Dünyanın Saklı Tarihi: Giz

giz

“Kadim Bilgi, Hikmet, Giz… Adı her devirde değişti ama ona yüklenen anlam asla değişmedi!” diye yazıyor F. Hakkı Penbe’nin ikinci romanı Giz’in arka kapak yazısında.

Sahi, şöyle bir dönüp dünya tarihine baktığımızda hep gizemlerle örtülü olduğunu görmüyor muyuz? Tıpkı romanın kahramanı genç tarihçi Okan’ın Ankara Üniversitesi’ndeki akademisyenlere sorduğu gibi, Buzul Çağını sona erdiren Gulf Stream sıcak su akıntısı neden birden bire kuzeye yönelmişti? Bilim sadece son 6000 yılda gelişmişse 200 bin yaşındaki insanoğlu 194 bin yılını sadece mağaralarda yaşayıp cilalanmış taşlarla yabani hayvan avlayarak mı geçirmişti? 61991_439303027890_567667890_5285717_3574618_aBir zamanlar büyük medeniyetlerin kurulduğu Mu ve Atlantis kıtalarına ne olmuştu? Veya araştırmacıların hala bir cevap bulamadıkları Mısır, Sümer ve Etrüsk medeniyetleri nasıl olup da birden bire tarih sahnesinde ortaya çıkmışlardı?

Üstelik üç farkı kıtada birbirinden binlerce kilometre uzaklıktaki Mısır’ın Kufe Piramidinin, Orta Doğu’daki Babil Kulesinin ve Güney Amerika’daki Maya Tapınağının mimari benzerliklerinin yanı sıra hesaplamalarında kullanılan Pi sayısının küsuratına kadar birebir aynı olması nasıl açıklanabilirdi? Bunlar ve daha pek çok sorunun cevabını yazar, tarihin en başından beri süregelen bilim (Birlik) ve bilim karşıtlarının (Kardeşlik) arasındaki saklı olana dair çetin mücadelesinin günümüzdeki yansımasından yola çıkarak okuyucu kimi zaman bir gözlemci, tanık kimi zaman da bir karakter olarak romanın içine dahil edip vermeye çalışıyor sanki.

Yalnız, kitapta ne iyiler bembeyaz ne de kötüler simsiyah. İşte tam bu anda neyin doğru neyin yanlış, neyin hayal neyin gerçek olduğu konusunda sürekli bir gel-git yaşayan biz okuyuculara yine romandaki Hikmet Bekçilerinin ağzından şöyle seslenilmektedir, “Biz anca hikmed muhafızlarıyız oğul. Ne olduğunu bilmeyiz. Zira bilgi mesuliyet gerekdirir, bilmemekse tüm ruhunla teslimiyeti. Unudmayasın, bilgelik sorumlulukla yoldaşdır.”

Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki,

Bilgi sorumluluktur, bilmemek ise sezgiye teslimiyet.

Bilim bize der ki, uzaydaki tek zeki canlı insanoğludur.

Bilim bize der ki, ölümden sonrası yoktur.

Ve bilim bize der ki, dünyanın içinde dev bir ateşten çekirdek vardır.

Tereddütsüz kabul ederiz.

Çünkü kabullenmeye alıştırılmışızdır.

Fakat ispatlanmamış bilgi, mutlak gerçek değil ancak bir hipotez olabilir.

Hiç tüm uzay araştırıldı mı?

Hiç ölümden sonrasına gidilip gelindi mi?

Veya, hiç dünyanın merkezine inildi mi?

Kimi zaman görünenin ötesine geçeriz antik bir sesin peşinde.

Ama çoğu zaman geride kalırız yetiştirildiğimiz kalıplardan ötürü.

Bu yüzden, bilinmeyene geçiş için algılar ötesi hayal kapısını aralamak gerektir.

Böylece yazarın liderliğiyle GİZ romanında, efsanelerle yoğrulmuş gerçek kırıntılarının izinden giderken peşin hükümlülük gözlüğünü çıkarıp maceranın, entrikanın, aşkın, bilimin, tarihin, köhneleşmişliğin, hayalin çetrefilli yolunda soluksuz bir olaylar zincirine takılarak görünenin aslında göründüğü gibi olmadığını görebileceğimiz Ankara, Antakya, Kudüs, Kahire, İstanbul, Londra, Grönland ve saklı dünyaya doğru uzun bir yolculuğa çıkarız. Üstelik daha ilk sayfalarda bütün bunlara neden olan bu GİZ’in ne olduğu Dolmabahçe’deki hasta yatağında son günlerini geçirmekte olan büyük lider Atatürk’ün ağzından şöyle verilmektedir, ‘’Unutmayasın çocuğum, tüm cihan tek bir vücut, uluslar da organları olarak düşünülmeli!’’

Kitap satış linki:
http://www.dr.com.tr/Kitap/

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir