Dorian Gray (2009)

Seni kıskanıyorum biliyor musun? Çünkü sende sahip olunmaya değecek iki şey var. Gençlik ve güzellik…

Perde açıldığında elindeki cam parçasını hunharca, gözünü bile kırpmadan birine saplayan oldukça güzel bir adam görürüz. Sonrasında bu adam kanlar içinde ayağa kalkıp kurbanını bir sandığın içine koyar ve Times Nehri’nin sularına gönderir. Sahne bir yıl öncesine döndüğünde bir tren istasyonunda buluruz kendimizi.

Dorian Gray saf, temiz ve oldukça güzel genç bir delikanlıdır. Büyükbabasından kalan miras üzerine kendini büyük şehrin kollarında bulur. Kıyafetleri, tavırları saflığının ve masumiyetinin kanıtıdır adeta. Fakat bir davette Lord Henry ile tanıştığında her şey değişir. Lord, hazcılık adını verdiği, beden zevklerinin salt mutluluğundan daha değerli bir şey olmadığını düşündüğü bir inancı savunmaktadır. Sorun şudur ki tam olarak yapmak istediklerini yapabilecek özgürlüğe sahip değildir. Lakin Dorian onun aradığı kobay olacaktır. Basil bir gün Dorian’ın tablosunu yaptığında her şey netleşir. Dorian resme büyülenmişçesine bakar ve ben gerçekten böyle mi görünüyorum diye sorar. Güzelliğinin farkına varmak içindeki kibir canavarını uyandıracak ve bir ruh kendini şeytana satacaktır.

2009 mahsulü 112 dakikalık bu film aslını Oscar Wilde’ın The Picture of Dorian Gray adlı tek romanından alır. Oscar Wilde 1890’da bu eseri yazdığında öyle bir ses getirmiştir ki yarattığı fırtınadan sanatçısı da payını almıştır. Wilde’ın, bir ruhun hikâyesidir, yorumunu kullandığı eser saf güzelliği içinde barındıran bir gencin nasıl olup da dünyevi zevklerin kollarında bütün masumiyetini kaybettiğini an be an anlatan, güçlü ve sarsıcı bir örgüdür. Dorian Gray’in değişim öyküsünde saf zevklerin dünyasının, şeytana satılan ruh öğesiyle desteklenmesinin yanı sıra eşcinsel vurgularda vardır. Dorian’ı resmeden Basil’in ona karşı duyduğu tutku dolu beğeni açıkça anlatılmıştır. Velhasıl kitap kendi zamanını da aşmıştır. Nitekim Oscar Wilde’ın tek romanı olmasını da, bazı eleştirmenler bunun gibi bir kurgunun üstüne daha iyisi yazılamazdı, o yüzden tek olmalı yorumuyla açıklarlar.

Filme gelince, kitapta yer alan iki ana öğeyi başarıyla yansıttığını söyleyebiliriz. Birincisi örgünün içinde geçtiği atmosferi, ikincisi ise ana olay olan Dorian Gray’ın yaşlanmanın ve işlediği günahların izlerini bedeninde değil de tablosunda taşıması teması. Bunun dışında film ana konudan sapmadan, kendi gözleriyle yeni bir Dorian Gray yaratmıştır desek yanlış olmaz sanırım. İlerleyen anlarında seyre sıkıntı veren duraklamalar var olsa da tamamına bakıldığında akıcı bir yapım tabirini kullanabiliriz. Yönetmenliğini Oliver Parker’ın üstlendiği yapım uyarlanamazlar listesinin başlarında yer alan bu eseri her şeye rağmen gayet başarılı bir görsel şölen haline getirmiştir. Vurgulanmak istenen ana temanın, ruhun beyazdan siyaha akan hikâyesi olarak aldığımızda yapım bu renk değişimini gerek filmin dokusunu oluşturan mekân seçimleri, gerekse camdan bize yansıyan atmosferi ile doğru bir şekilde vermiştir. Yapımda başarılı oyunculuk performanslarından kaynaklandığı belli olan karakter iletişimleri de net olarak seyirciye yansımıştır.

Filmin oyuculuk koltuğunda ise Lord Henry rolünde Oscar ödüllü oyuncu Colin Firth’ü göz dolduran performansı ile görüyoruz. Dorian Gray rolünde ise Firth’den aldığı enerjiyi doğru bir şekilde kullanarak başarılı bir performans sergileyen genç oyuncu Ben Barnes var. Tutkulu ressam Basil rolünde ise Ben Chaplin’i izliyoruz. Yapımın gotik atmosferine renk katan müziklerinde ise Charlie Mole’nin imzası var.

Gençlik, güzellik ve sonsuzluk… Ruhunu şeytana satman için yeter miydi? İnsanlar sağduyudan ölürler Dorian, birden kaybedilen bir an. Hayat bir andır. Sonrası yoktur. Bu nedenle hayatını daima en güçlü alevlerle yak…

Sizin yerinize acı çekecek bir resim varsa ve anların sonsuzluğundan sıkılmayacaksanız güzel bir teklif değil mi? Huzurla…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir yorum var

  1. romanın sadece istenilen yerleri alınmış ve ortaya hiçbir ana teması olmayan, sadece buhran dolu bir film çıkmış maalesef :/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: