını başını yolarsın bey cazım. Ver bakayım paraları paşam ver bakayım. Haah!! Şimdi söyleyeyim senin başına neler gelecek. Sizin haneyi ölüm sarmış. Sırayla en küçük yaştakinden başlayıp. Yedi vade içinde ahret yolculuğu var.
Vecdi: Tuhh! Çık dışarı!!! Hayvan! Böyle fal mı olurmuş? -Çık! Çık! Gözüm görmesin.
Falcı: Aman beğenemedin mi?
Vecdi: Pis musibet. Devamını oku
Sapak (2008)
Yazan: canevrenol 19 Ocak 2009
Kategori: Son Yazılarımız, Türk Korku Sineması, Türk Sineması
Türk sinemasında bugüne kadar gördüğüm tartışmasız en karanlık filmlerden biri! Bir seri katil kısa filmi… 1981 doğumlu Fırat Mançuhan’a dikkat! Bu sene Akbank Kısa Film Festivali’nde en iyi kısa film ödülünü alan Sapak, hem sinematografisiyle hem de hikayesiyle büyülüyor.
Doğrusu pek bir beklentim olmadan izlediğim film beni hazırlıksız yakaladı. Fırat’ın şu ana kadar Türk sinemasinda pek benzeri olmayan bir tarz yakaladığını rahatlıkla söyleyebilirim. Önümüzdeki zamanlarda kendisinden gerçekten çok iyi şeyler çıkacağını tahmin ediyorum. Siz de izleyin, kararınızı verin. Beklediğinizden cok daha fazlasını bulacağınızı düşünüyorum.
Senaryo yazarlığını, yönetmenliğini ve montajını Fırat Mançuhan’ın üstlendiği Sapak, 22 Ekim 2006 günü, ülkemizde işlenen seri cinayetlerin hikayesini anlatıyor. Film, puslu bir havada bir otoyol görüntüsü ile açılıyor. Ardından siyah ekran üzerine beyaz harflerle “20-23 Ekim 2006 tarihleri arasında, Bursa’yı Ankara’ya bağlayan karayolu üzerinde yedi cinayet işlendi. … Az sonra izleyeceğiniz bu olaylardan yola çıkarak yaratılmış kurmaca bir hikayedir” yazıyor…
Mançuhan aslında bu filmde tamamen kendi hikayesini anlatmış. Film gerçek olayları birebir canlandıran bir film olmaktan çok uzak. Zaten böyle bir iddiası da yok. Ama esas önemli olan şeyi başarmış; hikayenin ve atmosferin kalbini yakalamış. Aslında gerçek olaylardan yola çıkan bir hikaye olduğu için filmin bir exploitation yani “istismar filmi” olma niteliği de var. Ancak tamamen ‘bu gerçek bir olaydır’ demeyecek kadar da ağırbaşlı bir film. Zaten filmin ne posteri ne de pazarlanışı bir istismar filmi niteliğinde değil. (Hani keşke olsaydı demedim değil…) Devamını oku






















