Her Olayın Tek Gerçeği Vardır: Contratiempo (2016)

Güzel alternatiflerle sinemaseverlerin karşısına çıkan İspanyol sinemasında yeni bir yönetmenin adı yükselmeye başladı. 2010 yapımı Los ojos de Julia (Julia’nın Gözleri) filminde yönetmen Guillem Morales’le birlikte senaryoyu yazan Oriol Paulo’dan (aşağıdaki görsel) bahsediyorum. 1975 Barcelona doğumlu sanatçının ilk yönettiği ve aynı zamanda senaryosunu yazdığı sinema filmi 2012 yapımı El Cuerpo (The Body, Ceset) filmi oldu. Bu sürpriz yapım $8.4 milyon hasılatla İspanyol yapımları içerisinde aynı sene en çok hasılat yapan 3. film olmayı başardı! Oriol Paulo’nun bir sonraki yönettiği ve yazdığı 2016 yapımı Contratiempo (The Invisible Guest, Görünmez Misafir) filmi bu sene seyirciyle buluştu. Beraberinde muhtemelen; iki filmi de seyredenler arasında El Cuerpo’cular ve Contratiempo’cular şeklinde bir kutuplaşma başlamıştır. Ben baştan tarafımı belli edeyim; Contratiempo benim favori filmlerim arasında önlerdeki yerini şimdiden aldı.

Yukarıdaki paragrafın son cümlesindeki iddialı yaklaşımımı şu şekilde açayım. Gittikçe aksiyon ve görsel efektlerle bezenmiş filmlerin arasında dramatik yanı ağır basan ve tiyatral bir anlatım sunan film bulmak neredeyse her geçen gün imkânsız oluyor. Zaten bu tarz örnekler çıkarsa da Hollywood sineması dışındaki kaynaklardan çıkabiliyor. Bir de bu tarz bir filmin, gerilim dozajı yüksek bir cinayet filmi olduğunu da söyleyecek olursam tadından yenmez bir lezzet ortaya çıkıyor. Nispeten gözlerden uzak olan bu filmi, hakkında hiçbir şey bilmeden seyredince benim için tam bir sinema şöleni oluştu.

Konusuna kısaca bakacak olursak; başarılı genç iş adamı Adrian için, sevgilisi olduğu iddia edilen fotoğrafçı Laural’ın öldürülmesiyle zor günler başlamıştır. Evli ve çocuklu Adrian için devam eden dava hayatını kâbusa çevirmiştir. Bu kâbustan çıkmak için Adrian, avukatı Felix’in yönlendirdiği başka bir avukat olan Virginia Goodman’le bir araya gelir. Bu noktadan sonra; bir oda içerisinde ikilinin akıl oyunları başlar. Açıkçası minimum sürprizbozan içerecek şekilde konuyu aktarmaya çalıştım.

Adrian ve Virginia arasında dava üzerine başlayan konuşmalar birbiri ardına gizlenmiş olayları da ortaya çıkarıyor. Virginia’nın sürekli vurguladığı “detaylar” çevresinde seyirci olarak bizler de bir yandan olayı çözmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken filmin anlatımı kesinlikle seyirciyle oyun oynamıyor. Bazı Amerikan filmlerinde olduğu gibi filmin sonuna doğru nereden geldiği belli olmayan birisi ortaya çıkıp, filmin akışını 180 derece değiştirmiyor. Filmin senaryosunun ve kurgusunun en kuvvetli yanının bu olduğunu düşünüyorum. Film boyunca ortaya çıkan yeni olaylardan hiç zorlama bulduğum bir olay olmadı. Bilakis ortaya çıkan her yeni olay önümüzdeki yap-boz içerisinde çok mantıklı bir yere oturdu.

Ters köşelerle dolu film, tempolu akışına ilk 5 dakika içerisinde giriyor ve filmin sonuna kadar da bu tempo düşmüyor. Hatta bazı anlarda korkusuzca vites arttırdığını da söyleyebilirim. İspanyol sinemasının sevilen oyuncularından oluşan kadronun filmin başarısına olumlu katkısı yadsınamaz. İyi ve kötünün sürekli yer değiştirdiği bir filmde oyuncuların performansları bu değişkenliği çok inandırıcı bir şekilde yansıtıyor. Yönetmenin henüz yeni filizlenen sinemasında kemik bir oyuncu kadrosunun oluşup oluşmayacağını ileride göreceğiz. Şimdilik ilk iki filminde sadece José Coronado rol almış ve her iki filmde de kilit rolleri canlandırmış. Açıkçası aşağıdaki görseldeki iki adamın da José Coronado olduğunu söylemek kolay değil (solda Contratiempo ve sağda El Cuerpo filmlerinden sahneler yer alıyor).

Contratiempo filmini El Cuerpo filmiyle kıyasladığımızda; “bir cinayet, gizemli bir olay, kısa bir zaman diliminde ardı ardına gelişen alternatif çözümler sonrasında sürpriz son” akışı her iki filmde de bulunuyor. Bu kadar benzerliğe rağmen iki film arasındaki en büyük farkın; seyirciye verilen ipuçlarının kalitesi olduğunu düşünüyorum. El Cuerpo’da daha çok olaylara yaşanırken tanıklık ederken, Contratiempo’da iki kişinin anlattıkları bizim gerçeklerimizi oluşturuyor. Bu farklılık El Cuerpo’da da çok fazla gerçeküstü tarafa yönlendirmeler yaparken, Contratiempo’da kişilerin anlattıklarının gerçekliğini sorguluyoruz. Sonuçta her iki filmde de seyirciyi kandırmak için yapılan hedef şaşırtmalar var ve bu açıdan kıyaslama yapınca Contratiempo’nun anlatım tekniğinin ortaya daha dürüst bir ortam çıkardığını görüyorum. Bu dürüstlük sürpriz sonu Contratiempo’da ne kadar gerçekçi yapıyorsa, El Cuerpo’da da o kadar “zorlama” hissi uyandırıyor. Bu durum yine de El Cuerpo’nun ortalamanın çok üzerinde bir iş olduğu gerçeğini değiştirmez.

SEYİRCİ SÜRPRİZ SONLARI SEVER!

Sürpriz sonlu filmler günümüzde daha çok karşımıza çıkıyor. Filmlerdeki sayısal artış beraberinde daha tetikte seyreden ve bu tarz filmleri kolay beğenmeyen seyirciyi de yarattı. Benim için 1995 yapımı Usual Suspect (Olağan Şüpheliler) filmi sürpriz sonlu filmlere olan ilginin artışında dönüm noktasıdır. Sürpriz son denince ilk akla gelen yönetmenlerden olan Night Shylaman’ın 1999 yapımı The Sixth Sense (Altıncı His) ile zirve yaptı diyebiliriz. Daha sonraki sürpriz sonlu filmler içerisinde Saw (Testere) filmini ayrı bir başköşeye koymak gerektiğini düşünüyorum.

Contratiempo filmine bu açıdan bakacak olursak; yukarıdaki filmlere göre daha çok cinayet romanlarının en beğenilen yazarlarının başında gelen Agatha Christie’nin eserlerine yakın duruyor.

El Cuerpo filmi ise daha çok Edgar Allen Poe’nun hayal dünyasından çıkmış gibi duruyor.

İki filmin çok benzer bir formüle sahip olmasına rağmen aralarındaki ciddi farklılığı bu kıyaslamayla daha anlaşılır aktarmak da mümkün.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?  

Oriol Paulo’nun ufukta gözüken yeni sinema projesi henüz bulunmuyor. Nit i dia / Night and Day (Gece ve Gündüz) isimli gerilim türündeki dizi projesinde yönetmen ve senarist olarak yer alıyor.

Acaba Night Shylaman’ın “sürpriz son” takıntısı Oriol Paulo’da da devam edecek mi? Her ne kadar cinayet filmlerinde “sürpriz son”ların yer alması daha kabul edilebilir ve yönetilebilir gibi gözükse de bir yandan da seyircinin beklentisini arttıracaktır. “Beklenti” ise bir eserin en büyük düşmanıdır!

Ya Hollywood tehdidine ne dersiniz? Başarılı Avrupa filmlerinin asla hatırlanmayan remake (yeniden çevrim) filmleri arasına Oriol Paulo’nun filmleri de girer mi?

En kötüsü de muhtemelen Oriol Paulo’nun Hollywood’a transfer olması olacaktır! Tüm gişe klişeleriyle bezenmiş, bir nevi ısmarlama filmlerin jeneriğinde sadece “yönetmen” olarak adı yazacak bir isme döner mi?

Yukarıdaki soruların cevaplarını hep birlikte göreceğiz. Seyirci olarak bizlerin tek isteğinin yeni güzel filmler görmekten ötesi olmadığına inanıyorum.

Öteki Sinema için yazan: Hakan Tunga Kalkan

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir