Spirited Away / Ruhların Kaçışı (2001)
Yazan: Melahat Yılmaz 06 Ağustos 2011
Kategori: Anime, Asya Sineması, Fantastik, Film İncelemeleri, Hayao Miyazaki, Ustalar
Küçük Chihiro ailesinin başka bir şehre taşınmasından dolayı mutsuzdur. Arkadaşlarından ve okulundan ayrılmıştır. Üstelik ilk çiçek buketi onun veda hediyesidir. Babası arabayı kullanırken söylenerek oturur koltuğunda. Aldığı veda hediyesini öyle bir hırpalamıştır ki onlarda ölmek üzeredir. Derken yol ikiye ayrılır ve babası yanlış olanı seçer.
Önlerinde uzanan ağaçlı yolda bata çıka ilerleyen aile eski bir tapınak görünümü veren terk edilmiş bir kasabaya denk gelirler yolculuklarının bu kısmında. Küçük kız önlerinde yükselen bu yapıya girmek istemez fakat ailesinin ısrarlarına da karşı koyamaz. Yol onları mükemmel lezzette yiyeceklerin olduğu aydınlık bahçelerin ışıl ışıl parladığı bir yere götürür. Ailesi yiyeceklerden tatmakla başlayan yolculuklarına büyük bir iştahla devam ederken Chihiro bir terslik olduğunu sezmektedir. Tam bu anda kasabaya bir göz atmak için ailesinin yanından ayrılır. Ahşap bir köprünün başında çekingen ama meraklı adımlar atmaya başlar. Ta ki Haku ile karşılaşana kadar. Bu narin yapılı güzel çocuk ona hava kararmadan oradan kaçmasını öğütler. Küçük kız şaşkın bakışlar eşliğinde neden olduğunu anlayamasa da bu genç adamın dediğini yapar fakat artık ailesi için çok geçtir. Aç gözlülük onları bir domuza dönüştürmüştür. Onları kurtaracak tek şeyse Chihiro’nun cesareti ve sevgisi olacaktır. Devamını oku
Metropolis (1927)
Yazan: Melahat Yılmaz 10 Haziran 2011
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Film İncelemeleri, Ustalar
Metropolis 153 dk’lık, Avusturalya’lı yönetmen Fritz Lang tarafından yönetilen sessiz bir film. Günümüze kadar olan süre içerisinde filmin bir kısmının kaybolduğunu da eklemek isterim. Sesi yapımın ellerinde, beyninde ve kalbinde saklı…
Yıl 2020… Makineleşen ve tamamen yapay ışıklara boğulan şehir korkunç bir gerçeği saklamaktadır. Bir fabrikanın önünde açılan kamera bize gösterir ki yorgunluktan başı yerden kalkmayan işçi güruhu yerini yine başı eğik ve yüzlerini saklayan diğer işçi güruhuna teslim edip ait oldukları yere şehrin altına dönerler. Üç katmandan oluşan bu distopik şehirde işçiler, onları yöneten makineler ve koca şehri kendi yüksek sarayından seyreden, zevk içinde yaşayan patronlar vardır.
Aşağıdakiler karanlığa rağmen umudunu yitirmemeye çalışırken yukarıdakiler bu ölüm kalım savaşını bilmeksizin onların inşa ettikleri şehrin kolezyumunda eğlenmektedirler. Bunlardan biri de şehrin patronunun oğlu Freder’dir. Tüm kadınları kendine hayran bırakan bu adam bir gün Maria adında güzel ve iyi yürekli bir kadınla karşılaşır, ona âşık olur. Maria işçilere tüm acılarına rağmen umut vermektedir. Hala inanıyordur. Üreten el ile beyin arasında mutlaka bir orta yol vardır. Bu yol ise kalpten geçmektedir. Oysaki sadece yapılan işe odaklanan patronun daha ilginç planları vardır. O insana benzeyen ve asla hata yapmayan robotlar üretmek istemektedir işçilerinin yerine… Devamını oku
Laputa; Castle In The Sky (1986)
Yazan: Melahat Yılmaz 14 Mayıs 2011
Kategori: Anime, Asya Sineması, Fantastik, Film İncelemeleri, Hayao Miyazaki, Ustalar
Sheeta boynundaki kolyeye sıkı sıkıya tutunarak içinde bulunduğu zeplinvari yapının bulutların arasından süzülüşünü seyretmektedir. Korku içinde birikip yağmak üzeredir. Tıpkı içinden geçtikleri yağmur bulutları gibi. Derken bir saldırı başlar. Herkes Sheeta’nın boynundaki kristal taşının peşindedir. O taş büyük bir sırrı saklamaktadır çünkü. Devlet görevlileri, korsanlar, gizli ajanlar…
Sheeta kendini korsanlardan korumak için gözünü karatıp pencereyi açar, kendini sonsuz mavinin kollarına bırakır. Kaçmaktan yorulmuştur. Boynundaki kolyeyle beraber ölüme uzanmak ister.
Fakat hiçbir şey tahmin ettiği gibi olmaz. Kendini çalışkan ve neşeli bir genç olan Pazu’nun kollarında bulur. Pazu ailesi olmayan, hayatını tamir ettiği makinelerin arasında, küçük kulübesinin ve güvercinlerinin sadeliğinde geçiren bir gençtir. Hayatta tek amacı babasının bir zamanlar ona gördüğünü söylediği uçan şehri bulmaktır. Nasıl yapacağını bilemese de o babasına ve hayallerine inanır. Ve fırsat onun kollarına gökten düşer. Sheeta adındaki güzel bir kız bedeninde. Devamını oku
Mononoke-Hime / Princess Mononoke (1997)
Yazan: Melahat Yılmaz 10 Nisan 2011
Kategori: Anime, Asya Sineması, Fantastik, Film İncelemeleri, Hayao Miyazaki
Eski zamanlarda tanrıların ruhlarına ev sahipliği yapan ormanlarla kaplı bir yer vardı. Orada insanlar ve hayvanlar birlik içinde yaşarlardı. Ama bir zaman sonra büyük orman yok edilmeye başlandı. Ormanı korumak için içlerinde büyük orman ruhunu taşıyan devasa hayvanlar harekete geçti. İşte o anda tanrılar ve şeytanlar hayata döndü.
Prens Ashitaka topraklarında huzur içinde yaşayan eski ve köklü bir kabilenin son varisidir. Bir gün ormanın katledilmesine dayanamayan bir tanrının şeytana dönüşen hali tarafından köyü saldırıya uğrar. Ashitaka köyünü kurtarmak için şeytan ile savaşır. Sonunda köyü kurtulur fakat o şeytanın lanetine uğrar. Kolunda oluşan yara izi bunun kanıtıdır. Bu iz zamanla tüm vücuduna yayılacak ve onu ölüme sürükleyecektir. Tek çaresi vardır. Doğuya gidip ormanın ruhunu bulmak. Nefretle örtülmemiş gözlerden gerçeği görmek…
Böylece yol genç prens için kaçınılmaz olur. Köyünü terk eder ve sadık geyiği ile yollara düşer. Yol onu kendine derviş diyen bir köylü ile karşılaştırır öncesinde. Dervişe başına gelenleri anlattığında adam yüzünde vakur bir ifadeyle durumu özetler tüm dünya adına. Devamını oku
Yürüyen Şato / Howl’s Moving Castle (2004)
Yazan: Melahat Yılmaz 05 Nisan 2011
Kategori: Anime, Asya Sineması, Fantastik, Film İncelemeleri, Hayao Miyazaki, Ustalar
Fakir bir genç kız olan Sophie üvey ailesinin şapka dükkanında çalışan kendi halinde görünmezdir. Onu görünmez yapan büyü değildir. O kendini güzel bulmamaktadır. Ona göre hiçbir özelliği yoktur. Yapabildiği tek şey şapkalara süs dikmek ve temizliktir. Hayata, geleceğe dair en ufak bir umut beslememektedir. Aşk ise onun görüntüsünde birine çok uzaktır. Ne de olsa hiç kimsedir.
Bir gün kendisine ara sokakta sarkıntılık eden askerlerden yakışıklı bir genç tarafından kurtarılır. Bu genç adamın hafife alınamayacak bir ünü vardır. Çapkındır, aynı zamanda da kalbini çalıdığı genç kızların yüreklerini yediği rivayet edilir. Howl’dur bu genç adamın adı. Kendi kalbi yoktur. Fakat Sophie o kadar iyidir ki onun kötücül ününü dikkate almaz. Ona aşık olur.
Aynı gece şapkacı dükkanına döndüğünde ise Howl’a zamanında kalbini kaptırmış fakat cevap alamamış olan kötü büyücü tarafından doksan yaşındaki bir ihtiyara dönüştürülür. Lanetinin bir parçası ise başına gelenleri kimseye anlatamaması olur. Yaşlı nine Sophie’nin artık yapabileceği tek şey kalmıştır. Tek düze hayatına veda edip büyüsünü bozabileceği birilerini aramak. Çıktığı kaçış yolculuğu onu aşık olduğu adamın yürüyen şatosuna götürür. Yaşlı bir temizlikçi kadın olarak.
Çıktığı bu yolculukta Sophie aşkı, iyiliğin masum gücünü, kötülüğü, savaşı ve fedakarlığın gerçek anlamını bulacaktır. Bu macera da ona Howl’un çocuk yaştaki asistanı, sürekli gülümseyen bir korkuluk ve şatoyu ayakta tutan ateş cini Calcifer eşlik eder. Devamını oku






















