Dram ve mizah iç içe, Yaşam Merkezi’nde…

Ömer Günüvar

Malatya Film Festivali’nde kısa film yarışmasında birinci olan, SİYAD’ın beş film adayı içinde yer alan mizah ve dramı başarılı bir biçimde harmanladığı için dikkat çeken Yaşam Merkezi filminin yönetmeni Ömer Günüvar ile konuştuk, kısa filmin uzun muhabbetini yaptık. İyi okumalar…

Öteki Sinema için söyleşiyi yapan: Banu Bozdemir

Merhaba, öncelikle biraz sizi tanıyalım…

1986 Konya Ereğli doğumluyum. Liseyi Ereğli’de bitirip 2004’de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim. Sinemayla uğraşmaya tıp fakültesinin sinema klubünde başladım. İlk kısa film çekme girişimi klüpteki arkadaşlarımla oldu.Her şey kurgu aşamasına kadar güzel gitse de kurguyu yapacak biri yoktu aramızda. İş başa düştü, kurgusunu da ben yapıyım diye başına oturdum ama o filmi hiç bitiremedim hala duruyor. Sonra İzmir Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin sinema atölyesine katıldım.Bir yıla yakın NHKM bünyesinde İzmir kısa film sinemasını yürüttüm. Ardından okula ara verip yaklaşık 3 yıl boyunca İstanbul’da ve İzmir’de kurgucu olarak çalıştım. Yaşam Merkezi’ni çektikten sonra okula geri döndüm.

-Tıp fakültesi okuyup sinemaya gönül vermek. Aslında az rastlanır bir durum değil elbette, ama kurgucu olman daha ilginç. Onun hikayesi nedir?

Kurgucu olma hikayem aslında dediğim gibi ilk kısa filmle başlıyor ama profesyonel olarak çalışmaya 2011 yılında İzmir’de çekilen günlük bir diziyle başladım. Yaklaşık dört ay o dizide günde 15 saat çalıştım. Kurguyla ilgili,  çalıştığım arkadaşlardan bir şeyler öğrensem de o süreçten asıl öğrendiğim dizi sektörünün nemenem bir şey olduğudur. Bu sıkıntılı süreçten sonra aslında büyük bir şansla  Aşk ve Devrim’in kurgusunda buldum kendimi.Yaklaşık yedi ay boyunca kurguda ve post-prodüksiyonun her aşamasında bir fiil çalıştım.Bu süreçte Serkan Turhan, Serkan Acar ve ustam Ayhan Ergürsel’den sinema, kurgu ve hayat adına çok şey öğrendim. Arkasından belgesel, kısa film,tv programı kurgulamaya bir taraftan da İzmir’de kısa filmlerde görüntü yönetmenliği yapmaya devam ettim.

 -Yaşam Merkezi filminin fikri nasıl şekillendi?

AfişFikir, filmin senaryosunu birlikte yazdığımız arkadaşım Murat Akgöz’den çıktı. Murat bir gazetede AVM’de çalışan bir temizlik işçisinin röportajını okumuş, buradan yola çıkmış. Aslında yıllardır hizmet sektöründe çalışan işçilerle ilgili bir film yapma  fikri ikimizde de vardı. Murat ve benim AVM’lerde çocuk animasyonu, kukla tiyatrosu yapmak gibi deneyimlerimizden AVM dünyasının az buçuk nasıl olduğunu biliyorduk daha doğrusu bildiğimizi sanıyorduk. Murat’ın aklında şekillenen bu hikayeyle aslında bizim de bilmediğimiz, görmediğimiz  yüz binlerce insanın çalışma koşullarını, hayat mücadelelerini araştırmaya ve tanımaya başladık. İzmir’de Tez-Koop-İş sendikasında örgütlü AVM işçileriyle tanıştık. Temizlik işçileri, mağaza, market işçileri… Onlarla senaryoyu  tartıştık  fikirlerini aldık.Şunu baştan biliyorduk ve işçilerle de bu minvalde konuşuyorduk, bu film nihayetinde bir kısa film.Gösterim alanı çok kısıtlı, alıcısı az vs. taşeron işçilerin sorunlarına, yaşam mücadelelerine ya da örgütlenmelerine bu filmle gerçeğin yakıcılığının karşısında ancak naif bir ses çıkarabilirdik.Bu yüzden aslolanın  gerçek temizlik işçisinden, oyuncusuna, sesçisinden makyözüne kadar  herkesin meseli paylaşıp gerçek bir kollektifle sinemaya ve hayata örgütlenmesi olduğunu anlattık. Sağolsunlar çok yürekli bir şekilde bizimle bu heyecanı paylaştılar.

-Film değişen algılarla birlikte o algıların kustuğu ve umursamadığı insanları anlatıyor ama filminde trajedi olduğu kadar mizah duygusu da var. İkisini bir arada tutmayı nasıl başardın?

Aslında özellikle yaptığımız bir şey yok. Hikaye zaten kendi temizliğini bile yapamayacak durumda olan Veysel’in  AVM’de temizlik işçisi olması üzerine.Bu durumun kendisi ironik filmin sonu da bunu destekleyecek şekilde. Belki de Seyit’in -genç temizlik işçisi- asgari ücretin iki katı fiyatı olan akıllı telefonunu serviste, molalarda yanından ayırmaması ve Veysel’le olan ilişkisi filmin bahsettiğiniz mizah duygusunu oluşturuyordur.

-Filmin oyuncusu Mehmet Kireçtepe kısa filmde öne çıkan bir oyunculuk sergiliyor, karakteriyle inanılmaz uyumlu… Hatta çok sevdiğimiz Tuncel Kurtiz benzerliği bariz. Onu biraz anlatabilir misin?

Mehmet abi benim çocukluğumdan beri tanıdığım biri. Filmdeki rolünün  aksine günlük hayatta müthiş eğlenceli, hoşsohbet biridir.Onun ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen bu rolü kotarabileceğinden hiç şüphemiz yoktu. Tuncel Kurtiz benzerliğini filmi izleyen bir kaç kişiden daha duydum. Öncesinde hiç düşünmemiştim açıkçası ama şöyle bir şey var tabi Tuncel Kurtiz’in gözlerinde, yüzündeki kırışıklıklarda büyük bir yaşanmışlık hissi vardır. Mehmet  abi de artık ellilerinin ortalarında, bu ülkenin zorlu günlerinde çok şey yaşamış ve halen zor bir hayat yaşayan biri olarak tüm bunları bakışlarında ve yüzünde taşıyor. Belki  biraz bu yaşanmışlık  hissi benziyor bilemiyorum.

Yaşam Merkezi002

– Aslında uzun metraja uygun bir yapısı da var filmin, bu filmden bir uzun çıkar mı?

 Kısa film uzun metrajdan ayrı bir disiplin hiç şüphesiz kendine has bir takım kuralları, yapım süreçleri, sınırlamaları bir taraftan da  büyük bir özgürlük alanı var. Hepimizin alışageldiği,  vurucu bir sonu,parlak bir fikri ya da buluşu olan kısa film yapısı aslında hem süre olarak hem de olay örgüsü, karakter işleyişi olarak bizim filmle pek uyuşmuyor. Tabi son yıllarda bu tarzda hikaye anlatımı  ve süre olarak yirmili otuzlu dakikaları zorlayan Türk kısa filmlerinin artmakta olduğunu da belirtmek lazım. Biz bu hikayeyi hep kısa film olarak kurduk ve öyle de hissettik. Benim için asıl mesele derdin, hikayen ne kadarsa o kadar çekmek ama tabi şöyle bir sıkıntı da var, Türkiye’de kısa film festivallerinin çoğunda yirmi dakika sınırlaması var. Eğer filmin bu sürenin üstündeyse bir kaç festival haricinde gösterim imkanı bulamayacaksın demek bu.Hal böyle olunca bazı kısa filmlerde uzunun kısası denilen bir durum ortaya çıkıyor.Yaşam Merkezi’nde bu yanlışa düşmemeye baştan beri çok dikkat ettik ve dediğiniz gibi yapı olarak uzun metraj hissi uyandırsa da Veysel’in anlatmak istediğimiz hikayesi tam da bu kadardı. AVM’lerden ve AVM işçilerinin hayatlarından birçok uzun metraj film çıkar ama Yaşam Merkezi’nden çıkmaz.

-Kısa film senin için ne ifade ediyor. Teknik mi yoksa konu mudur ön planda olması gereken?

Kısa filmi ya da uzun metrajı  teknik ve konu diye ayırmak ve bunun üzerinden değerlendirmek çok sağlıklı olmaz. Öz ve biçimden bahsetmek aslında daha doğru olur.Kısa filmdeki yaklaşımda bir uzun metrajdan faklı değil bu bağlamda.

-Kısa film politik mi olmalıdır, Yaşam Merkezi neresinden bakıyor dünyaya?

Bence her film politiktir sadece bazı filmler konularını direkt olarak politikadan alır. Yaşam merkezi de elbette politik bir filmin ve tavrını  bariz bir şekilde  Veysel’den yana koyuyor.  Film bu taraf olma durumunu tam olarak, emek-sermaye ilişkisini, işçi sınıfının yaşam mücadelesinin gerçekliğini ideolojik olarak keskin ve detaylı bir şekilde ortaya koyup buradan bir anlam çıkartarak ve sınıf mücadelesine pozitif bir katkı sunarak yapmasa da kapitalizmin tapınakları  AVM’lerin ışıltılı dünyası altında adı okunmayan temizlik işçisi Veysel’i görünür kılması açısından  ideolojik bir tercihle gerçekleştiriyor.

Yaşam Merkezi001

-Filminizde Zeki Demirkubuz gerçekliğinin ön plana çıktığını söyleyebilir miyiz, özelikle de kahramanın ev sahnelerinde?

Zeki Demirkubuz filmlerindeki gerçekçiliğin bence en temel unsurunu hikayelerini anlattığı insanlar oluşturur. Bu insanlar da toplumun alt sınıfındakiler bazen de en diptekilerdir. Veysel’in de  gecekonduda yaşayan temizlik işçisi olması böyle bir benzerliği düşündürmüş olabilir. Ev sahneleri için de şunu söyleyebiliriz. Soğuk, rutubetli içinde bir somya, elektrik sobası ve tuvaletten bozma bir banyo bulunan bir ev bildiğimiz gecekondudur, Zeki Demirkubuz’un da mesela otel odaları Basmane’nin köhne otel odalarının gerçekliğinden öte bir şey barındırmaz nihayetinde.

-Uzun metrajlı filmlerin festival yolculukları olaylı geçiyor, filmler çokça masaya yatırılıyor, kısa film konusunda durum ne sizce?

Uzun metraj filmlerin festival süreçleriyle ilgili bir deneyimim yok ama hem seyirci olarak hem de kısa filmci olarak filmlerin masaya yatırılması meselesinin  çok da hakkıyla yapıldığını düşünmüyorum açıkçası. Türk sinemasının bugününü  ve geleceğini şekillendirecek, yeni sinemacıların aklını, ufkunu açacak, filmlerin estetik ve içerik yönünden gelişimine katkı sağlayacak bir eleştiri mekanizmasının ya da fikir alışverişinin yerine daha çok festival içi çatışmaların baskın olduğu süreçler olarak görüyorum. Kısa filmci açısından bu durum farklı tabi.Herhangi bir ticari sirkülasyonun içinde olmaması, çoğunun kişisel gayretlerle ortaya çıkmış olması açısından böyle büyük kıyametler kopmuyor  ama kısa filmi ilerletecek bir mekanizmadan bahsetmek de zor. Şu konuda şanslıyız sadece,  çoğu arasında  zaten organik bir bağ olan kısa filmciler festivallerde bir araya geliyor, birbirlerinin filmleri üzerinden  etraflıca tartışacak  zamanı buluyorlar ve tabi ki seyirciyle buluşma, geri dönüşleri alma fırsatı yakalamak da güzel oluyor.

-Bakanlık desteği aldınız mı, o konuda düşünceleriniz nedir?

Bakanlık desteğine başvurduk ama alamadık. Bakanlık desteğini kısa filmde de ileride uzun metraj çekme süreçlerimizde de birincil kaynak olarak görmüyorum. Son zamanlardaki değişen yasa ve yönetmeliklerle de bu kapının bizim için kapalı olacağı fikrim perçinlenmiş durumda. Birlikte yürüdüğüm sinemacı arkadaşlarımla da bu kanaatteyiz. Hayatımız boyunca film yapmayı istiyorsak, filmlerimizi ve kendimizi finanse edecek bir altyapıyı oluşturmalıyız diye düşünüyor ve bunun bilinciyle  hareket ediyor çalışıyoruz.

-Sırada hangi film var, ülke gündemine uygun filmler mi çekmeyi tercih edersiniz?

Güncel siyaset üzerinden film yapmanın filmin kalıcılığı ve evrenselliği açısından her zaman tehlikeleri vardır fakat Haziran Direnişiyle deneyimlediğimiz  süreç özellikle bizim jenerasyonumuz için günlük siyasetten öte bir şeydi. Tabi ki bu süreçte öğrendiklerimiz ve buradan oluşturacağımız gelecek projeksiyonu yapacağımız filmleri etkileyecektir.Bunu zamanla göreceğiz. Sıradaki filmle ilgili çalışmalara başladık yirmili yaşlarının başlarında iki gencin hikayesi olacak Temmuz’da da çekeceğiz.

Yaşam Merkezi003

-Kısa filmin en büyük sorunu nedir sizce? 

Kısa filmin yasalarla ya da eser sahipleri birliği gibi bir oluşumla  “eser” olarak tarifinin olmaması büyük bir sorun. Bu durum başta, kısa filmcilerin filmleri üzerindeki haklarını festivallerin inisiyatifine bırakması, şartnamelerindeki maddelere devretmesi anlamına geliyor. Kimisi gösterim haklarını eline alırken hiç bir telif ödemiyor, kimisi telif ödeyeceğim yazıp telifleri ödemiyor.Bu durum bununla sınırla değil tabi. Kısa filmin şirketler, belediyeler, vakıflar, şahıslar vs. tarafından  reklam malzemesi yapılarak sömürülmesinin  de yolunu açıyor. Ayrıca kısa filmin sinema salonlarında gösterilebilmesi ya da kendine ait salonlar oluşturulması gibi konularda da işi şahısların  inisiyatifine bırakmamız anlamına geliyor. Biz de başta bu sorun olmak üzere diğer sorunları da çözmek için adım atmaya başladık. İlk kıvılcım  Altın Koza’yı boykot kararı oldu aslında.  Kısa sürede bir çok kısa filmci bir araya geldi ve  o süreçten olumlu bir sonuç alındı. Sonrasında İstanbul’da İzmir’de Ankara’da kısa filmciler bir araya gelerek  kısa filmin sorunlarını ve  neler yapılacağını tartıştı. Şimdi de bir dernek oluşumu içine girildi. Bu dernekle kısa filmin  üretiminden, gösterimine her aşamasında ortak bir akılla hareket etmek, gerektiğinde de sesimizi güçlü bir şekilde çıkarmak bunu yaptırım gücüne dönüştürmek  ayrıca kısa filmin niteliğini artıracak çalışmalar yapmak hedefleniyor. Umuyorum ki  daha çok kısa filmci elini taşın altına koyacak, kısa filmin sorunlarının çözümü ve geleceği için hep birlikte güçlü adımlar atacağız.

Yazar hakkında: Banu Bozdemir

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu... Sinema yazarlığına Klaket dergisiyle adım attı, Milliyet Sanat muhabirliği yaptı. Film+, Cumhuriyet, Yeni Yüzyıl, Vatan'da çalıştı. Sky Türk Tv’de sinema, "sanat ve sevgilim İstanbul" programlarında yapımcı, sunucu ve yönetmenlik yaptı. TRT için Bakış isimli bir kısa film çekti. Cinedergi.com da editör… Yayınlanmış 18 adet çocuk kitabı var ve Leylalı Haller adında bir gençlik romanı var.

5 Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir