The Crucifixion / Korku Kayıtları (2017)

Yeni Fransız Dehşet Sineması ya da Yeni Fransız Aşırılığı (New French Extremity) olarak isimlendirilen akımın başat yönetmenlerinden Xavier Gens’in yeni filmi The Crucifixion, 6 Ekim 2017’de Korku Kayıtları ismiyle gösterime girdi. Uzunca sayılabilecek bir zamandır sesi soluğu çıkmayan Gens’in böylesi bir filmle dönüş yapması, daha proje aşamasındayken bile belli şüpheler yaratmıştı ki nitekim beklenen olmuş diyebiliriz kabaca.

En başta Hayes kardeşler tarafından kaleme alınmış bir projede yer almak, Xavier Gens kalibresindeki bir yönetmenin kariyeri için her haliyle “geri adım” riski taşıyordu. House of Wax (2005), The Reaping (2007) ve Whiteout (2009) gibi sıradan korku filmi senaryolarının altında imzaları bulunan Chad ve Carey Hayes kardeşlerin şansı, 2013 tarihli The Conjuring ile bir anda tersine dönmüş, hemen akabinde The Conjuring 2’nun (2016) senaryo ekibinde de yer almışlardı. Ama Conjuring özelindeki başarının büyük bir kısmını James Wan’ın (ve ekibinin) ticari zekâsına bağlamak lazım. Hayes kardeşlerin payesini yükseltmek, The Crucifixion gibi bombaların tuzağına düşmekten başka bir işe yaramaz.

Hayes kardeşlerin The Conjuring’in çekimleri esnasında tesadüfen rastladıkları gerçek bir davadan esinlenerek yazdıkları senaryo, 2005 yılında Romanya’da gerçekleşen gerçek bir olaya dayanıyor. (dailymail.co.uk) “Tanacu Şeytan Çıkarma Ayini” olarak bilinen olaylarda; Rumen Ortodoks Kilisesi Manastırı’nda yaşayan ve zihinsel hastalığı bulunan Irina Cornici isimli rahibe, diğer dört rahibenin yardımıyla rahip Daniel Petre Corogeanu tarafından gerçekleştirilen şeytan çıkarma ayini sırasında öldürülmüştü. Dava, Rumen medyasında yaygın bir şekilde yer bulmuş ve uzun süren davanın ardından bir şizofreni hastasını öldürdüğü gerekçesiyle beşi de cinayetten suçlu bulunmuştu. (Aynı olaylardan esinlenen Cristian Mungiu imzalı Beyond the Hills (2012) isimli film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış, en iyi senaryo ve en iyi kadın oyuncu ödüllerini almıştı.) İşte bu noktada Nicole Rawlins isimli Amerikalı bir gazeteciyi devreye sokan Hayes kardeşler, Romanya’ya gelip davayı araştıran azılı din düşmanı, ateist bir karakter üzerinden klasik bir inanç çatışması yaratabileceklerini düşünmüşler.

New York’taki bir gazetede çalışan Nicole, televizyonda “Tanacu Şeytan Çıkarma Ayini” davasının haberini görür ve olayı araştırmak için Romanya’ya gitmek ister. Editöründen kopardığı izinle soluğu yabancısı olduğu bir ülkede alan genç kadın, önce hapishanedeki rahip ile görüşür. (Editör aynı zamanda amcasıdır, yoksa başka türlü böylesi uzun bir mesafe için bu denli uzun süreli bir izin alması pek mümkün görünmüyor.) The Crucifixion, bilhassa ABD yapımı korku filmlerinin bayıldığı “Amerikalılar yurtdışı tatilinde” temasına yakın duran bir başlangıç yapsa da başkarakter yerel halktan hemen hiç düşmanlık görmüyor. Hatta karşılaştığı herkes mümkün olduğunca yardımcı olmaya çalışıyor. Tabii ki burada muhtemelen filmin İngiltere/Romanya ortak yapımı olması ve filmin neredeyse tamamının Romanya’da çekilmesi etkili olmuş gibi duruyor. Hatta bu tavrı bir adım daha ileri götüren filmin bir sahnesinde; Nicole’ün kaldığı otelin sahibi, kasabanın hemen dışındaki çiftlikte yaşayan Roman baba oğul için üçkâğıtçı ve yalancı diye saydırır ve hatta bu hakaretlerini bütün “çingeneler” için geneller. Ancak otel sahibinin söylediklerine aldırmayan uygar Batılı karakterimiz Nicole, yine de çiftliğe gider ve macerası boyunca en önemli yardımlardan birini Roman baba oğuldan alarak önyargıdan uzak politik doğrucu tavrını sonuna kadar korur.

The Crucifixion, yabancı diyarlarda başına gelmedik kalmayan Amerikalı temasını elinin tersiyle iterken, ilk olarak Romanya’daki şeytan çıkarma ayininde neler olduğunu ortaya çıkarmaya soyunuyor. Bir dedektif titizliği ile çalışan Nicole, şansının ve önsezilerinin yardımıyla bütün taşları yerli yerine koymayı başarıyor ki o ana kadar sıradan bir polisiye gibi ilerleyen film, mecburi bir U dönüşü yapmak zorunda kalıyor.

Nicole’ün olaylar hakkında detaylı bilgilere ulaşması, mevzuyu daha da kişiselleştirmesine ve geçmişinde sakladığı acı dolu bir sır ile bütünleştirmesine yol açıyor. Bir anda başkarakterin inanç yolculuğuna dönüşen film, aslında daha ilk sahnesinden itibaren nereye gideceğini belli ediyor. Polisiye kısmın sonunda devreye “katil” olarak Agares isimli bir iblisi (demon) sokuyor ama altını çok dolduramadığı için havada kalan (ve çok da mana ifade etmeyen) bir detay olarak etkisiz kalıyor. Sonuçta olayla ilgili hemen her şey arka plana atılıyor ve Nicole’ün inanç ile mücadelesi sahne ışıklarını tek başına göğüslemek zorunda kalıyor. Polisiye kısımdaki bayrağı Agares’in ellerinden devralan final bölümü, sırtını “şeytan çıkarma” temasına yaslayarak olası en kolaycı çözüme kucak açıyor.

Xavier Gens, senaryodaki Hayes kardeşler imzası görülür görülmez tahmin edildiği gibi, inancı kutsayan, sıradan bir şeytan çıkarma filmine imza atmış. Oyunculuklar ikinci sınıf, Romanya’nın küçük kasabaları gibi ilginç olma potansiyeli yüksek mekânlardan yeterince faydalanamamış çekimler etkileyici olmaktan uzak (evet, Roman baba oğulun çiftliğindeki şeytan çıkarma sahnesi fena değil ama sadece o kadar), daha başından nereye gideceği belli olan senaryo çok yetersiz. Yani kısaca alelacele çekilmiş hissi uyandıran film, isimsiz herhangi bir yönetmenin elinden çıkma bir ilk film gibi duruyor.

The Crucifixion, Romanya, Bulgaristan ve Türkiye gibi ülkelerde çekilen ve ortak yapımcılarla daha da ucuza getirilen filmlerden biri. (Şilili yönetmen Patricio Valladares’in Türkiye’de çektiği, ülkemizde Kanlı Girdap ismiyle gösterime giren ve uluslararası piyasada önce The Ghosts of Garip, daha sonra değiştirilerek Vlad’s Legacy ismini alan filmi, bu tür ucuz ticari girişimlere örnek olarak gösterebiliriz.) Xavier Gens gibi ilk filmiyle korku sinemasının umut vadeden yönetmenleri arasına giren bir yönetmeni, böylesi bir projede görmek gerçekten şaşırtıcı. Bundan sonra kendisinden ne beklemek gerekiyor bilemiyorum ama yönetmenin 20 Ekim’de İspanya’da gösterime girmesi beklenen İspanya/Fransa ortak yapımı Cold Skin isimli korku filmiyle, Ocak 2018’de Fransa’da gösterime girmesi beklenen Fransa yapımı Budapest isimli komedi filminin çekimlerini tamamladığını da ekleyelim.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 Beylerbeyi, İstanbul doğumlu. 2008 yılında Öteki Sinema ekibine katıldı. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. Halen yazmaya devam ettiği Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir