El-Cin (2013)

EL-CİN İZLEME KILAVUZU

Ne zaman bir “Karacadağ Korkusu” üzerine iki üç kelam karalasam, yönetmenin hayranları tarafından taşlı sopalı saldırıya uğrarım. Nitekim bu fanatik arkadaşların gözünde ben ve benim gibisinden Karacadağ sinemasını eleştirmek suretiyle çamura bulamaya kalkışan “zavallı” adamcıklar, yerli korku sinemasının “gelişmesine” engel olmakla kalmıyor; korku sineması adına ülkemizde yapılan atılımları da çekemeyen aciz birer ukalalık kumkuması olarak kabul görülüyor. Neyse… Çok fazla dert yandım. Göz pınarlarım hareketlenmeden kederimi içime gömüp yoluma devam etmek istiyorum izninizle!

Öteki Sinema için yazan: Fatih Yürür

İlk [email protected] filminden bu yana geçen süreç içerisinde Hasan Karacadağ’ın sinemasında da, onu takdir eden izleyicinin durumunda da, eleştirileri kaleme alan yazarların bakış açısında da herhangi bir değişikliğin olmadığını / kolay kolay da olamayacağını düşündüğümüzde; yazılıp çizilenlerin de kendini tekrar etmekten başka bir yaptırımı olmayacağının geç de olsa farkına vardık (gibi gibi). Bu sebeple, Karacadağ’ın son filmi El Cin’i, yönetmenin sinemasının artık belirgin kabul edilen özellikleri üzerinden değerlendirmeye çalışacağım.

GICIRDAYAN KAPI

Tamam, bir korku filmi klişesini, tutup da bir yönetmenin sinemasındaki eksiklik olarak lanse etmek elbette ki acımasızlık olur. Gıcırdayarak aralanan kapılar, izleyiciye diken üzerinde kıvrandırırken; sert bir biçimde kapanan kapı ile izleyicinin sıçraması, yönetmenin gerilim hanesine yazılan artı puan demektir. Ama bir korku / gerilim filminde bu şeker kıvamındaki metodun gereğinden sık kullanılması ile izleyiciyi uzun uzun esnetmeye başlamanız işten bile değil. El Cin gibi bir filmde, aralanan ya da astronomik bir ses efekti eşliğinde gümbürdeyerek kapanan kapılara rastlamama gibi bir olasılığınız zaten yok! Yönetmen de bu hakkını sonuna kadar kullanıyor! Yine de Karacadağ’ın bu metoda fazla sarılmamış, hatta ve hatta dozunda bırakmış olması, bir miktar da olsa tebessüm etmemize engel olmadı dersek okkalı bir yalan atmış oluruz!

CİYAK CİYAK BAĞIRAN KARAKTERLER

Burada kelimenin tam anlamıyla literatür taramasına mahal verecek bir iletişim probleminden bahsediyoruz. Ana karakterler ile empati kurmaya da çalışıyoruz hani ama… I ıh… Nafile! İşin kötüsü şu ki, Karacadağ sinemasında hem ucubikler hem de karakterler aynı iletişim mecrasının üzerinde ısrarla duruyorlar… Bağırmak, bağırmak, bağırmak! Bu arada elbette ki bu gürültüde karakterlerin ne dediklerini anlayamama sorunsalımın da kişisel olduğunu söyleyebilirim (Tamam tamam… İtiraf ediyorum; [email protected] 2’den beri yönetmenin bütün filmlerini kulağıma tıkalı iki koca pamuk ile izliyorum).

CIZIRDAYARAK ANLAŞAN YARATIKLAR

Münferit cızırdama ve cozurdama efektlerinin failleri sadece yönetmenin sinemasındaki cinler değil elbette! Onlar sadece üzerlerine düşeni yapıyorlar. Asıl sıkıntı, floresanların, koltukların hatta ve hatta kedilerin bile cızırdayıp cozurdaması. Bu kadar cazırtının içerisinde, gaipten feedbackler almamanız için önünüzde hiçbir engel yok! Bu sebepledir ki, film aralarında, sinema kantinin önündeki mısır kuyruğunda saçları dikili ve kafalarının üzerinden duman tüten genç izleyici kitlesine rastlamanız muhtemeldir. Ama korkmayın! Benzer etkilere ister istemez El-Cin filminde de maruz kalacaksınız. Beklenildiği üzere tipik bir etkidir. Sizler de, aynı salonu paylaştığınız diğer arkadaşlar gibi mısır kuyruğuna girebilir, yanına da bebek gibi bir kutu Coca Cola ekleyerek menünüzü zenginleştirebilirsiniz… Ya da bırakın kalorinize kalori katmayı ve doğrudan -varsa- sinemanın terasına çıkıp, ciğerlerinizi bol bol oksijen ile doldurun! Malum bu filmin bir de ikinci yarısı var!

el-cin009

İZBE MEKANLARA DUYULAN MERAK

Dabbe’den bu yana, bana bir tane karakter söyleyin ki, o karakter kuytuda gördüğü her köşeye çöreklenme merakına sahip olmasın! Biliyorum biliyorum… Öyle biri yok! O yüzden hafızanızı fazla zorlayıp, bundan sonraki hayatınızda da ihtiyacınız olacak değerli CPU’nuzu boşuna harcamayın! Aman ha! “Neden?” sorusunu da sormayın! Aristo mantığı ile açıklayacak olursak bunun nedeni gereğinden fazla basit! Eğer o adam / kadın o kuytu mekana girmez ise, etraftaki cazırtı ve cozurtu katsayısı asla istediğimiz desibele ulaşmaz. Bu da kahramanımızın önüne bir “şeylerin” atlamayacağı ve dolayısı ile yeteri kadar bağırmayacağı anlamına geliyor. Artık şu konuda hemfikir olmamız gerekir ki, böyle bir durumda kahramana ya da doğrudan kameraya saldırıp “Löhegelelwlölw!” diye bağıran bir ecinni yoksa koltuğunuzdan sıçrama ihtimaliniz de fazlasıyla düşük olur. Bir de gecenin bir vakti, terkedilmiş olmasına rağmen dışı gazete kağıtları ile kapatılmış ya da üst katında hiyeroglif olan bir yıkıntı görüp, içine dalmamak olur mu? Şaka yapıyor olmalısınız! (Kendime Not: Belki de karakterlerin sadece “harabe fetişi” falan vardır… Hmmm… Bunu bir düşünmeli!)

el-cin007

KENDİ KENDİNE KONUŞAN KARAKTERLER

Neden korku filmlerinde karakterler ölür? Aşırı cesur (literatürde aptal) ya da aşırı korkak (literatürde işe yaramaz) oldukları için mi? Kader yüzünden mi? Belki de ölmelerinin asıl sebepleri sürekli kendi kendilerine konuşan birer şizofren olmalarıdır (ha!). “Niye yanmıyor bu çakmak Tokai değil mi bu?” gibisinden bir soruyu sormak için bile yanınızda minimum 3-4 kişi olması gerekirken; “Nereden geldim buraya? Aman Allah’ım sanırım çıldırıyorum” gibisinden beylik bir cümleyi, tek nefeste ve akıcı bir Türkçe ile sorabiliyorsanız eğer, basbayağı kaçık olmanız gerekir. Ama tabi burada şöyle bir güzellik vardır ki; yalnız değilsinizdir. Yanınızda en az sizin kadar kaçık başka insanlar da vardır. En azından şizofrenler cennetini tek başınıza tepmeyeceğinizin bilincinde, büyük bir keyifle ölebilirsiniz!

DÜŞMAN ÇATLATAN DİYALOGLAR

(Düz Anlamı ile Elbette!)

Gündelik hayatta son derece abazan, şişman, sinir bozucu ve itina ile Sonisphere t-shirtü içine sokuşturulmuş (göstergebilimsel doğum sancıları içinde kalmanın İbranicesi) bir karakter, karşısında barda eğlenen hatun güruhunu işaret ederek “panpa yaa şu kızlara takılalım olur mu?” gibisinden bir soru sorduğunda “Yok abi ben sevgilimi bekliyorum, öyle sap değilim çekil git başımdan!” cevabını veriyorsanız, hem başarılı bir romantik hayatınız vardır, hem de görece sağlıklı diyalog kurabilen biri olduğunuz söylenebilir. Elbette ki tombiş ve bir o kadar da azgın arkadaşınız (niyeyse) sizin de kızlarla takılmanız için ısrar ederek canınızı sıkabilir. Siz de bir iki defa daha bu teklifi nazikçe (!) savuşturabilirsiniz. Ama bu soru cevap oyunu 6-7 defa aynı şekilde tekrarlanıyorsa her ikiniz de ağır psikopatsınız demektir. Kendiniz ile barışmanın tam zamanı!

HER FİLMDE ŞAŞIRMAK… AMA NASIL ŞAŞIRMAK

[email protected]’den bu yana yönetmen Karacadağ’ın ve ekibinin başına türlü vakaların geldiği yazıldı çizildi. Set fotoğraflarına yansıyan cinler, çekim sırasında pencereden kendini gösteren ve her nasılsa yapım ekibinin montajdan sonra fark ettiği öcüler (daha sonra [email protected]: Bir Cin Vakası’nda gerçek cin görüntülerinin kullanıldığı da iddia edildiğine göre, zamanla kameraya iyice alıştıklarını da varsayıyorum)… Falan filan… El Cin’in teknik iddiası ise fazlasıyla sükseli… Şimdi teknik tanımını tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım “görüntünün beyinde tekrar tekrar oynatılması ile korku hissiyatının diri tutulması ve filmin bilinçaltında da tekrar tekrar oynaması” gibisinden bir şeydi. İzlenecek o kadar film, keşfedilecek tonlarca hikaye varken böyle bir zan altında kalmayı şahsen istemezdim ama bilinç altımda yer işgal edecek bu görüntülerin sorumluluğu ne yazık ki bana ait!

KURBANLARININ BOĞAZINA SARILAN ECİNNİLER

“E yuh bu da mı batıyor sana kardeşim?” diye soranlar vardır mutlaka. İvedilik ile belirtmem gerekir ki, bu maddeler bana “batan” maddeler değildir. Hatta ve hatta yönetmenin filmlerini tanımlamaya yarayan özellikler olmasından dolayı bir Karacadağ filminin de karakteristiklerini oluşturmaları bakımından da fazlasıyla önemli olduklarını düşünüyorum. Her neyse.

Malumunuz gündelik iletişim mevzusunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de yüz yüze iletişimin mesafesidir. Bu mesafe o meşhurlar meşhuru otoriteler tarafından 30 cm olarak belirlenmiştir. İşte El-Cin ve öncülü olan diğer filmlerdeki ecinnilerin bu güvenli mesafeyi sık sık aştıklarını görebilirsiniz. E tabi onların ecinni oldukları düşünülürse bu mesafeyi aşmaları, ağızlarını açarak kurbanlarının yüzlerine yumulmaları ve hatta boğazlarını sıkmaları muhtemeldir. Buraya kadar anormal bir durum yok! Bana garip gelen bu ecinnilerin zamanla kurbanlarına tekme ve yumrukla da girişmeyi öğrenmiş olmalarıdır!

EL KAMERASININ GÖZ BOZAN ZERAFETİ

Found Footage meselesinin ekşidiğini bir kere daha söylemem yersiz! Hem bana ne ki arkadaş! İsteyen çeker, isteyen de gider izler öyle değil mi? Ama sürekli kesilen görüntüler, ellerine tutuşturdukları kamera ile her türlü vraklamanın, homurdamanın peşine düşen karakterler, çığlık atarken kendi kendini çeken narsist kurbanlar vesaire… Blair Witch Project’te, Heather’ın kendi yüzüne kamera doğrultmuş olmasından tiksinme sebebimiz, burnunun sağ deliğinden akan sümüğü değil miydi? Ne gereği var anılarımızı deşmenin? Abartıyor ve akabinde kendimi frenliyorum…

el-cin010

Yukarıda yazmış olduğum maddeler elbette ki işin şakası. Ciddi olan kısmı şu ki, El-Cin’e dair ne yazarsam yazayım, yönetmenin daha önceki filmleri için yazılanlardan fazlası etmeyeceğini düşünüyorum. Artık Karacadağ’ın filmlerini sevenler ya da bu filmlere tamamen burun kıvıranlar aşağı yukarı nasıl bir film ile karşılaşacaklarının bilincindeler. El Cin’de bu bakımdan ezberleri pek de bozan bir film değil. Elbette Karacadağ’ın teknik anlamda kat ettiği yolu biraz biraz görmeye başlıyoruz ama geri kalan her parça yerli yerinde duruyor…

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir yorum var

  1. bu yazıdan anladığım kadarıyla yazarınız Fatih de sıkı bir Hasan Karacadağ hayranı ama itiraf edemeyen türünden.filmi izlemedim ama fragmanı çok başarılı bulmuştum.bugün akşam izlemeyi düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: