Hollywood Bizimle Dalga mı Geçiyor? Cevap Terminator Genisys!

Bu toprakların belki de en iflah olmaz Terminator sevdalısı olarak bu yazıyı yazmam kaçınılmazdı. Çok büyük ihtimalle bildiğiniz üzere, bugün yeni Terminator üçlemesinin ilk filmi; Terminator: Genisys’in fragmanı yayınlandı. Jurassic Park ve Star Wars fragmanlarının da henüz izleyiciyle buluştuğu bu atmosferde, yenilenen Terminator SAGA’sı beklediğimden daha çok ilgi gördü diyebilirim. Fakat bu yazıda, fragmandaki bazı şeyleri daha net yorumlayabilmek için Terminator külliyatının tüm geçmişine değinen, karşılaştırmalı bir analiz yapacağım. O yüzden sıkı durun; oldukça uzun bir yazı sizi bekliyor. Buna Terminator üzerine yazılmış bir bitirme tezi gözüyle de bakabilirsiniz :)

Terminator Serisi Nasıl Doğdu?

Her şey, James Cameron’ın yüksek ateşten mustarip olduğu bir Roma ziyareti esnasında, gördüğü kâbus üzerine başladı. Otel odasına kapanmış ve dış dünyadan izole olmuş biçimde, sıkıntılı bir gece geçiren James Cameron; rüyasında gelecekten gelen bir cyborg’un bir insanı öldürmeye çalıştığını gördü. Uyandığında, uzun süre yatakta bu tuhaf kurgu üzerine düşündü. Kendisini yabancı bir ülkede, bilmediği bir dili konuşan insanların etrafında, gerçeklikten kopmuş ve yalnız bir halde hissettiği için, gelecekten gelen ve ait olduğu tüm gerçeklikten soyutlanmış bir cyborg motifi yaratmak, Cameron için zor olmamıştı. Zaten kendi deyimiyle daima bir “robot hikâyesi” yaratmak istemişti. Çünkü o zamana kadar onun kurguladığı türde bir hikâye henüz yazılmamıştı.

Lance Henriksen’ın rol için düşünülmesine önayak olan Terminator taslağı
Lance Henriksen’ın rol için düşünülmesine önayak olan Terminator taslağı

Uzun bir ön-yapım (pre-production) macerasından sonra -ki bu apayrı bir yazının konusu olsun, senaryo Arnold Schwarzenegger’ın önüne gelmişti. İşin başında Arnold’ı Kyle Reese; yani hikâyenin “kahramanı” olarak düşünüyorlardı. Terminator ise, aslen tüm özellikleri insanların arasına fark edilmeden sızmak üzere tasarlanan “infiltrator“ sınıfı bir makine olacaktı. Bunun için de bu rolde Lance Henriksen’ı düşünmüşlerdi; sokakta aniden karşınıza çıkıverebilecek ve sizi kimsenin dikkatini çekmeden öldürebilecek, normal bir figür. Zaten Henriksen ve Cameron, yönetmenin ilk filmi Piranha II: The Spawning’te birlikte çalışmışlardı. Fakat Schwarzenegger senaryoyu okudukça, Terminator karakterine daha çok ilgi duymaya başladı. Karakterin enteresanlığının yanı sıra “kötü adamı oynama fikri” Arnold’un aklını çeliyordu. Hikâyeyi ve Terminator karakterinin yaptığı her şeyi çok sevmişti.

After Arnold

Cameron ve Schwarzenegger film hakkında konuşmak üzere bir öğle yemeği yediler. İkisinin de aklında Schwarzenegger’ın Terminator’ı oynaması gerektiği düşüncesi vardı; fakat Cameron, Schwarzenegger’ın bunu istemeyeceğini düşündüğü için bu fikrini ona açmamıştı. Schwarzenegger ise Cameron’ın idealist yapısından ötürü bu rolü istediğini söylemeye çekinmiş, tüm kararı ilerde çok iyi dost olacağı yönetmene bırakmıştı. Yemek bittikten sonra ofislerine döndüler ve o akşam, ikisi de menajerlerine aynı şeyi söyledi: “Bu film çekilecekse, Schwarzenegger Terminator olmalı!” Cameron daha önce Henriksen için düşündüğü tasarımı Schwarzenegger’a uygulayarak efsanevi oyuncunun menajerine gönderdi ve Schwarzenegger bu çalışmayı görür görmez kararını verdi; artık bu kült rolü Schwarzenegger oynayacaktı.

Lance Henriksen, Aliens
Lance Henriksen, Aliens

Henriksen’a da yan rollerden biri olan “Sergeant Vukovich” rolünü verdiler. Henriksen, daha sonra vereceği bir röportajda bunun için üzülmediğini, çünkü Terminator’ı kendisi canlandıracak olsa, filmin bu derece başarılı olacağını inanmadığını söyledi. Bir ara James Cameron’la Terminator üzerine bir TV dizisi yapmayı ve başrollerde Henriksen’la beraber, filmdeki ortağı Paul Winfield’ın (Lt. Traxler) oynaması ihtimalini konuşmuşlardı. Tabii bu yapım hiçbir zaman gerçekleşmedi, Cameron da Henriksen’ın gönlünü Aliens ile almasını bildi. Yani Aliens’taki Bishop rolünün bilimkurgu tarihindeki bir başka kült cyborg olması, kesinlikle tesadüf değildir.

Bu oyuncu değişikliğinden sonra hiçbir diyalog farklılaşmadı, fakat tüm konsepti yeniden tasarladılar. Çünkü Arnold Schwarzenegger, figür olarak Lance Henriksen’a kıyasla adeta bir devdi. Ben buradayım diye bağırıyor, “infiltrator” sınıfına uymayacak şekilde dikkat çekiyordu. Bu nedenle daha çarpıcı ve abartılı bir yöne doğru gittiler. Yine belli oranda gerçekçilik vardı, fakat daha çok “kabusu andıran” bir görsellik inşa ettiler. Arnold’a baktığınızda, bir şekilde onun “insan olmadığını” düşünüyordunuz zaten.

“No emotion, just intention.”
“No emotion, just intention.”

Yapım öncesinde Arnold’un herhangi bir mimiği olup olmamasını tartıştılar, fakat tamamen ifadesiz olması fikri onları rahatsız etti. Seyircinin gördüğü şeyden daha fazla etkilenmesi için, Arnold’un yüzünde belli bir ifade olmasına karar verdiler. Fakat bu konuda da önemli bir ayrım vardı; Terminator bir makine olduğu için yüz ifadesinde bir duygu değil, daha çok bir niyet taşıyacaktı. Arnold’un hareketlerini de robotsu bir çerçeve ile kısıtladılar; kesinlikle gösteriş ya da hedefe giden yolda oyalanma teşkil edecek bir detay olmamalıydı. A noktasından B noktasına giden en kısa, doğru ve olası hareket Terminator’ın beklenen davranış biçimini oluşturuyordu.

Bingo! Sarah Connor!
Bingo! Sarah Connor!

T-800’ün Sarah Connor’la ilk karşılaştığı sahnenin slow-motion (yavaş çekim) olması da Cameron’ın bilinçli tercihiydi. Kendi kâbusundan yola çıkarak oluşturduğu bu sahnenin “rüyaya benzer biçimde” gerçek hayattan farklı bir zaman akışına sahip olmasını istemişti. Rüyalarda, trafik kazalarında ya da çatışmada zamanın olduğundan çok daha yavaş algılanması gibi, filmin bu sahnesi de tüm SAGA’nın belkemiğini oluşturuyordu: “Bitmek bilmeyen bir kâbus.”

Çekimlerin ilk gününe, Sarah ve Kyle polis istasyonunun otoparkında saklanırken, Terminator’ın onları aradığı sahneyle başladılar. Cameron ve Arnold, makinenin nasıl hareket etmesi gerektiğini tartışırken Arnold şu fikri öne sürdü; “Kafasını hareket ettirmeden önce, güvenlik kamerası gibi gözlerini hareket ettirsin. Sanki etrafı tarıyormuş gibi…” Bu fikir en başta, Cameron’ı o kadar etkilememişti fakat çekimler bitip, ilk numuneleri izlediklerinde aradığı şeyi bulduğunu anladı. En ince detayına kadar Terminator’ı yaratmışlardı ve bu insani olmayan detaylar, Arnold’u ve Terminator karakterini beklediğinin çok daha üzerinde bir etkiyle, tehditkâr bir surete büründürüyordu. Terminator, tek hedefi yok etmek olan bir makinaydı ve bu makinaya, Hollywood sinemasında sıkça rastlanan “heroic” detaylar yüklenemezdi. Bu nedenle atasözü haline gelmiş “I’ll be back!” cümlesinin komik olacağını düşünememişti Cameron. Orada hesaplanan şey, filmi ikinci defa görecek insanlara yapılmış bir göndermeydi; çünkü Jim, insanların Terminator’ı defalarca izleyeceğini düşünüyordu. (Bunda zerre kadar yanılmadı.)

Stan Winston’ın unutulmaz Terminator maketi
Stan Winston’ın unutulmaz Terminator maketi

Cameron’ın Stan Winston ile beraber tasarladığı makyaj ve protez efektler de tam anlamı ile bu amaca hizmet ediyordu. İnsanların inanmasını istedikleri düşünce “bir kılığa bürünmüş adam” fikri değil, “adam kığına bürünmüş bir makine” ideasıydı. Bunu başarmak için imkânlarını sonuna kadar zorladılar. Arnold Schwarzenegger Stan Winston’ın ofisine girip rahmetlinin taslaklarını ilk gördüğünde, “bunu yapmak kesinlikle imkânsız” diye düşünmüştü. Winston ve Cameron, kısıtlı bütçeleri buna mecbur ettiği için değil, doğrusunun bu olduğuna inandığı için bu maketleri, en ince detayına kadar hazırlamışlardı. O dönem bilgisayarla yapılacak efektler, Cameron’ın ya da Winston’ın idealinin yakından bile geçemiyordu belki. Ama Cameron’a görse, geçseydi de yine aynı yolu tercih ederlerdi. (Zaten bunun böyle olduğunu ikinci filmde de gösterdiler.)

Filmin yapımcısı, James Cameron’a filmin büyük çoğunluğunu gündüz çekmesi için adeta yalvarmıştı; çünkü gece çekimi demek iki kat fazla masraf demekti. Fakat Cameron, bunun bir gece filmi olması için ısrarcı oldu. Ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar optimize ederek, bütçenin neredeyse hiç artmamasını sağladı. Film öyle imkânsızlıklar içinde ve öyle kısa sürede çekilmişti ki Arnold, Terminator’ın kıyafetlerini kendi arabasının bagajında taşıyor, set ekibinden hiçbirinin yardımı olmadan kendisi giyip, çıkarıyor hatta kaşlarına uygulanan makyajını bile, kapatıcıyla kendisi yapıyordu. Birçok sahneyi tekrarsız çektiler, efekt yapmaya zaman ve bütçeleri olmadığı için Arnold’un kıyafetleri üzerine gerçek asit döktüler… Ya da gecenin karanlığında koştura koştura bir mahalleye girip, bir arabanın camını parçalayıp, ikinci tekrarı bile almadan –ve polis gelmeden- bir sonraki lokasyona geçtiler. İşte bugün, birçoğumuzun hâlâ en sevdiği bilimkurgu olan Terminator serisi, böyle teknik yetersizlikler ve özveri içinde doğdu. Pekiyi, bunca şeyi neden anlattım? Bu yazının konusu olan Terminator Genisys’i ve çağımızın sinema sektörünün içine düşmüş olduğu vahameti daha iyi gösterebilmek için.

Hollywood Neden 20 Sene Önce Başardıklarını, Artık Başaramıyor?

Terminator’ı 90’ların hemen başında, 6 yaşındayken, VHS’den izlemiş bir çocuk olarak bu soruya yetişkin kafasıyla objektif bir yanıt verebilmem çok zor, ama doğru teşhisi koyabilmek için gerçekten büyük çaba sarf ettim. Terminator’ın, Jurassic Park’ın, Indiana Jones’un, Star Wars’un ya da başka “Remake” filmlerin 80 ve 90’lardaki etkiyi yaratamamasının altında tek bir neden yatmıyor bence. Bunun birden fazla sebebi var.

Hollywood Sign

Bunların ilki, geçiş aşamasını görsel ve işitsel bir bombardıman altında tamamlamış bir ara nesil olmamız. Bu ara aşamanın son halkasını, 90’ların hemen başında doğmuş nesil olarak alırsak, analogla dijitalin arasında köprü vazifesi gören kuşağın dünyasını epey geride bıraktığımızı görebiliriz. Bizim ballandırarak anlattığımız birçok şey, yeni neslin üyelerine neredeyse hiçbir şey ifade etmiyor: Audiogalaxy’den Mp3 indirirken, indirme çubuğunu izlemenin keyfi ya da Parliament Sinema Klübü’nün dünyanın en önemli kültürel aktivitesi olması gibi… Yeni nesil tabir-i caizse teknolojinin kucağına doğdu ve bizim büyük anlamlar yüklediğimiz şeylere, bizim kadar, hatta yarısı kadar bile değer vermiyorlar. Dolayısı ile Hollywood’un daima ağır basan ticari kaygıları, bizim “olmazsa olmaz” sandığımız şeyleri, görmezden gelmelerini sağlayabiliyor. Örneğin her filmde animatronik, mekatronik detaylar kullanılması, minyatürlerin gücünden faydalanılması, analog çekim tekniklerine başvurulması, gerçekçiliğin en temel hedef ve arzu olması gibi… Hollywood için mükemmellik kusursuzluk demek değil. Mükemmellik, en elverişli olan demek. O nedenle, eğer bir filmin görsel efektleri, senaryosu ya da oyunculukları onun ticari açıdan batmamasını sağlayacak kadar iyiyse, bu çoğu zaman stüdyolar için yeterli oluyor. Bu sebeple yıllardır çığır açan bilimkurgu ya da aksiyon filmlerin gelmesini bekliyoruz; fakat bir türlü gelmiyor.

James Cameron, T2’nin setinde oyuncularla
James Cameron, T2’nin setinde oyuncularla

İkinci sebep James Cameron, Peter Jackson vb. yönetmenlerin stüdyolar tarafından sandığımız kadar sevilmemesi. Evet, her biri altın yumurtlayan tavuk ve filmleri milyar dolar barajını aşarak gişe rekorları kırıyor. Fakat bu yönetmenlerin neredeyse tüm filmleri çok masraflı, çok zahmetli ve başarısız olmaları durumunda bir stüdyonun belini yıllarca bükecek kadar mali risk taşıyorlar. O nedenle yapımcılar, yaz filmi dediğimiz blockbuster işine gireceklerse, yeni neslin kullan-at eğlence anlayışına daha uygun işler üreten Michael Bay ve benzeri isimleri tercih ediyorlar. Ya da orijinal bir konsepte yatırım yapmaktansa, sırtlarını başka mecralarca desteklenen bir külliyata dayıyorlar; Marvel / DC filmleri ya da kült olmuş Hollywood filmlerinin Reboot ya da Remake’leri gibi… Yani, tamamen duygusal.

Üçüncü ve bana kalırsa en enteresan sebep ise, Hollywood’un son 5 yılda içine düşmüş olduğu yaratıcı durgunluk evresi. Stüdyolar CG ve özel efekt sanatçılarının kemerini sıktıkça sıkıyor, görsel efekt şirketleri bir bir iflas ediyor, yazarlar bir yandan, sanatçılar bir yandan, set işçileri bir yandan derken, yapım aşamasının temel direkleri çatır çutur yıkılıyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde de Hollywood’un 80’li yılların sonu ve 90’ların başında doruğa çıkan bu öncü olma özelliği, artık yerini kendi hayaletini kovalama durumuna bırakıyor. Yeni nesil yaratıcı ekipler teknik anlamda altın çağını yaşamış Hollywood’un gelişim evresindeki felsefeyi doğru algılayamıyorlar. Dâhilerin yerini iş görenler, mükemmeliyetçi ve çalışması zor yönetmenlerin yerini sosyal medya canavarları, Hollywood estetiğinin çekirdeğini tanımlayan sanatçıların yerini ise Çinli (ya da başka bir denizaşırı ülkeden getirilmiş) ucuz ikameler alıyor. Yani Hollywood bir bakıma kendini ikame etmeye çalışıyor.

Tüm bunların ışığında düşündüğümüzde Terminator: Genisys’in 20 yıl önce başarılanları başaramamasının nedeni ne pekiyi? Fragmanda gördüklerimiz kadarıyla, elimizdeki sahnelerden örneklerle bu maddeleri sıralayacağım. Tabii film gösterime girdiğinde bunların bazıları değişmiş, hatta düzelmiş olabilir. Çünkü genelde fragmanlar, filmin son halini tam yansıtmıyor.

Öncelikle bilmeliyiz ki karşımızda tüm Terminator filmlerinden sahneler almış ve orijinal öykünün gidişatını sıfırlamış, tuhaf bir remix var. Remake’in de ötesine geçip, dört Terminator filmini tek filme sığdırmışlar. Örneğin Kyle Reese’in 1984’e geri döndüğünde yaptıklarını aynen tekrarladığı sahnelere bakalım. İlk önce eski filmlerden, sonra yeni filmdeki karşılıklarından örnekler koyacağım.

Terminator 04

Terminator Genisys 04

Neredeyse aynı sinematografi, aynı ortam ve aynı kıyafetlerle kült bir sekansın tadını yakalamaya çalışmışlar. Fakat 80’lerin gece ve yol filmlerinde karşımıza çıkan o puslu tonun analog dokusunu atladıkları için, amaçladıkları şeye ulaşabilmiş gibi görünmüyorlar. Madem bu yeni bir film; o zaman reset attığınız kurguya kendi görsel bakış açınızı getirin. Kopyanın kopyası bir yaklaşım sergilemeyin.

Terminator 05

Terminator Genisys 05

İlk filmi efsane yapan şeylerden biri, James Cameron’ın gece filmi olsun diye uğraşmasının sonuçlarından biridir. Film, bir dönemin ruhunu taşır. İlk yarıda 80’lerin Los Angeles’ta dolaştığımızı hissederiz. Hatta filmin ruhunda Bladerunner’ın distopik gelecek tasvirini andıran bir zamansızlık, bir karanlık da mevcuttur. Synth’lerden oluşan, tekinsiz ritimli müzik ve rüzgâr bu atmosferi destekler. Yani mevzu sadece karanlık bir ara sokak koymak değil bu noktada.

Terminator 06

Terminator Genisys 06

Aynı yaklaşımı burada da görüyoruz. Kyle Reese ile Sarah Connor’ın rolleri tamamen değişmiş durumda. İkinci filmde Sarah’ın olduğu yerde, Genisys’te Reese duruyor. Tabii bu durum bizi daha büyük bir problemin kucağına itiyor; DC filmlerinden sonra yeryüzünün gördüğü en kötü cast seçimi.

Terminator 07

Terminator’ün popüler kültüre yön vermiş bir bilimkurgu kültü olmasının birçok nedeni var. Ve kaideyi bütünüyle güçlü kılan ayaklardan biri de “Kyle Reese” rolü ile muazzam bir performans sergileyen Michael Biehn. Pekiyi, siz bu adamın yerine Kyle Reese’i canlandırması için kimi seçiyorsunuz?

Terminator Genisys 07

Hollywood’un son yıllarda gördüğü en başarısız aksiyon yıldızı itelemelerinden biri olan, sevimsizlik ve yeteneksizlik abidesi Jai Courtney. Adam çocukluğumuzda sevdiğimiz ne varsa ondan soğumamız için gelecekten gönderilen bir cyborg adeta. (Die Hard :/)

Ya Sarah Connor?

Terminator 08

Ellen Ripley ile beraber, bilimkurgu ve aksiyonun en nitelikli, en sevilen, en kült kadın karakteri için onca aday arasından seçe seçe Emilia Clarke’ın seçilmesi? Sen sus, kaşların konuşsun Emilia.

Terminator Genisys 08

Bu arada Emilia Clarke’ı Linda Hamilton’ın şahsıyla özdeşleşmiş o deliliğin sınırlarında gezen, maskülen hale getirmek için çok zorlamışlar; fakat yalnızca styling’le o işler yürümüyor ne yazık ki.

Terminator 09

Terminator Genisys 09

Emilia’nın Hamilton’ın Sarah Connor performansına yaklaşabilmesi için önce yüzündeki ifadeye hakim olabilmesi gerekiyor. Bu haliyle yüz çevresindeki beyaz kaslar, kırmızıya dönüp bağımsızlığını ilan etmiş gibi görünüyor çünkü.

Terminator 10

Terminator Genisys 10

Bu “yorumlamadan” ziyade başarısız bir taklit gibi görünen retrospektif girişimden payını alan diğer isim, “Future John” olarak tanıdığımız gelecekteki John Connor. Bildiğiniz üzere ikinci filmde gördüğümüz John, yüzündeki yara izi, robotik hareketleri ve farklı göz rengiyle bir sürü komplo teorisine neden olmuş; hatta Salvation’ı yazıp yöneten McG’nin Connor’ı bir “makine” yapma girişiminde bulunmasına sebebiyet vermişti.

Terminator 11

Terminator Genisys 11

Terminator: Genisys filminin yapımcıları, her şeyi kafasına göre değiştirmekte beis görmezken bu detaya dokunmamaya karar vermişler. Fakat John’ın yüzündeki makyaj o kadar kötü ki, 20 sene önce harikalar yaratan Stan Winston’a bir kez daha rahmet okutuyor. Buyurun, karşılaştırmayı kendi gözlerinizle yapın…

Terminator 12

Terminator Genisys 12

Oyuncu tercihi adına beğendiğim tek şey, fragmandan görebildiğim kadarıyla yeni T-1000 oldu. Beğenmemin sebebi, James Cameron’ın T-1000 için düşündüğü orijinal fikre sadık kalmış olmaları. Çünkü Cameron’a göre T-800 bir tanksa, T-1000 bir Porsche’dir. Keskin, çekik, Vaşak’a benzeyen hatları vardır. Materyal ve cisimleri taklit eden yapısı gereği yüzü T-800’e göre daha fazla ifade taşır. Oyuncunun kim olduğunu bilmiyorum fakat doğru bir seçim olduğuna inanıyorum.

Fragmanın bir diğer sorunu 90’ların başında gördüğümüz özel ve görsel efektlerin üstüne bir şey koyamaması bir kenara, bazı noktalarda onlardan geri kalması. Burada da karşılaştırmayı kendiniz yapın:

Terminator 13

Terminator Genisys 13

Terminator 15

Terminator Genisys 15

Terminator 16

Terminator Genisys 16

Eskisiyle yenisi karşılaştırdığınızda, yeni filmin öğrenci işi gibi gördüğünü daha net anlayabiliyorsunuz. Bu yalnızca görsel efektlerin kalitesi ile ilgili bir durum değil; sinematografik detaylar ve plan seçiminde de ciddi sıkıntı var. Hunter Killer’ların kameranın önünden geçtiği açılış sahnesinde, amatör bir Hint filmi gibi sallanan bir kamera görmek insanı rahatsız ediyor. Ya da Judgement Day için filmin sunduğu bakış açısını, James Cameron’ın şaheseri ile karşılaştırdığımızda aradaki dramatik farkın yüzümüze tokat gibi çarptığını hissedebiliyoruz. Ki Cameron’ın çektiği şu sahne yıllar sonra bile hâlâ rüyama girer, öyle muazzam bir sahnedir. Fakat Genisys’in söz konusu sahnesini zaten Terminator 3’te görmüştük. Hem de daha iyi bir şekilde.

Terminator 17

Terminator Genisys 17

İlk filmlerin görsel açıdan hala rakip tanımayan sofistike anlayışı, yerini binlerce kez tekrar edilmiş, basit hatta kitsch sayılabilecek bir “görsel efekt görmemişliğine” bırakıyor. Örneğin Terminator serisinin ilk filmindeki şu sahneye benzer vuruculukta bir sahneyi uzun süredir görmedik, fakat takla atan uzun araçları (otobüs, tır vs.) Terminator 3’te, Bond filmlerinde, John Woo estetiğinde, Christopher Nolan’ın Dark Knight’ında, hatta Hancock’ta falan onlarca defa gördük.

Terminator 18

Terminator Genisys 18

Gerçekten Hollywood’un en iyi fikri, helyum balonu gibi uçan bir okul otobüsü mü? Ya da şöyle sınır zorlayan bir sahneden neredeyse 20 sene sonra, bunu mu yapabiliyoruz?

Terminator 19

Terminator Genisys 20

Her haltın içine Transformers özentiliğinin sızmasından gerçekten bıkmışken, bir de utanmadan Hunter-Killer gibi tasarım harikası bir klasiği nasıl robota çevirirsiniz siz ya? Bundan daha varoş bir vizyonu olabilir mi bir yönetmenin? Sen kimsin? Robotun çirkinliği de dillere destan. Ona hiç girmiyorum bile. Ya da dehşete kapılıp, heyecanlanmamız için Terminator 2’deki şu sahnenin karşısına bunu mu koyuyorsunuz?

Terminator 20

Terminator Genisys 19

Özellikle ikinci filmin açılışından son sahnesine kadar bir sürü gönderme ve detay vardır. Örneğin girişteki şu sahne mahşerin dört atlısını temsil eder. Cameron prodüksiyon detaylarına son derece dikkat etmiştir.

Terminator 21

Ve siz bunun üzerine, tüm öyküyü sıfırlayan bu büyük manevranızın göbeğine, Sarah Connor’ın çocukluğu olarak bu kızcağızı mı koyuyorsunuz? Yapabileceğiniz en “detaylı ve incelikli iş” bu mu gerçekten? Yani müthiş bir sürpriz olur ve bu Sarah Connor’ın çocukluğu falan çıkmazsa, sinemadaki koltukları tekmelemem belki. Ama Erol Evgin peruğuyla yengeç gibi uzaklaşan deri pantolonlunun bizim kızı büyüten T-800 babalık olduğunu düşünüyorum.

Terminator Genisys 21

Sanırım bu T-800, bir daha tanınamaması için Sarah Connor’a epey masraf edip, kendini kaybetmiş bir Koreli cosplay kızı gibi estetik ameliyat yaptırdı.

Pekiyi, yeni filmde takdir ettiğim hiç mi bir şey yok? Var. Onlar da zaten ilk iki filmden AYNEN alınmış sahneler. Birincisi, Cameron’ın bir türlü tekrar edilememiş “J-Day sonrası savaş” atmosferine yaklaşmaya çalışmalarını takdir ettim. Cameron’ın vizyonundaki karanlık ton, kaos ve sefalet tıpkı Salvation gibi bu filmde de yok. Her şey plan olarak daha derli toplu, hesaplanmış ve ölçülü. Fakat plasma-gun’ları işin içine koymuş olmaları bile kendilerini alkışlamam için yeterli bir sebep. En azından bunu yapabilmişler. McG’nin kıyamet sonrası vizyonu gibi, ortalarda güllük gülistanlık gezinmiyorlar.

Terminator 22

Terminator Genisys 22

Cameron’ın distopik gelecek tasvirinde en sevdiğim şey, sıcak patlamalarla zıtlaşan soğuk, masmavi tonlardır. Ne yazık ki artık, bu tarz görüntü yönetmenliğini modern filmlerde göremiyoruz. Post-apokaliptik dendi mi hemen sarılar, turuncular, çöller, çoraklar çıkıveriyor meydana. Hâlbuki Cameron’ın ve görüntü yönetmeni Adam Greenberg’ün Parliament mavileri, geleceğin o buz gibi sert ve soğukluğunu insanın yüzüne çarpıyor. Fakat yeni filmde, yine daha sıcak tonlara kayıldığını görebilirsiniz.

Terminator 23

Terminator Genisys 23

Son olarak ilk filmden aynen alınmış geçmişe dönüş sahnesine bayıldım. Tüm fragmanda sevdiğim en büyük şey bu oldu zaten. Cameron’ın açısı çok daha dramatik görünüyor fakat o kadar yaklaşmak istemediler herhalde CGI Arnold’a. Yine de epey bi kotarabilmişler. Ben tatmin oldum :)

Terminator 24

Terminator Genisys 24

Yani sözün özü her şeyi kopyalamış, hatta en ince ayrıntısına kadar ameliyat edip, parçalarına ayırmış olmalarına rağmen ilk iki filmin yanına bile yaklaşamadıklarını görüyoruz. Zaten öyle bir niyetleri olduğunu da zannetmiyorum. Buradaki tek amaç, can çekiştiği halde kâr eden Franchise’dan ne koparılabilirse koparmak ve para kazanmak… Sayfalarca yazdım çizdim, sinemada izlemeyecek miyim? İzleyeceğim. O hiç beğenmediğim ana temayı Dolby Surround duyup, Imax görmek için para vermeyecek miyim? Vereceğim. Arnold’un ölüsünün yeteceği yerde, dirisini görmek için büyük boy patlamış mısıra, kişisel bir servet ödemeyecek miyim? Ödeyeceğim.

Terminator Genisys 25

Hollywood’ta bunu bildiği için, anılarımızı tırtıklayan, merakımızı cezbeden, her şeye rağmen nostalji damarlarımızı çatlatan bu fenomene sırtını dayayıp bizden para kazanmak istiyor. Yeni nesil yönetmenler ki bu noktada Alan Taylor; görsel efekti inanılırlığın azaldığı yerdeki hataları gizlemek yerine, retinamızın dibine kadar basmayı tercih etmiyor mu? Ediyor. Casting aşamasında, fan’ların isteklerine kulak tıkanıyor mu? Tıkanıyor. Bizim yazıp çizdiklerimiz, sitemlerimiz, feryat figanlarımız stüdyoların azıcık bile olsa umurunda mı? Hayır. O zaman geriye tek bir seçenek kalıyor: Bu olayları fazla büyütmemek ve Hollywood’tan beklentimizi olabildiğince azaltmak. Çünkü seyirci olarak düzenli biçimde düşen kaliteyi protesto etmek amacıyla, filmleri boykot etmiyoruz. Her defasında aynı masala inanan küçük çocuklar gibiyiz. Benim bu yazıyı yazma amacım da “Ayy ne kötü! Allah belanızı versin” diye isyan etmekten ziyade, sadece bu durumun gerekçelerinin elimden geldiğince bir analizini yapmak. Çünkü yazının başında da yazdığım gibi, 6 yaşında VHS’den Terminator izledim ve tüm hayatım değişti. Belki sırf bu yüzden Barbie’lerle oynayan bir kız çocuğu olmak yerine, Dinozorlar dergisi alıp, Legolardan sürekli robot yapan biri oldum. Bilmiyorum. Bu noktada tek üzüldüğüm, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, biz geçiş evresindeki neslin tanık olduğu duygu ve heyecanlara uzunca bir süre hiçbir neslin aşina olamayacak olması… Ama bu da son derece erken yapılmış bir tahmin olabilir; keza 70’lerin sonunda insan ırkı, uzaya çıkmış bir medeniyet olarak kendisini türlerin üzerinde bir kibirle selamlarken, daha 2 in 1 Tetris bile piyasada yoktu. Yani beş dakkada değişir bütün işler…

Terminator 25

Velhasıl, sözün özü… Benim için Terminator’ün bittiği yer tam şurasıdır. Bu noktadan sonrası, çok sevdiğim T:TSSC bile en fazla fan fiction olabilir gözümde. Her şeye rağmen, herkese iyi seyirler.

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

9 Yorumlar

  1. Gerçekten başarılı bir sinema (fragman) eleştirisi olmuş… Kesinlikle okunmaya değer…

  2. Abdulkerim Eser

    Yazın gerçekten dertlerime tercüman oldu.
    Ben ki Terminator hastası bi adamım, bu son fragmanı ibretle izledim. Koskoca Hollywood’un ilk filmden 30 yıl sonra yapabildiği bu mu?

    Benim T-1000 ile ilgili bi itirazım var. James Cameron 2. filmde T-1000 için onlarca yaratıcı sahne çekti. Bu fragmanda ise tek gördüğümüz kolunu kılıç yapıp fırlatan bir T-1000 olmuş. Yaratıcılık sıfır. Haksız mıyım?

    O değil de, sence de Skynet ile insanoğlu arasında ki amansız savaşı anlatan bir filmin çekilmesi gerekmiyor mu artık?!?

  3. Cok guzel bir yazi, tebrik ederim! Fakat “en iflah olmaz Terminator sevdalisi” ben olabilirim, o konuda itirazim var (:

    Filmin nasil olacaginin fragmanindan uc asagi bes yukari belli oldugu konusunda hemfikiriz sanirim. Benim asil merak ettigim bu yeni uclemenin gelecek iki filmi. Bir yapim sirketi Terminator’un haklarini aldi fakat bu haklar ancak 2017’ye kadar onlarda kalacak; 2017’de James Cameron filmin haklarina tekrar kavusacak. Yani bu sure icinde 3 film cekip gosterime sokacaklar. Ilk aklima gelen bu filmlerin kalitesiyle alakali zira bu kadar kisa bir sure icinde kaliteli bir ucleme kotarmak pek mumkun degil. Yine de cok buyuk bir beklentimiz olmadigi icin bunu gecelim. Ikinci aklima gelense ilk uclemeye kiyasla yeni filmlerin nasil bir yonde ilerleyecegi. Tamam, bu filmde bir reboot soz konusu fakat orjinal uclemenin konusunu (kacmaca kovalamaca) ozellikle de bu yeni filmden sonra kac kere tekrar edebilirler ki? O zaman Mahser Gunu sonrasi buyuk savas konusuna girebilirler fakat bu da cok masrafli bir iki filme isaret eder. Bu ikisi haricinde baska bir alternatif yon de dusunemiyorum acikcasi bu yeni uclemeyle ilgili. Her neyse, yine de sinemaya gidip izlemek farz tabii ki. Tek beklentim McG’nin filminden daha iyi olmasi.

    Bu arada dort filmi de cok kere izlemisligim var fakat nedense en cok 3. filmi severim. Benden baska favorisi ucuncu film olan var mi diye merak ediyorum.

  4. büyük bi ilgiyle okudum Emel. :)

  5. Ahmet Fatih Yıldız

    Özetlediğiniz kısım şu;
    ” Sayfalarca yazdım çizdim, sinemada izlemeyecek miyim? İzleyeceğim. O hiç beğenmediğim ana temayı Dolby Surround duyup, Imax görmek için para vermeyecek miyim? Vereceğim. Arnold’un ölüsünün yeteceği yerde, dirisini görmek için büyük boy patlamış mısıra, kişisel bir servet ödemeyecek miyim? Ödeyeceğim. Hollywood’ta bunu bildiği için, anılarımızı tırtıklayan, merakımızı cezbeden, her şeye rağmen nostalji damarlarımızı çatlatan bu fenomene sırtını dayayıp bizden para kazanmak istiyor. ”

    Bunun dışında yazdığınız tüm yorum ve detaylar konu hakkında ilgili olan benim bilgi dağarcığımı hevesle doldurmama vesile oldu. Hani bir söz vardır “tarih affetmez” diye. İşte fark burada olacak, bundan 20 yıl sonra kimse şu an çekilen bu zamanımıza göre kalitesiz re-make leri değil. Uğraş ve emek ile çekilmiş 1980/90 dönemi yapımları hatırlayacak ve konuşacak. Yani tarih yalnızca iyileri hatırlayacak ve takdir edecek.

  6. Selamlar, 2dk lik fragman a bakilarak yazilmis talihsiz bir yazi. Bence zamani tam ayarlanamamis. Keske film gosteriminden sonra yazilsa imis. Ayrica tv serisi de mevcut, film tv serisi ile cok baglantili yerler iceririyor. Terminator severlerin tatmin olduguna eminim, yeni bir hikaye ve guzel aksiyon var. Hollywood filmlerinde genel bir kalite dususu var, bu tum filmler de mevcut, bu konu bence genel olarak islenmeli. Bir film uzerinden dusunmek yersiz oluyor. Ne yazikki yeni nesl farkli, daha cok CGI ve aksiyon istiyor. Kotu, butunluk, oyunculuk gibi kavramlar cok onemsenmiyor. IMDB yeni puan sistemi ile puanlanan filmlerden bunu cok rahat gorebiliyoruz.

  7. Dünya tarihinin en iyi filmlerini nasıl olur da bu kadar basit bir hale sokuyolar..

  8. mehmet güldoğan

    henüz gördüm yazıyı. bir terminatör fanı olarak, şimdiye dek okuduğum en başarılı yazı. hollywood’un çekilen en kötü devam filminin t3 olduğunu düşünüyordum; taa ki t5 i izleyene kadar…

  9. Harika bir yazı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir