Ed Wood (1994)

Selamlar dostum!

Bilinmeyenle ilgileniyorsun. Gizemli olanla, beklenmeyenle… Bu yüzden buradasın. Ve şimdi ilk defa size, olanların tüm hikâyesini getiriyoruz. Size sadece bu çetin sınavda ayakta kalmayı başarabilmiş, sefil ruhların gizli tanıklığına dayanan bütün kanıtı sunuyoruz.

Ed Wood film endüstrisinin en kötü yönetmeni olarak bilinirdi. Yaptığı filmler iş yapmaz ve insanlar karşılığında ona para yerine mısır patlağı verirdi. Ama o pes etmek nedir bilmiyordu. Hayallerini süsleyen bilim kurgu öğelerini kameranın kadrajından insanlara aktarmak istiyordu. Ucuz bir film şirketiyle anlaşmaya vardığı gün yüzünde mutlu bir gülümsemeyle evine sevgilisinin yanına döndü. Ona yazdığı senaryoyu okuttu. Ama bir sorun vardı. Bu senaryo kadın kıyafetleri giymekten hoşlanan bir adamın hayatını anlatıyordu ve bu adam tam da kendisi oluyordu. Kız arkadaşının bunu bana nasıl söylemezsin haykırışları arasında filmini çekti. Tekrara ihtiyaç duymadan her bir sahneyi tamamladı. Fakat film para kazandırmak şöyle dursun köhne film şirketine üstüne üstlük birde para kaybettirmişti. Ed aldığı hezimetin ağırlığıyla camekânlı bir tabut dükkânın önünden geçerken bir tabutun içinde çocukluğunun film kahramanıyla karşılaştı. Bela Lugosi… Bu adam yıllarca dracula karakterinin başoyuncularından biri olmuştu ve artık kendini hazin sonuna hazırlıyordu. Yıllardır hiç film çekememiş, unutulmaya yüz tutmuştu. Fakat kahramanımız Ed onun yeniden doğuşunun kendi filmleriyle olabileceğine hem bu işten anlamayan para sahiplerine hem de seyircilere gösterecekti. Eski bir yıldızın yeniden yükselişi kendi doğuşu da olacaktı. Fakat işler hiç de tahmin ettiği gibi gitmedi. Sevgilisi tarafından terk edildi. Yaptığı her film yuhalama ile karşılandı. Başarısızlık yakasını bir türlü bırakmadı. Lakin vazgeçmedi. Tekrar âşık oldu. Üç aydır kirasını ödeyemediği ev sahibine bin bir dil dökerek kandırıp bir film daha çekmeye başladı. Tam bu sırada hayranı olduğu ve örnek aldığı adamla karşılaştı. Orson Welles ile. Wells ona kısacık sohbeti eşliğinde şunları söyledi. Hayaller korku için savaşmaya değer. Neden hayatını birilerinin hayallerini gerçekleştirmek için harcadın?

1994 yapımı bu film aslında Tim Burton’un Hollywood’a sitem dolu yakarışlarıdır. Bu film gerçekte film çekmek isteyenlerin sırf parasını verdiler diye hayallerini baltalayan yapımcılara acı dolu sözleridir aynı zamanda. Bir varsınız bu dünya da bir yoksunuz sözünün siyah beyaz anlatımıdır Ed Wood.

127 dakikalık bu gerçek yaşam hikâyesinde başrolleri Johnny Depp, Martin Landau ve Sarah Jessica Parker paylaşıyor. Senaryosunu Rudolph Grey’in kitabından esinlenerek Scott Alexander yazmış. Filmin müziklerinde ise bu kez Howard Shore’u görüyoruz.

Ev
Benim evim yok!
Kovalanan, aşağılanan! Bir hayvan gibi yaşamak! Bu orman benim evim.

Herkesin hayalleri vardır. Gerçekleştirmek için vahşi ormanlara dalmayı ise çok az kişi göze alır. Başaramadığında vazgeçmemeyi çok az kişi göze alır. Ne olursa olsun anlatmayı bırakmamayı çok az kişi göze alır. Bu bir hayat hikâyesi… Çektiği filmlerden daha güçlü hayalleri olan bir adamın hikâyesi… Denemekten vazgeçmemek bir başarı ise Ed Wood dünyada bu konu da ödül verilmesi gereken adamların başında geliyor. Başarı nedir? İyi ile kötü ayrımını kim yapabilir? Güzelin ya da çirkinin… Bu adam kendince dünyanın en güzel filmlerine en iyi oyuncularla imza attı. Aksini söyleyebilir misiniz? Ben söyleyemem çünkü hayata her daim gülümseyen bu adamın gözleriyle bakamam. Ya siz? İyi seyirler.

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

3 Yorumlar

  1. En sevdiğim biografi filmlerindendir ve iddialı olacak belki ama Tim Burton’un bence en güzel işidir.

    Bu arada Murat Şeker’in 2 Süper Film Birden’deki kahramanının Ed Wood güzellemesi bile hala etkisini gösteriyor…

  2. Hayal kırıklıklarının hayal gücünün itici gücü olması düş dünyasının şaşırtıcı gizemlerinden biridir.Her yerde dışarıdaki olmak ,aşağılanan bir yabancı olduğunuzda düşlerinizin süprizlerle dolu yabanıl ormanı tek sığınağınızdır.Efendisi olduğunuz ,kişiliğinizin ürkütücü ve büyülü yanlarını barındıran o ormandan bütün dünyaya haykırırsınız.Asla vazgeçmeyen bir çılgın olmanın ödülü ,aslında efendisi bulunmayan sığ menfaatler dünyasında,sizi düşsel bir Amerika kralı mertebesine ulaştırarak hezeyanlara diz çöktüren deliliğinizin imparatorluğunu ilan etmek soyluluğundan ibaret olabilir.Evet soylu bir deliliktir bu gezegenin imkanlarını sığ,geleceği bulunmayan çıkarlar uğruna tahrip ederek uygarlığı teknolojik dizginsiz bir canavara dönüştüren hesaplı,sözde bilinçli teknokrat uşaklığından daha saygı değerdir.Çılgın kahkahalar atarak düşsel laboratuvarına kapanmak hayal gücünün ucubesini kırbaçlayarak tekinsiz fikirler üretmek ,kültürlerin ulusların yoksulluğunu ,yok oluşunu hazırlayan planların itaatkar ,uzman,yetkin yarı bilinçli bir parçası olmaktan çok daha soyludur.Hayalleri uğruna Dünyayı el geçirmek isteyen çılgın bilim adamları var olmayacak belki,ama çocuğunun özel okul masraflarını karşılamak için dilini bilmediği çocukların hayatını karartacak projelerde çalışan ,eşinin ve metresinin isteklerini karşılamak için milyonlarca annenin göz yaşlarının dağıtılmış sorumluluğunun parçası olmanın kayıtsızlığına sahip olabilen uzmanlar ise hiç eksik olmayacak.
    Sistemli ,kayıtsız yıkımların karşısında Ed Wood canavarları ne kadar masum ve bir o kadarda imkansızı istemek konusunda kışkırtıcı.Ed Wood filimde sevgilisinin söylediği gibi insanları yargılamayan farklılığı malup olmuşluğu ile dışlamayan döneminin sayılı insanlarındandı.Yenilgiye rağmen asla umudunu kaybetmeyen hayallerinden kopmayan bir insan.
    Ed Woood insanları yargılasaydım hiç dostum olmazdı demiş .Doğru yada yanlış bilemiyorum ama hayallere sırt çeviren insanları ötekileştiren farklı inanç ve yaşam tarzları için yargılayan bir gezegenin şansının az olduğuna inanıyorum.
    Hep denedin,hep yenildin;olsun yine dene,bir daha yenil,daha iyi yenil…diyen Samuel Beckett in sözünün yaşayan efsanesi olmuş Ed Wood .Hayallerimizin ,ideallerimizin peşinden Müfettiş Clouseau sebat ve sarsaklığında gitmenin soyluluğunu anlatmış bir anlamda.Farklı çılgın bir ilham olmuş inancımızı kaybetmemiz için.
    Düşlerinize ve çok renkli anlayışlı ,farklılıkları kucaklayan bir dünyaya olan inancınızı kaybetmemenize acemi canavarların çocuksu yaramazlığında bir ilham …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: