Çorak Topraklarda Vampir Belası: Stakelander (2016)

Post apokaliptik bir vampir hikayesi… İlk filme beni çeken şey bu anahtar kelimeler olmuştu. Küçük bütçesine ve bir sürü filmle girdiği etkileşime rağmen kendi ayakları üzerinde durabilen ilk film benim için tam bir sürpriz olmuştu.

Vampir Cehennemi filmlerini başka pek çok filme benzetebiliriz. Çorak dünyada geçen bir yol serüveni olması sebebiyle Yol (The Road), vampirlere/mutantlara karşı verilen mücadele ile The Omega Man ya da Ben Efsaneyim (I Am Legend), zoraki birliktelikten kurulan bir aileyi anlatmasıyla 28 Gün Sonra (28 Days Later), adam ve çırağının öyküsü yüzünden Tanrının Kitabı (The Book of Eli) ve en çok da bu filmlerin hepsinden referanslarla dolu olan Zombieland. Vampir Cehennemi’nin ilhamları saymakla bitmez. Neyse ki bunlar aşırılmış fikirler olmaktan uzak, ana yemeğe lezzet veren soslar gibiler.

Bu anlamda herhangi bir özgünlükten ya da keşiften bahsetmek mümkün filmde “Beyefendi” karakterini oynayan Nick Damici yine meraklı bir hikaye yazmayı başarmış. Ticari bir sinema örneğinden çok yetenekli bir kısa filmcinin işi gibi duran Vampir Cehennemi 2’de insanlar ve vampirler arasındaki mücadele kaynaklı aksiyondan fazlası var. Film, pek çok dev bütçeli filmin kuramadığı ve bu yüzden içi boş bir aksiyon çuvalına dönüştüğü dramatik yapıyı ustaca kuruyor ve hikayesini izletiyor.

Kahramanlarımız Martin ve Beyefendi (ve zoraki yol arkadaşları Leydi) ilk filmden farklı olarak bu kez vampirlerden çok onlara inanan ve onlar için insanları avlayan “Kardeşlik” adındaki tarikatla uğraşmak zorunda kalıyor. Hikaye büyüyor, Stakeland dünyası iyice temellendiriliyor ve bu temel sağlam. İlk filmin üzerine eklenenlerle bir TV dizisi fikrine dönüşebilecek kadar büyük bir potansiyel ortaya çıkıyor.

Vampir Cehennemi’nin vampirleri alışık olduğumuz o aristokrat kan emicilerden farklı olarak post apokaliptik dünyaya daha uygun düşen vampir, zombi kırması tipler. Romero filmlerindeki gibi ağır aksak hareket ediyorlar, sabah güneşinde dumanlar çıkararak dahi olsa hareket edebiliyorlar ama gece epey tehlikeliler! Filmin adı “Vampir Cehennemi” olarak çevirildiğinden başta bir önyargı geliştirebilirsiniz ama onları fantastiğin son modifikasyonları olarak bağrınıza basarsanız filmi daha çok seveceksiniz.

Vampir Cehennemi 2, başarılı bir devam filmi… İlk filmi yöneten Jim Mickle’ı aramadım değil, itiraf ediyorum, ilk filmin keyfi daha fazlaydı ama bu da sinemada yaratıcılığın iyice tükendiği bir zamanda çıkıp gelen, bütçesine aldırmadan yeni fikirlerle kuşanan ve boyunu aşan bir post apokaliptik drama! Devam filmi potansiyeli çok fazla… Bana nedense Don Coscarelli’nin Phantasm serisini izlerken aldığım zevki veriyor. Bunda sekansları destekleyen müzikal temaların da katkısı var. Uzun lafın kısası; Vampir Cehennemi tam bir yaz fantastiği, bir post apokaliptik western. Ben, bu türün meraklısı olarak sevdim. Geç vizyonuna rağmen fantastikseverler salon gösterimi fırsatını kaçırmamalı.

[email protected] – Twitter: murattolga

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun’da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda “Öteki Sinema” yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar’da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu… Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir