Çizgi Roman Albümü: Bizimkiler / Hüdaverdi Pırtık (1971)

Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan şeylerin başında melodramlar gelir. Bir başka unsur ise fantastik filmler ve tabi ki çizgi roman uyarlamaları olsa gerek. Yabancı çizgi roman uyarlamalarının yanı sıra pek çok yerli çizgi roman uyarlaması da çeken Yeşilçam bunların çoğunda başarılı olmuştur.

Aksiyon dozu yüksek tarihi çizgi roman uyarlamalarının yanında ayrıksı duran iki çizgi roman uyarlaması daha var: Ertem Göreç’in Bedri Koraman’ın aynı adlı çizgi romanından uyarladığı Cici Can (1963) ve Lale Oraloğlu’nun Sezgin Burak’ın daha çok bant-çizgi roman (comic strip) diyebileceğimiz Bizimkiler’inden sinemaya aktardığı Bizimkiler/Hüdaverdi Pırtık (1971).(1) Cici Can’ı Öteki Sinema’daki yazar arkadaşlarımızdan Polat Öziş tanıtmıştı.(2) Sezgin Burak’ın Tarkan’ı sinemada çok başarılı bir seri haline gelmişti. Peki farklı kulvarda, komedi kulvarında yer alan Bizimkiler/Hüdaverdi Pırtık aynı derecede başarılı olabilmiş mi?

Daha önce söylediğimiz gibi Bizimkiler, Sezgin Burak’ın Hürriyet gazetesinde yayınlanan çizgi roman bandı. 1971 yılında tiyatro kökenli bir yönetmen olan olan Lale Oraloğlu, çoğunluğu gene kendisi gibi tiyatro kökenli oyuncularla Bizimkiler’i sinemaya aktarmış.(3) Lale Oraloğlu rejinin yanı sıra senaryoyu da yazmış. Ama bu işin Sezgin Burak’ın katılımı olmadan veya en azından kontrolü dışında yapıldığını düşünmek abes olur.

Ali (Haldun Dormen) ve Gönül (Can Dirim) ve oğulları Kaptan (Mehmet Yıldırım) filmin bir odağını oluşturan orta-üst sınıf ailesidir. Evde yaramazlık yaptığı için annesi tarafından sürekli Ali Bey’lere postalanan Hüdaverdi (Önder Tekin) filmin baş kahramanıdır. Filmin bir diğer odağı da Pırtık (Ercan Yazgan), Zurna (İhsan Yüce), Çolak (Pekcan Koşar) ve sonradan onlara katılan Zurna’nın kardeşi Yakup’tan (Öcal San) oluşan lümpen/dilenci tayfasıdır. Film konusu diye bir şeyden söz etmeyi çok isterdim ama bu pek mümkün değil. İlle de bir şeyler söylemek gerekirse konunun Ali Bey’in orta sınıf ikiyüzlülüğü ve arkadan konuşmalarının Hüdaverdi’nin yanlış anlamaları, boşboğazlıkları ve pot kırmaları yüzünden ortaya çıkması ve bunlara ilaveten Pırtık ve arkadaşlarının dilencilik maceraları diye özetleyebiliriz. Net bir hikaye anlatmak gibi bir derdi yok senaryonun. Aslında filmin başında mahalleyi tanıtan bir girizgah yapıyor ama gerisi gelmiyor. Filmin ortasına kadar iki odak arasında (Ali Bey’in evi ile Pırtıklar’ın sokağı) arasında gidip gelmeler yüzünden pek fark edilmeyen hikayesizlik ikinci yarıda iyice açığa çıkıyor.

İkinci yarı ise tamamen birbirinden kopuk skeçlerin peş peşe dizilmesi şeklinde cereyan ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki senaryo yazılırken olay örgüsü, dönüm noktaları falan gibi boş(!) şeylerle uğraşılmamış, daha çok film şeridi üstünde bir “Hüdaverdi-Pırtık” karikatür albümü yaratılmaya çalışılmış. Böyle olunca temel sorun “82 dakikalık bir filme her biri bir kaç espriden oluşan 30-40 saniyelik skeçlerden kaç tane sığdırabiliriz?” şeklinde ortaya konmuş ve sinemanın sahasından çıkılıp aritmetik alemlere dalış yapılmış. Biz de aritmetik yoldan şöyle cevap verebiliriz; bu tarz bir senaryonun hikaye yokluğuna rağmen başarılı olabilmesinin tek yolu elinizde birbirinden muhteşem yüzlerce espri olmasıdır. Hatta böyle espriler bulmak da yetmez, yarım saat sonra seyirciyi yalama edip hiçbir şeye gülmez hale getirmeniz de olasıdır. Peki film bu kadar iyi espriler bulabilmiş mi? Kesinlikle hayır. Örneğin Hüdaverdi’nin tramvayda bilet kontrolü gelirse diye Gönül Hanım’ın doğum kontrol haplarını ararken onun seks avadanlıklarını bulması (dildo olmadığını umuyoruz) gibi şeyleri komikten çok abuk bulma eğilimindeyim. Daha çok o devrin yabancı çizgi roman bandı örneklerinden bize geçmiş gibi gözüken espri anlayışı o devir için kalburüstü sayılabilir ama kesinlikle komik değil. İyi mizah ise aradan kaç yıl geçerse geçsin her daim güldürür.

Çizgi romanlardan ve bilhassa yerli çizgi romanlardan uyarlanan filmlere çok büyük sempati duyarım ve hak ettikleri sürece şımartmak isterim ama maalesef Bizimkiler/Hüdaverdi Pırtık, Sezgin Burak’ın güzel çizgileri ile gazete sayfaları üstünde yakaladığı havayı Lale Oraloğlu’nun sinema uyarlamasında yakalayamayarak kötü çizgi roman uyarlamaları arasında yerini alan bir film.

(1) Fantastik Türk Sineması, G. Scognamillo – M. Demirhan, Sayfa:210-211, Kabalcı Yayınevi

(2) http://www.otekisinema.com/yerli-casper-cici-can-1963/

(3) Türk Film Yönetmenleri Sözlüğü, Agah Özgüç, Sayfa:158, Agora Kitapları

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir