Sinema Tarihinin Gizli Kahramanlarından: Dan Duryea

Sinema tarihinde bazı filmlere, tahmin edilenden çok daha fazla katkıda bulunduğunu, handiyse bazen tek başına filmi sırtladığını hatta kimi zaman oynadığı filme sınıf atlattığını düşündüğüm bazı oyuncular var. Eli Wallach, Lance Henriksen, Charles Vanel, Ann Savage, Hume Cronyn, George Kennedy, Elisha Cook Jr. ve Howard Duff gibi. Bu güzel oyuncuların da arkasından bir şeyler yazmak, onların keşfine giden yolları aydınlatmak lazım diye düşünüyorum. Tıpkı yıllanmış bir şarap gibi, bu tip oyuncuların o kısacık rollerle ne muhteşem performanslar çizdiklerini anlayabilmek için de seneler geçmesi gerekiyor sanırım. Thelma Ritter ya da Walter Brennan gibi ödüllü olanları zamanla hemen herkes bir şekilde tanıyor, biliyor peki ya gizli kahramanlar? Sinema tarihi bu gizli kahramanlarla tıka basa dolu. Aradan geçen onca zamana rağmen halâ Antik Yunan büstlerini andıran bir çeşit görkeme sahip bu oyunculardan biri de filmlerdeki soğukkanlı duruşu giderek ezici ve korkutucu hale gelen ve kötü adam tipolojisi içinde kendine has bir yer edinmeyi başaran Dan Duryea.

Dan Duryea 001Dan Duryea; öyle adı ya da yüzü insanın aklına pat diye gelmeyen ‘kötü adam’lardan biri. Görürsünüz adını hatırlayamazsınız, adını duyarsınız net bir görüntü çağrıştırmaz ama o insana gıcık veren, cırtlak sesini asla unutamazsınız. Duryea 1907 yılında New York’ta doğmuş 1932 yılında evlenmiş. Çok sevdiği karısı 1967 yılında ölünce Duryea kansere yakalanıyor, 1968 yılında, o da ölüyor. Sadece 20 küsur yıllık bir sinema kariyeri olan Duryea’nın karşısındakinin gururunu inciten tarzda abartılı bir oyunculuğu yoktur. Ödülü falan da yok. Amerika’da, daha çok başrolünde oynadığı TV dizisi “China Smith” (1952) ile geniş kitlelerce tanınmış. Daha sonra da “Peyton Place” dizisiyle (1964) TV izleyicilerinin gönlündeki yerini sağlamlaştırmış. Bir dönem ülkesinde tanımayan yok. Bir ya da birkaç bölümüne konuk olduğu, ya da yan karakterlerden birini canlandırdığı onlarca dizi sayesinde de hep ekranlarda var olmuş ama onu iyi bir aktör olarak mimleyen şeyler TV dizileri değil, bilakis uzun metraj filmlerde çizdiği olağanüstü portreler.

Dan Duryea, Cornell Üniversitesi’nde İngilizce okurken tiyatro yapıyor, zaten öncesinde de biraz eğitim almış ve kısa sürede üniversitenin drama kolunda başkanlığı devralıyor. Bir önceki başkanın koskoca Franchot Tone olduğunu da not düşelim. Kimse bir yere kazara gelmiyor. Cornell’den mezun olunca 6 yıl boyunca reklamcılıkla uğraşıyor. Sonra ailesinin tüm itirazlarına rağmen, “lanet gelsin” deyip Broadway’e geçiyor. Dan Duryea, 1935 yılında “Dead End” gibi efsane bir oyunla profesyonel anlamda oyunculuk mesleğine adımını atıyor. “Missouri Legend” gibi, ”Many Mansions” gibi, “The Little Foxes” gibi başarılı Broadway oyunlarında boy gösteriyor. “The Little Foxes”daki rolüyle meşhur oluyor ve oyunun 1941 tarihli sinema uyarlamasıyla bir anda parlıyor. Büyük isimlerle beraber çalışmak ona kendisini geliştirmesi için eşsiz fırsatlar sunuyor. Tiyatroda rolünü Talulah Bankhead’e karşı oynarken filmde Bette Davis’le beraber döktürüyor. Gary Cooper ile “Ball of Fire” (1941), “The Pride of the Yankees” (1942) ve “Along Came Jones” (1945), Cary Grant ile “None but the Lonely Heart” (1944) filmlerinde rol alıyor. Ama küçük ama büyük rollerle giderek dikkat çekmeye başlıyor.

Uzunca bir süre üstüne yapışacak, tehlikeli ve tehditkâr kötü adam tiplemelerinde ilk büyük zirvesini Fritz Lang’in aşağı yukarı aynı kadrolarla, peş peşe çektiği iki kara film şaheseriyle yakalıyor: “The Woman in the Window” (1944) ve “Scarlet Street” (1945). “The Woman in the Window” (1944) ve “Scarlet Street”te (1945) çizdiği portreler o kadar başarılı oluyor ki, birçok filminde Duryea’dan bu iki filmdekine benzer, çevresine adeta düşmanca bir huzursuzluk yayan karakteri yinelemesi talep ediliyor. O da küçük rötuşlar ilave ederek başarıyla canlandırıyor tabi. Dan Duryea, zamanla yüzde yüz hak ederek olduğunu belirtmeden geçmeyelim, yan rollerden sıyrılıp başrollere yükseliyor. Son derece sağlam filmlerde, birbirinden değişik rollerle karşımıza çıkıyor ve adını sinema tarihine altın harflerle kazıyor.

Ben Dan Duryea’nın aşağı yukarı bütün önemli uzun metrajlarını izledim ki çoğunda yardımcı roldedir. O nedenle sizlere onu yakından tanımak için küçük bir izleme listesi oluştururken, onun hikâyeyi daha çok forse ettiği, daha fazla ön plana çıktığı, şaşırtıcı ve kışkırtıcı tiplemeler çizdiği filmlerden bir seçki yapmak istedim. İşte Dan Duryea adlı bu büyük aktörün önemli performanslarından birkaç örnek.

“SCARLET STREET” (1945)

Dan Duryea; bir sene önce “The Woman in the Window” (1944) ile koyduğu çıtayı daha da yükseltiyor ve “Scarlet Street”teki (1945) Johnny Prince rolüyle kariyerinin en iyi oyunlarından birini veriyor. Edward G. Robinson gibi bir ‘canavar aktör’ü ezmek kolay iş değildir. Her iki filmi de şiddetle tavsiye ederim çünkü hem Duryea’nın, hem Robinson’ın hem Bennett’ın hem de Fritz Lang’in en iyi işlerindendir bunlar. Duryea’nın bu filmdeki rolü, daha sonra canlandıracağı karakterlerin çoğunun üzerine adeta bir karabasan gibi çökmüştür. Duryea’yı izlerken bazen huşu bazen hayret ve bazen de dehşet içinde kalacaksınız.

“BLACK ANGEL” (1946)

“Black Angel” (1946); yarattığı benzersiz atmosfer nedeniyle sinema tarihinin en iyi kara filmlerinden biridir. Dan Duryea bu depresif karakterdeki dengeli oyunuyla Martin Blair rolünde dört dörtlük bir iş çıkarıyor. Öyle ki; bu hayli karmaşık senaryoda bir saniyeliğine bile olsa inandırıcılık sorunu yaşanmıyorsa bunun sorumlusu kesinlikle Duryea’nın performansıdır.

Dan Duryea Filmleri 01

“CRISS CROSS” (1949)

Dan Duryea’nın “Criss Cross”ta (1949) başarıyla canlandırdığı Slim Dundee tiplemesi, sınırları zorlamayı seven “Scarlet Street”teki (1945) Johnny Prince’in daha sert, daha acımasız bir versiyonu gibidir. Bu sefer karşımızda gaddarlıkta sınır tanımayan, aklından geçeni ancak tanrının bileceği, korkunç bir suçlu var. Duryea, bulunduğu her sahnede açık bir tehdit unsuru olarak göze çarpıyor ve bu muhteşem kara film başyapıtında alenen Burt Lancaster’dan rol çalıyor. Hem de her gözüktüğünde…

“WINCHESTER ‘73” (1950)

“Winchester ‘73” (1950) sinema tarihinin en iyi westernlerinden biri, sırf bu nedenle bile tekrar tekrar izlenmeyi hak ediyor. Üstelik hem yönetmen Anthony Mann’ın hem James Stewart’ın hem de Dan Duryea’nın en başarılı westernlerinden biri bu. Aksiyon, macera, oyunculuk ve özellikle de kurgu tıkır tıkır işliyor. Bu üçlünün “Winchester ‘73”de yakaladığı uyumun, daha sonra bize “Thunder Bay” (1953) adlı güzel bir macera filmi olarak döneceğini de not düşelim. Waco’yu bir görün derim ben.

“THE UNDERWORLD STORY” (1950)

Gazetecilik mesleği etrafında dönen entrikaları alan kara filmler içinde kötü olan yoktur diyebilirim. “The Underworld Story” (1950) de gayet sürükleyici, heyecan verici öte yandan karamsar bir film. Dikkat çekici bir görüntü çalışması olduğunu da not düşelim. Dan Duryea, başrolün hakkını bitamam veriyor ve son derece kırılgan bir rolün altından başarıyla kalkıyor.

“THE BURGLAR” (1957)

Evet, hikâye biraz dağınık, yönetmen sıklıkla yalpalıyor ama “The Burglar” (1957) kim ne derse desin benim en sevdiğim Dan Duryea filmlerinden biri. Bu filmde beni çeken bir şeyler var. Duryea, Nat Harbin rolünü adeta yaşıyor ve karşısında dişe dokunur bir oyuncu bulamayınca da tek kişilik bir şov icra ediyor.

Dan Duryea Filmleri 02

“THE BOUNTY KILLER” (1965)

Dan Duryea; “Taggart” (1964) ve “The Flight of the Phoenix” (1965) gibi güzel filmlerde de yer almasına rağmen 60’lı yıllardaki performanslarından ilk seçimim “The Bounty Killer” (1965) olacak çünkü diğer filmlere kıyasla burada bariz bir şekilde başrolde. “The Bounty Killer”da, daha çok John Wayne ve Glenn Ford’un yaşlılık yıllarında çektiği westernleri andıran bir naiflik var. Duryea; nihai uzaklığı ve yalnızlığı yansıtan sade ve dengeli bir performans veriyor.

“THE HILLS RUN RED” (1966)

Carlo Lizzani’nin “The Hills Run Red”i (Un fiume di dollari, 1966) gerek muazzam görüntü çalışması gerekse Henry Silva’nın Mendez rolüyle akıllarda kalan bir spagetti western. Bu filmi MGM’de kaç defa izlemişimdir, inanın bilmiyorum. Sürükleyici bir aksiyon. Dan Duryea’nın Winny Getz karakteriyse finaldeki sürpriz sayesinde yerli yerine oturuyor. Şahsi kanaatimce Duryea’nın oynadığı son büyük ve önemli film budur.

Öteki Sinema için yazan: Ertan Tunç

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir