Dolls (1987)

1987 yılı mahsulü Dolls, Stuart Gordon tarafından yönetilmiş olan ABD yapımı bir film.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

1947 doğumlu Gordon korkuseverlerin oy birliğiyle çoktan kült mertebesine layık gördüğü efsane yönetmenlerden biri. Bugüne kadar sinemaya uyarlanan Lovecraft eserlerinden en başarılı bulunanların arkasındaki ismin Gordon olduğunu özellikle vurgulamak lazım. 1979’da televizyon için çektiği filmi saymazsak, daha ilk işi Re-Animator (1985) ve sonrasında gelen From Beyond (1986) ile korku sinemasına hızlı bir giriş yapan yönetmenin üçüncü filmi ise yazıya konu olan Dolls.

Küçük Judy, babası David ve üvey annesi Rosemary arabayla seyahat ederken fırtınaya yakalanırlar. Çamura saplanan arabayı kurtaramayan sorunlu aile hemen yanı başlarındaki eve sığınmaya karar verir. Oyuncak bebek yapan yaşlı bir çiftin ikamet ettiği ev tıka basa oyuncak bebekle doludur. Benzer şekilde yolda kalan çocuk ruhlu, saf Ralph ve otostopla arabasına aldığı iki çılgın kız da (Enid ve Isabel) aynı eve sığınır. Misafirperver yaşlı çift fırtına geçene kadar herkesi ağırlamayı kabul eder.

Yorgun misafirler odalarına çekilir. Isabel çalınacak değerli eşya peşine düşer ve evin loş koridorlarında gezinmeye başlar. Girdiği bir odada canlanan oyuncaklar Isabel’i öldürür. Olayı gören Judy ailesine durumu anlatır ama tabii ki ona inanmazlar. Ralph ile güçlerini birleştiren Judy canlanan oyuncakların sırrını çözmek için kolları sıvar. Gece herkes için pek hayırlı geçmeyecek gibidir.

Dolls çok bomba bir sahneyle açılıyor; ‘Judy ve ailesi arabayı terk edip eve doğru ilerlerken küçük kız biraz geride kalır. Her tarafından kötülük akan Rosemary Judy’yi azarlamakla kalmaz, hiç yanından ayırmadığı oyuncak ayı Teddy’yi ormanın içine doğru fırlatıp atar. Çalıların içinden devleşerek geri dönen Teddy üzerindeki sevimli görüntüyü parçalayarak atar, kurtadamsı devasa bir yaratığa dönüşür ve kötü üvey anne ile ilgisiz babayı parçalayarak cezalandırır. Judy, Rosemary’nin kafasına attığı bir şaplak ile hayal dünyasından kopup kendine gelir.’ Hızlı gelişen bu giriş sahnesi hem yönetmenin niyeti hakkında bir fikir veriyor, hem de Judy’nin ailesi tarafından hor görülen hayal gücü hakkında ipuçları içeriyor. Sadece bu sahne üzerinden bile filmin genel hatları çizilebilir. Şöyle ki, yönetmen masal tadında bir hikâye anlatırken ani ve şok edici şiddet sahneleri ile izleyeni sarsmayı, şaşırtmayı hedefliyor. Bu niyet giriş sahnesi özelinde başarılı olmasına rağmen maalesef filmin bütününde aynı istikrarı gösteremiyor.

Gordon, atmosfer yaratma açısından pek sıkıntı yaşamıyor. Dolls’un en güçlü olduğu yanı da izleyeni her daim tedirgin etmeyi başaran atmosferi zaten. Mizahi sahnelere hiç girmeyeceğim. Film bir çocuğun gözünden anlatıldığı için abartılı diyaloglar ve abartılı oyunculuklar ile verilen mizah sırıtmıyor, hikâyeye kapılıp izlerken çok da rahatsız etmiyor. Asıl problemli kısım korkutmayı beceremeyen oyuncak bebekler! Oysa özel efektler üzerinde bir hayli emek harcanmış ve ‘stop-motion’lar dahil hepsi çok başarılı. Ama ne yapılırsa yapılsın oyuncak bebeklerin canlanıp insanlara saldırması fikri pek de korkutmayı amaçlayan bir filmin malzemesi değil gibi.

Dolls, Gordon’un filmografisinde, hele ki ilk iki filmi düşünüldüğünde ayrı bir yerde duruyor. Re-Animator ve From Beyond daha ucuz, korku ile komediyi başarıyla harmanlayan, gözünü ‘gore’dan sakınmayan, baş tacı edilesi ‘iyi kötü film’ler arasında ilk akla gelen örneklerden ikisi. Dolls ise yapım kalitesi açısından daha üst düzeyde bir iş. Lafın özü Dolls daha Hollywoodvari duruyor. Tam Tim Burton’lık bir hikâye aslında. Belki Dolls’un bu tam olmamışlık hissi vermesinin ana sebebi budur. Gordon’a yakışan süslü cilalı görüntüler eşliğinde b-tipi bir hikâye anlatmak değil, ucuz, uçuk kaçık, ‘splatter’ ve ‘gore’ dozu yüksek korku-komediler. Nitekim onu kült mertebesine bu filmler ulaştırdı.

Sonsöz: 1987 Fantafestival’de en iyi özel efekt ödülü kazanan Dolls, yönetmenin en iyi filmlerinden biri değil. Ama bu haliyle bile ortalıkta dolanan yüzlerce korku filminden çok daha eğlenceli. Stuart Gordon külliyatına uzak olanlara başlangıç filmi olarak Dolls’u önerebilirim.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir