Danger: Diabolik (1968)

Danger: Diabolik‘i (1968) izlerken, nasıl olmuş da bu film bunca sene bizim gözümüzden uzak kalmış, inanamadım. İtalyan yönetmen Mario Bava‘nın en iyi filmlerinden biri olan Danger: Diabolik, başlı başına bir klasik. Ennio Morricone‘nin harika müzikleri, 1960’ların Batman‘i tadında çok keyifli oyunculuklar, son derece aykırı bir içerik, insanın aklını başından alacak güzellikteki Eva Kant (Marisa Mell) ve 1960’ların fütürizminin muhteşem bir sergisiyle karşı karşıyayız… Evet filmde herşey çok leziz ancak görüntü yönetmenliğinin yeri bir başka… Özellikle Diabolik’in gizli kalesini izlerken insanın keyiften gülümsemesini tutması zor. Doğrusu, Bava, Danger: Diabolik ile 1960’ların Batman’inden bir gömlek daha üstün bir dünya yaratmış bir film diyebilirim….

Diabolik karakterini bir süredir ordan burdan biliyordum. İlk olarak Fantastik Türk sinemasının mihenk taşlarından Kilink’i araştırırken rastlamıştım ona. Bir kötü adam üzerine kurulmuş ünlü İtalyan çizgi roman serisini olduğunu öğrenmiştim (Bu arada Diabolik’in filmi, sinema tarihindeki gelmiş geçmiş en sadık çizgi roman uyarlamalarından biri olarak kabul ediliyor). Dino De Laurentiis‘in yapımcılığını üstlendiği film, bir Bava filmine göre oldukça paralı. Ancak tabi bir Hollywood yapımına göre de oldukça bütçesiz. Son derece ucuz ama keyifli kamera hileleri, filmin olduğundan büyük gözükmesinde önemli bir rol oynuyor.

Diabolik, tıpkı Dr. Phibes, Fantômas ve Satanik gibi bir kötü adam. James Bond ve Batman karışımı, bilimkurgu destekli bir çizgisi var. Bir ordusu ya da ekibi olmamasına rağmen, sadece sevgilisiyle beraber bütün dünyayı dize getirecek kadar akılalmaz bir varlığa ve imkanlara sahip. İzlerken yer yer filmin çizgiroman havasının dışına çıkıp, ”ulan acaba bu herif bütün bu kaleleri inşa edicek, devletin içine sızacak, denizaltıları yapacak paraları nasıl buluyor, nasıl oluyor da yakalanmıyor!?” sorusunu kendime sorup gülmekten kendimi alamadım. Bu arada hangi ülkede olduğumuz da meçhul. Devletin hangi devlet olduğu belli değil. Bazen diyorsunuz burası İtalya. Bazen diyorsunuz Londra. Mesela filmde özellikle İngiltere aksanıyla İngilizce konuşuluyor. Ama biryandan da para birimi olarak dolar kullanılıyor).

Diabolik, bir kötü adam olmanın ötesinde aslında bir süper hırsız. Zenginlerden çalan, devletten çalan, devletle dalga geçen bir karakter. Filmle ilgili izlediğim birkaç mini belgeselde Diabolik’in aslında tam bir terörist olduğuna dikkat çekiliyor. Çünkü Diabolik zenginden çalıp, fakire vermiyor. Olayı farklı. Çaldığı paralarla ufak bir para havuzu yaratıp içinde sevgilisiyle sevişiyor. Dahası, devlete karşı açtığı meydan okuma savaşını o kadar ileri götürüyor ki, mesela vergi binasını havaya uçuruyor! Ancak bu insanı gülümseten durum birkaç noktada iyice ipin ucunu kaçırıyor. Mesela Diabolik, sevgilisi için bir elmas kolye çalmak uğruna, kolyenin bulunduğu binaya gizlice sızıyor. Bu sırada da günahsız güvenlik görevlerini bıçakla öldürüyor. her ne kadar bir çizgiroman, bir masal olsa da, kendinizi özleştirdiğiniz ve alkış tuttuğunuz bir karakterin böylesine umursızca insan katletmesi biraz garip bir hava yaratmıyor değil.

Diabolik’i alıp izlemeye, Tolga Demirtaş’ın Satanik yazısını okurken  karar verdim. Ve sanırım bu sene en keyif aldığım film izleme tecrübelerimden birini yaşamış oldum. Daha filmin başında Morricone’nin müziği eşliğinde Diabolik’in arabanın içinde fıldır fıldır dönen gözleriyle havadaki helikopteri arama sahnesi ve ardından gelen birbirinden keyifli kamera hileleri beni satın aldı. Bütün Öteki Sinemacı’lara tavsiye olunur!

Not: Beastie Boyz‘un ”Body Movin” klibini hatırlar mısınız? Hah işte o klibin başındaki kuleye tırmanış ve hırsızlık sahnesi direk Diabolik’ten alıntı, Diabolik’e bir saygı duruşu.

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

3 Yorumlar

  1. quattromosche

    “Deep Deep Down…” İsminden bitişine kadar “kült” kelimesini tamamen hak eden bir film. Rahmetliye diyorum ki:

    “Ah Mario Bava ah… Ne özelsin benim için.”

    Bu arada, Roman Coppola’nın ilk ve şimdilik tek uzun metrajlı filmi CQ’da Danger: Diabolik’in önemli bir yeri var. (Filmde John Phillip Law da görünüyor.) Hoş, esprili, şık göndermeli bir film ama nedense çok keyif alamamıştım.

  2. Masis Üşenmez

    Serdar Kökçeoğlu Kargart gösteriminin şerefine Diabolik çizgi romanı verdi:) Çizgi roman arşivim bir hazine daha kazandı.

  3. Kıskançlık krizinin eşiğindeki adam rolünü kazandım…. Oysa hiç dem meraklı değilim çizgi romanlara… :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: