Children of The Damned (1964)

Uzaylı da sonuçta bir insandır. Gelecekten gelen insan da sonuçta bir düşmandır.

Kült klasik Village of The Damned‘den (1960), 4 yıl sonra çekilen Children of The Damned (1964) oldukça enteresan bir film. Bir devam filmi olmaktansa, daha çok ilk filmin bağımsız bir yeniden uyarlaması.

Children of The Damned‘de, dünyanın farklı bölgelerinde, aynı zamanda doğmuş, insan görünümlü ama zeka olarak insandan çok daha üstün bir boyutta olan 6 çocuk var. Ancak ilk filmdeki gibi sarı saçlı değil bunlar. Yine psişik güçlere sahipler, yine gözlerinden ışıklar saçarak kendilerini tehtid altında hissettiklerinde insanları öldürüyorlar, ama ilk filmden tamamen farklı olarak bu 6 çocuk insanları yok etmek için gelmiş ”kötülük” timsali 6 varlık değil!… Filmin enteresanlığı da burda başlıyor…

İnternette  hakkında son derece az bilgi bulunan Children of The Damned, ilk filmin başarısını taklit etmeye çalışmış ama becerememiş bir film olarak yansıtılıyor. Tipik, hayal kırıklığı yaratan, utanmaz bir devam filmi… Halbuki durum çok farklı. Children of The Damned‘deki 6 çocuk dediğim gibi ”kötü” varlıklar değiller. Kendilerine ”Neden dünyaya geldiniz?” diye sorulduğunda dürüst bir şekilde ”Bilmiyoruz…” diye cevap veriyorlar. Sırf bu cevapla bile ilk filmdeki naif havadan bambaşka bir havaya bürünmüş oluyor film. İşin içine varoluşçu bir felsefe giriyor.

Tehlikeli Tür/Species (1995) filmindeki gibi bu çocuklar da bluğ çağına geldiklerinde bir anda karşı koyamadıkları bir insanlığı yok etme içgüdüsüyle yanıp tutuşurlar mı diye düşünüyor tabi insanlar.

Üzerlerinde araştırma yapılmasından rahatsız olan çocuklar, bir kiliseye kaçıp, yaklaşanları psişik güçleriyle öldürmeye başlıyorlar. İnsanlar da bu durumda orduyu kilisenin üzerine sürüp 6 çocuğu da yok etmeye karar veriyorlar. Ancak bir psikolog onları durdurmak ve çocuklarla konuşarak iletişime geçmek gerektiğini savunuyor. Oldukça klişe bir durum… Ancak bu klişe durum esnasında enteresan detaylar var.

İnsanların bu çocuklardan korkmasının sebebi, bu çocukların bariz olarak insandan daha üstün varlıklar olmaları. ”Yaşam denilen şey, hayatta kalmaya savaşmaktır…” diyor bir komutan. Düşündürücü. ”Bu varlıklar bizden daha üstünse, eninde sonunda biz yokolmaya mahkumuz” diye devam ediyor. Tıpkı Yapay Zeka/A.I (2001) filmindeki insanlar ve mecha’lar arasındaki durum. Ama psikolog bu dünyada insanların kendilerinden daha az gelişmiş olan hayvanlarla barış içinde yaşadığını örnek veriyor. (Ne kadar isabetli bir örnek tartışılır. Biz kendimizden daha üstün bir ırkın evcil köpekleri olarak, veya atları, hatta koyunları, tavukları olarak yaşamaya razı mıyız?)

Bu sırada bir profesör çocukların kan örneklerini inceledikten sonra, bu çocukların insan olabilceğini, ancak bir milyon yıllık bir evrim geçirmiş insanlar olabileceklerini söylüyor. Ancak bu bilgi tartışmayı sonlandırmak yerine daha da enteresan bir boyuta çekiyor. Cem Yılmaz’ın G.O.R.A.‘da (2004) yaptığı ”uzaylı da sonuçta bir insandır…” lafı akıllara geliyor. Absürt bir komedi cümlesi olmakla beraber aslında bu esprinin içinde (bilinçli veya bilinçsiz) çok derin bir felsefe yatıyor. Komutan, ”Bu çocuklar eğer bir milyon yıl gelecekten gelen insanlarsa, o zaman bu bir milyon yıl gelecekten insanlara karşı bir varoluş savaşı vermek durumundayız” diyor. Yani bunların gelecekten gelen insanlar olması, bizim varoluş savaşında rakibimiz olmalarını engellemiyor. Gelecekten gelen insan da sonuçta düşmanımızdır.

!Dikkat alttaki kısmı okumak vicdanınıza kalmış, direk filmin sonunu anlatıyorum!

***spoiler*** Filmin sonuna geldiğimizde etrafı orduyla çevrilmiş kilisedeki 6 çocuk, kilisenin kapısının önüne çıkıp el ele tutuşup, adeta bir UNESCO veya United Colours of Benetton reklamı gibi dikiliyorlar. Ordu komutanı ve psikolog çocuklara son bir şans verip onlara dünyadaki planlarının ne olduklarını sorarlar. Komutan ve psikoloğun soruları karşısında çocuklar ”siz neden bu dünyaya gelmişseniz, biz de o yüzden buradayız” diyorlar. Daha da garibi ”sizi yokederiz” cümlesine karşılık olarak da ”biz buraya yok edilmek için geldik” diyorlar…

Ardından gelen final ise daha da enteresan… Bütün ordu ateş emrini bekliyor. Komutanlar çocukların verdiği cevaplar karşısında ne diyeceklerini bilemez durumdalar. Herkes taş kesmiş bir şekilde ne olacağını bekliyor… Tam o sırada telsiz odasında bir asker sakarlık yapıp bir tornavidayı telsiz makinası gibi kocaman birşey var, onun üzerine düşürüyor. Ve bütün orduya ateş emri verilmiş oluyor. Komutanlar ateş kes diye bağırıyor, ama kimse kimseyi duymuyor ve herkes ateş etme başlıyor. Hem çocuklar, hem çocuklarla konuşan komutanlar herkes ölüyor ve sonunda kilisenin altına yerleştirilmiş olan bombanın da patlatılmasıyla herşey bitiyor. Filmin son karesinde ise kamera yerde duran tornavidaya zoom ediyor ve THE END yazıyor! ***spoiler sonu***

Yani çok saçma sapan mı, harika bir son mu bir türlü karar veremedim önce… Ama sonra çok sevdim. Ve bir an önce bunu Öteki Sinema ile paylaşmalıyım dedim.

Filmin sonundaki ”tornavida”, direk olarak 2001: A Space Odyssey‘deki (1968) maymunların havaya attığı “kemik”le eşleşti kafamda… Bir alet. İnsanlığın evrimi sembolize eden, ve belki de küçümseyen bir sembol. Oldukça karanlık ve karamsar, ve bir o kadar da zengin bir son…

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

2 Yorumlar

  1. Can, bu filmin konusu bana gençliğimde okuduğum Baskan yayınlarından çıkmış bir bilm kurgu romanınını feci şekilde anımsatıyor. Özellikle çocukların tavırları ile…

  2. Children Of The Damned değil ama Village Of The Damned John Wyndham’ın The Midwich Cuckoos (1957) isimli kitabından uyarlanma. Ama Türkiye’de basıldı mı, onu bilmiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: