Stephen King’in Favori Kısalarından: Drag (1993)

Life’s a drag… then you die.

Mark Pavia’nın yazıp yönettiği Drag, dünya üzerindeki bütün yaşamı silip süpüren zombi istilası sonrası geriye kalan az sayıdaki insanlardan biri olan Victoria’nın hayatta kalma mücadelesini merkeze alıyor.

Sanırım önce kısanın yapım sonrası hikâyesinden bahsetmek gerek. Bir hayli ilginç bir hikâye ki yukarıda tamamını izleyebileceğiniz filmin hemen başında bizzat Pavia’nın kendi ağzından da dinliyoruz. Arkadaşlarıyla beraber bağımsız filmler çekmeye çalışan Pavia, Drag’i bitirdikten sonra kısasını sektörde değer verdiği isimlere göndermeye karar veriyor. Yapımcı Richard P. Rubinstein ve korku deyince akla gelen ilk isimlerden biri olan Stephen King de gönderiyi alanlar arasında ki o zaman ikisi aynı proje üzerinde beraber çalışıyorlar. (Muhtemelen TV için çekilen The Stand (1994) olması lazım.) Her ikisi de filmi izliyor ve çok seviyor. Pavia’ya iki hafta geçmeden bir telefon geliyor. Rubinstein ve King; “hemen New York’a gel, yeni bir film üzerinde çalışıyoruz, senin yönetmeni istiyoruz” diyorlar. Sonrası malum; Pavia, Stephen King’in öyküsünden uyarlanan The Night Flier (1997) filmini yönetiyor. Bu şansı çok iyi kullanabildiği söylenemeyecek Pavia’nın, bir sonraki filmini yönetebilmek için 2016’ya kadar beklemesi gerekiyor: Fender Bender. ‘Slasher’ ve ev istilası (‘home invasion’) kırması film, ancak vasatı bulabiliyor.

16 mm çekilen Drag, daha çok sepyaya çalan siyah beyaz görüntü çalışmasıyla yok olmanın eşiğine gelmiş insanlığın terk ettiği dünyada yaşama tutunmaya çalışan son insanlardan birinin yalnızlığını başarıyla yansıtan, tekinsiz bir atmosfer oluşturuyor. Drag’in görüntü yönetmenliğini Mauro Fiore üstleniyor ki kendisini daha sonra çalıştığı Training Day (2001) ve Smokin’ Aces (2006) gibi birçok uzun metraj filmden hatırlamak mümkün. Ayrıca Avatar’daki (2009) çalışmasıyla 2010 Oscarlarında en iyi görüntü yönetmeni ödülünü aldığını da söylemek lazım.

“Drag, son 20 yılda izlediğim en iyi korku kısası; zeki, korkunç ve acımasız.” Stephen King’in övgü dolu cümlesini afişine de taşıyan Drag, koca dünyada yalnız başına kalan güçlü bir kadının, hayata, “insan” olmaya ve geçmişe sıkı sıkıya tutunma çabasını anlatıyor. Ben Howling ve Yolanda Ramke’nin yönettiği (ve yakın zamanda uzun metrajı da çevrilen) Cargo (2013) isimli kısa film ile aynı hissiyata sahip olduğunu düşündüğüm Drag, bugüne kadar çekilmiş zombi kısaları arasında ayrıcalıklı bir yerde duruyor.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bak bunu da seversin...

Dünyanın En Uzun Aşkını 8 Dakikaya Sığdırmak: Tu Me Manques

Yeliz, Bozkurt, Tu Me Manques filminde aşkın ve bağlılığın tarifini veriyor. Kurmacada bile rastlanmayacak duygusal bir figürün yaşanmışlığını, sakin bir kurgu ve enfes bir tema desteğiyle aktarıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir