Conspiracy Theory (1997)

1-1062Conspiracy Theory gişe sinemasının en güzel örneklerinden biri. 90’larda zirve yapan “yıldız ikili” kavramına duygusal, naif ve farklı bir mizah tonuyla yaklaşan yönetmen Richard Donner; Mel Gibson’ın unutulmaz şekilde canlandırdığı Jerry Fletcher ve Julia Roberts’ın belki de en güzel hali olan Alice Sutton karakterleriyle değeri pek bilinmemiş bir 90’lar klasiğine imza atmış. Romantik komedi sayılabilecek kadar aşk, aksiyon sayılabilecek kadar takip ve yaz filmi sayılabilecek kadar Hollywood içeren sosu ile Conspiracy Theory, adının hakkını veriyor.

Öteki Sinema için yazan: Emel Bilge Çınar

Film, özellikle son yıllarda herkesin diline düşen komplo teorilerinin o dönem için en meşhur olanlarına henüz giriş bölümünde yer vermiş. Gerçekten hepsi birbirinden şahane ve dinlemesi eğlenceli örnekler:

Birleşmiş Milletler’in silah zoruyla Nobel Ödülü alan herkesin babasını toplayıp, zorla sperm hasadı gerçekleştirmesi ve hasılatı Rockefeller Buz Pisti altına saklaması,

Şehir şebekesine dişlere iyi geldiği iddiası ile flüroid karıştırılıp; iradenin zayıflaştırılarak özgürlük ve yaratıcılığın kısıtlanması ve böylece devlete hizmet eden köleler yetiştirilmesi,

George Bush’un “Yeni Dünya Düzeni” konuşması ile bağdaştırılan hürmasonluk geçmişi ve CIA’in ex-başkanı olması,

Ev hayvanlarına yerleştirilen RFID çiplerle sahiplerinin gözetlenmesi, yeni basılan 100 dolarlarda bulunan metal şeritlerin parayı ve kullananları izlemeye imkân tanıyan bir teknolojiye sahip olması, duyulmayan ve görülmeyen siyah helikopterler –ki filmde bunları görebilirsiniz- falan, filan, feşmekân…

Conspiracy Theory001

Artık internet sağolsun, komplo teorileri dünyanın geneline ve Michael Sikkofield sağolsun ki Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar yayıldı ama özellikle Amerika’nın hayran olduğu, köktenci yayınların, kablolu kanalların ve dergilerin çılgıncasına para bastığı bir konuydu bu eskiden. Yönetmen Richard Donner ve yazar Brian Helgeland bunları öyle doğru bir tonda filme aktarmış ki; ne seyirciyi ne de özünde bu insanları aptal yerine koymadan, tadında, ayarında bir öykü anlatmışlar. Komplo teorilerinin özündeki kara mizah ve toplumsal eleştiriyi hiç sırıtmadan, bir gişe filmine yedirilebilmişler. Bu gerçekten takdir edilmesi gereken bir başarıdır bence. Kendini ciddiye almayan bir film, çok ciddi alt metin ve hiciv barındıran yapımlardan hem daha hafif, hem de daha ulaşılabilir olması nedeniyle amacına çok daha hizmet edebilir. Conspiracy Theory için de durum aynen böyle olmuş.

Mel Gibson’ın performansı göze alındığında filmin iki zirvesi var; Mel Gibson’ın filmin başında aşkı tarif ettiği bölüm ve filmin sonunda aşkına karşılık alamadığı bölüm. -Kutsal üçlemeyi tamamlamak için sandalye sahnesini de katabiliriz belki!- Bu naif zıtlık filmin ve karakterin bütününe öyle güzel işlemiş ki; insan izlerken zevkten dört köşe oluyor. Karakter Amerikan ürünü olan plastik bir bıçağın iki yüzü gibi:

Conspiracy Theory005

Jerry Fletcher’ın devlet terörüne maruz kalmış bir birey olarak, devlet tarafından bir terörist sayılması, hem toplumun genelinden akıllı, hem de toplumun kendisine göre “deli” olması, hem toplumun genelinden bilinçli hem toplumun tamamına göre “akli melekelerden” yoksun olması medeniyetimize yöneltilebilecek en güzel eleştirilerden biri. Bizdeki “kader mahkûmu” kavramına benzer olarak, toplumun yaşatmak için çaba sarf ettiği “devlet” ve “kamu iradesinin” bir tutsağı olan Jerry, Mel Gibson’ın efsanevi performansının da katkısıyla sinemanın en unutulmaz karakterlerinden biri olmayı başarmış. Julia Roberts da Allice Sutton rolü ile hikâyenin temel güdüleyicisi olma yükünün altından bileğinin hakkıyla kalkmış.

Katile sempati duymak, stalker’a hak vermek, komplo teorilerine inanmak ve gerçek hayatta dirliği için mücadele edilen müessesenin söz konusu hikâyede kaybetmesi için alkış tutmak, her seyiriciyi ikna edebileceğiniz bir şey değil. Ama Gibson’ın Fletcher’ı; bunu başarıyor. Filmde Alice’in de dediği gibi “Turning into a Jerry” kavramıyla tanışıyorsunuz. Belki kapı kollarına bira şişesi koyacak kadar değil ama Facebook hesabınızın devlet tarafından takip edilmemesini isteyecek, TOR kuracak ya da odanızın panjurlarını kapatacak kadar.

Conspiracy Theory004

Film, inandırmayı başardığı o “akıl hastası” seviyedeki aşk üzerinden de bazı şeyleri sorgulamaya itiyor insanı. Hayatınızın üzerindeki kontrolün “yalan” olması hissiyle baş başa bırakıyor. İstemediğiniz şeyleri satın aldığınızı, güdülenerek yönlendirildiğinizi, gözünüzün önüne bir perde indiğini ve muazzam şeyleri önemsizleştirebildiğinizi fark ediyorsunuz. Evet, başrolünde Mel Gibson ve Julia Roberts’ın olduğu bir Hollywood film yapıyor bunu… Eğer sistemin bize sahte bir tatmin hissi ve ipin ucunu bırakmak için isteklendirme olarak pompaladığı “toplumun genelinden daha zekiyim” hissinden kurtulabilir ve tarafsız bir iradeyle yaklaşabilirsek pideci menüsü bile şu sorgulamayı yaşatabilir zaten. O nedenle tüm bunları yalnızca filmin kerameti olarak görmemek lazım. Bu sadece bir vesile…

Bunun dışında filmi izlemek için gerçekten birçok neden var:

Carter Burwell’ın klasik sayılabilecek muhteşem Score’uyla Frankie Valli’den Sting’e aşkı en iyi anlatan Soundtrack’lerden birine sahip Conspiracy Theory.

Sonra… Bir dönem ana haber bültenlerimize de konu olmuştu; 2 yıl farkla da olsa Kuzey Anadolu Fay Hattı’nda gerçekleşen İzmit Depremi’ni kıl payı farkla tahmin etmiş (7.3 / 7.4) ve bunu “Amerika tarafından tetiklenen bir deprem” olarak tanımlamıştı film. Adı “Conspiracy Theory” olan bir film için gerçekten sansasyonel bir tesadüf.

Conspiracy Theory006

Oliver Stone’un Bush sözcülüğüne atıf var. Lee Harvey Oswald’ın Kennedy suikastine gönderme var. “Bu dünyada normal biri olup Coca-Cola içmek ve KFC’den tavuk yemek, kendine karşı bir komplo teorisi gibi bir şey!” sözü var. Marathon Man’si bir kötülükle vücut bulan Patrick Stewart var. Hiciv var, aşk var, mizah var, gönderme var, müzik var, aksiyon var, her şey var! O nedenle klasik bir Hollywood gişe filmi beklentisine girmeden, özellikle Fletcher ve Sutton ilişkisine odaklanarak izlemenizi öneriyorum. Sonra belki, zamanınız olursa “Monk” dizisini de izleyebilirsiniz. Çoktan kült olması gereken bu film, Monk’un 101’idir çünkü.

Herkese iyi seyirler!

Conspiracy Theory fragmanı – izlemek için tıklayın

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir