Deadly Blessing (1981)

Bugüne kadar nasıl olduysa gözümden kaçmış olan Deadly Blessing (1981), Wes Craven’in Last House on The Left (1972) ve Hills Have Eyes’dan (1977) sonra çevirdiği, yine benzer bir altmetne sahip dönemin keyifli korku filmlerinden.

Öteki Sinema için yazan: Can Evrenol

Arrow Video son dönemde en baba kült filmleri nefis kapaklar, posterler ve türlü ekstralarla piyasaya tekrar sunarak çok güzel bir işe imza atıyor doğrusu. Özellikle Amerika pazarındaki harika dvd kapaklarından uzak kalan biz Avrupa pazarı için… Deadly Blessing’i Arrow Video’nun çıkardığı nefis DVD’sinden bu sabah izledim. Filme çok hayran olduğumu söyleyemeyeceğim. Ama güzel. Kesinlikle 70’ler ve 80’lerin korku filmleri arasında kütüphanemde yerini haketti. Daha da önemlisi haftalar sonra bana yine Öteki’ye bir yazı yazmam için ilham kaynağı oldu.

Filmde kadınların sabah uyandıklarında bile aşırı makyajları ve permalı saçları beni filmden bir nebze soğutsa da, içeriğinden çok resimleri ve atmosferiyle öne çıkan Deadly Blessing’in bazı sahneleri tüm korku severleri tatmin edecek düzeyde.

Sharon Stone ve Michael Berryman’in yan rollerde karşımıza çıkması filmin güzel sürprizlerinden… Esas olarak Hills Have Eyes’dan tanıdığımız, Guguk Kuşu’ndan Mötley Crüe klibine, Star Trek’ten, X-Files’e kadar bir çok yerde karşımıza çıkan, toplam 26 farklı doğuştan fiziksel bozukluğu olan Michael Berryman, gerçekten süper bir karakter oyuncusu olarak Deadly Blessing’de de filme büyük katkı sağlıyor. Sharon Stone ise çok göze batmasa da tabi ki filmin sonuna kadar keyifle izleniyor. Başrolde Battlestar Galactica’dan hatırlayacağımız farklı ve süper çarpıcı güzelliğiyle Maren Jensen var. Zaten filmdeki bütün kadınlar gereğinden fazla güzel diyebilirim… Filmin ağır topu ise fanatik dinci aile babası rolünde harika bir performans veren efsane Ernest Borgnine! Marty ile 1956’da Oscar alan Borgnine’ın, E.R. dizisiyle 92 yaşında Emmy’e aday gösterildiğini ve SpongeBob’daki Mermaid Man’i seslendirdiğini de eklemeden geçemedim…

Deadly Blessing, Craven’ın tıpkı önceki iki büyük filminde olduğu gibi modern şehir insanıyla toplumun dışındakileri çarpıştırdığı bir altyapıya sahip. Hikaye, Amerika’daki aşırı dinci Amish’lerden bile daha kapalı ve tutucu bir Hitit kasabasında geçiyor.

(Hemen parantez açalım; Bu Hititler ile bizim bildiğimiz M.Ö. 2. yy’da yaşayan Anadolu Hititler’i arasında bir bağ olup olmadığı tarihçiler tarafından hala tartışılan bir detay. Deadly Blessing’de bahsedilen bu Hititler İbrani İncil’indeki Heth isimli bir kişiden geliyorlar. Kılık kıyafet olarak da Amish’lerden bir farkları yok. Hepsi aynı şeyin suyu yani…)

Bir Hitit olarak doğan ancak daha sonra üniversteye gitmek için kasabasını terkeden ve babası tarafından afaroz edilen Tom ve güzel eşi Martha, kasabalarına geri dönmüşler, kendi hallerinde bir çiftlikte yaşıyorlardır. Ancak Martha’nın hamile kalmasıyla bu sakinlik yerini dehşete bırakır… Tom o gece ahırda gizemli bir şekilde çalışmaya başlayan traktör tarafından ezilerek öldürülür. Kasabanın şerifi bunun mekanik bir arıza olduğu sonucuna varsa da, Hititler’in lideri (Tom’un babası) bu cinayetin sorumlusunun ‘incubus’ olduğuna emindir. (Incubus: mitolojik dişi bir cin)

Tahmin edebileceğiniz gibi çiftlikte cinayetler devam eder, Hititler modernizmi suçlar, kadınlar gece yatağa girmeden önce pencerenin önünde soyunurlar ve olaylar gelişir…

*** DİKKAT SÜRPRİZBOZAN / SPOILER! ***

Filmin sonunda 2 büyük twist bizleri bekliyor. Bir nevi katil-kim oyununa dönüşen filmde katili tahmin etmek pek de kolay değil. (Şahsen bu filmlerde katili takip etmek için fazla uğraşmam zaten. Filmle çekişmeye girmenin manası yok) Filmin sonunda tıpkı 1982 yapımı Unhinged’de olduğu gibi bütün hayatı kadın kılığında yaşamaya zorlanmış bir erkek çıkıyor. Genç ve güzel kızın elbisesinin yırtıldığı ve altından erkek göğsü çıktığı sahne oldukça etkili ve rahatsız edici. Filmin ikinci twist’i ise Wes Craven’in isteği dışında filme yapımcılar tarafından eklenmiş bir sahne. Filmin en sonunda tam herşey bitti derken evin zeminini parçalayarak 2 metreden uzun karanlık, yarı insan yarı şeytan formunda bir incubus çıkıyor ve Martha’yı yerin dibine çekiyor. Her ne kadar Craven bu sahneyi sevmese ve filmin İngiltere’deki gişe gösteriminde bu sahne yönetmenin isteğiyle kesilmiş olsa da ben bu sahneyi gayet sevdiğimi söyleyebilirim. Tam benlik bir sahne diyeyim hatta. Masters of Horror’daki Carpenter’ın Pro-Life’ı gibi… (Ancak burda yeterince hikayenin içine yedirilmemiş ve biraz çıkıntı duruyor.)

Son söz olarak Kim Newman’ın dvd’nin içinden çıkan ufak kitapçıktaki yazısından bir detaya dikkat çekmek istiyorum. Kim Newman bu filmi dönemin korku sinemasındaki değişimin bir örneği olarak gösteriyor. Last House on The Left, Hills Have Eyes, Night of The Living Dead, Texas Chainsaw Massacre, Shivers ve Deranged gibi filmlerden sonra gelen bir değişim bu. İsmini geçirdiğimiz bu filmler son derece isyankar, ham, yüzleşmeci ve korkunun temeline inen filmler. Gerçekten acıması olmayan filmler. Dönemin sosyal ve politik durumlarından yola çıkan, yer yer ufak espriler içerseler de eğlencelik olmaktan çok uzakta, karanlık filmler. Halbuki 80’lerde yavaş yavaş bu durumun değişerek yerini Sam Raimi (Evil Dead) önderliğinde bir rollercoaster anlayışına bıraktığını görüyoruz. Tobe Hooper’ın Funhouse’u, Romero’nun Creepshow’u bu değişikliğe ayak uydurmak isterken tökezleyen en büyük örnekler. Deadly Blessing’i de bu kategoriye sokabiliriz.

Şahsi görüşüm, 90’larda korku sinemasının dibe vurup neredeyse tamamen yerini ‘gerilim’ sinemasına bırakmasına giden yoldur bu değişimin sonu. Hatta bu yüzden bizim jenerasyonumuz korku sinemasına yeterince saygı duymaz ve küçük görür diye bile fikir yürütmek mümkün. Bu tıpkı 30’lardaki canavar filmlerinin daha sonra cıvıyarak tamamen bir canavar karnavalına dönüşüp çizgi filmleşmesine benziyor. Belki de insanların korkularıyla yüzleşmesinin bir yansıması bu…

Velhasıl, Deadly Blessing, 70-80’ler korku sineması sevenler için gözlerine layık bir seyirlik. Wes Craven sinemasının iyilerinden… Nightmare on Elm Street’e giden yolda bir basamak taşı demek bile mümkün…

Deadly Blessing Trailer

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir