Elazığ Film Festivali’nden Festival Acemisi Notlar

Sinema yazmaya başladığım ilk zamandan beri hep merak ettiğim şey, bir film festivalini, basından biri olarak izlemenin nasıl bir şey olduğuydu. Bunun bir gün gerçekleşeceğini ummakla birlikte 1.200 km ötede, Anadolunun hiç gidilmemiş şehrindeki bir festivale, Elazığ Film Festivali’ne davet edilmek aklımın ucundan bile geçmezdi.


Elazığ 3. Çayda Çıra Film festivali…

Deep iletişimden sevgili Filiz Öcal’ın daveti ile epey heyecanlı bir şekilde, bir bilinmezlikler gezegeni gibi duran “film festivali” alemine dalmak için, Çetin İnanç’ın çok beğeneceği post apokaliptik bir plato gibi duran Elazığ’a gitmek üzere yola çıktım. Öteki Sinema ve Beyazperde.com’un samimi dostlarının verdiği güven duygusundan uzakta, kendini çoktan ispatlamış eleştirmenler tarafından parçalanıp festival seyircilerine mi atılacaktım, yoksa bu bambaşka bir şeyin başlangıcı mı olacaktı? Bu sebeplerden dolayı “Elazığ 3. Çayda Çıra Film Festivali” benim için farklı bir anlam taşımaktaydı.

Gidiş

Pegasus havayollarının dolmuş ruhunu taşıyan ve daha fazla insan taşımak için arttırılmış koltukları yüzünden iyice sıkışık düzene geçmiş uçaklarında gözüm sağa sola yapıştırılmış Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay kartpostalları aradı. Uçağın pencere olmayan tek koltuğuna denk gelmiş olmak beni, “Sen niye memleketinde kalmadın ha!” dercesine bir düşünceye sevketmekle birlikte bu karamsarlığı kendi kendime yaptığım “Elazığ, sana yenilmeyeceğim!” gibi zevzek bir espriyle uzaklaştırdım. Kötü başlayan şeyler asla iyileşmez derler ama neyse ki öyle olmadı.

Gelişme

Alanda karşılaştığımız genç festival görevlileri de en az bizim kadar heyecanlıydılar ve hızlıca bir şekilde otelimize geçtik. İlk tanışma aynı uçakta geldiğimiz deneyimli gazeteci Coşkun Çokyiğit ve Arka Pencere’den Burak Göral ile oldu. Burak’ın sakin ve tutarlı kişiliğinden festival boyunca etkilendim ve aramızda iyi bir arkadaşlık oluştu. Coşkun ağabeyle de anlaştık ama iş korku sinemasına gelince ve o “Ben hiçbir filmden korkmam!” deyince yaşadığımız küçük polemik neyse ki sonraki günlerde tatlıya bağlandı. Havaalanından otele yaptığımız bu ilk yolculuk Elazığ için de panoramik bir gezi görevini üstlendi. Adını duyanların önyargılı bir şekilde bölücü örgüt tarafından terörize edilmiş bir şehir sandığı ama aslında oldukça güvenli olan Elazığ, gelişmiş ve hızla daha da ileri gitmek için çabalayan bir şehir… İstanbul dışındaki herhangi bir şehirden daha fazlası olmayı başarmış ve kendi kültüründen kopmadan modernleşebilmiş. 5 gün boyunca sadece bir polis panzeri görebildim ki Beyoğlu’nda gezerken bile daha fazlası çıkıyor insanın karşısına… Oysa ki ben bile yazının başlığını “makineli tüfek sesi değil, film makarası sesi geliyor” olarak atmaya hazırdım.Hayat yanılmaktan ibarettir derler zaten… İnsanlarının yüzünde ise artık buralarda pek göremediğimiz bir umut ve en önemlisi samimiyet var. Bir film festivali düzenlemeye kalkışmaları da ayrıca cesur olduklarını gösteriyordu.

Film yapmak, yazmak, göstermek… Bunlara bulaşan herkesin biraz deli olduğunu düşünürüm. Elazığlılar da böyleydi; Sıcak, samimi, cesur ve deli… Ama hepimizden daha delisi ve yüreklisi, festivalin her anında her şeyi düzeltmek ve daha iyi yapmak için çabalayan Filiz’di. O olmasa kendimi şimdi çok sevdiğim bir şehirden uzakta gurbette kalmış gibi hissetmeyebilirdim. Her anımızda yanımızda olup, her şeyle ilgilendi. Hep birlikte neleri başarabileceğimizi ise zaman gösterecek… Gönül ister ki Elazığ Çayda Çıra Film Festivali zaman içinde tüm hatalarından arınarak memleketin en önemli kültür faaliyetlerinden birine dönüşsün. Bizim kifayetsiz kaldığımız, Esinder’in (Elazığ Film Derneği) yorulduğu yerde Elazığ halkının buna inanıp sahip çıkması gerek.

Cezaevinde yapılan film gösterimi ve Elazığın mitik ilçesi Palu’ya yapılan kültür gezisi kalbimin üzerini çakıyla kazınmış gibi işaretledi. Aynı güne sıkıştığı için Elazığ E tipi kapalı cezaevinde yatan kader mahkumlarına yapılan gösterime katılamadım ama “Büyük Oyun” filminin oyuncularından Serdal Genç’le yaptığımız sohbetten çok manalar çıkardım. Kredi kartı borcunu ödemediği için yatan da, müebbete mahkum olan da aynı perdedeki hayallere bakarak özlemlerini çitiliyor. Neyse ki ama cezaevi yönetimi hiç öyle filmlerdeki gibi değilmiş; Mahkumlara bir şeyler katabilmek ve onlara içeride olduklarını unutturmak için elinden geleni yapıyormuş yöneticiler. Serdal’ın anlattıklarından yola çıkarak hani neredeyse insanın içeri giresi geliyor!

Palu ise kesinlikle bu dünyada değil… Bizi götüren otobüsün ne zaman paralel bir evrene açılan kapıdan geçtiğini hatırlamıyorum ama bambaşka bir aleme geçmiş gibi insanı huzuru, doğası ve dinginliğiyle sarhoş eden bir yer Palu… Kaymakamın bizi karşılaması, öğle yemeği daveti ve Palu’ların mihmandarlığı, Anadolu’nun en güzel şeyinin hep insanı olduğunu ispatlar gibiydi. Yazının bir film festivali güncesinden, hızla tatil anılarına dönüşmekte olduğunun farkındayım ama bu biraz acemilikten, biraz da misafirperverlikten kaynaklanıyor sanırım. Ters Ninja sitesinden Numan Serteli’nin Eskişehir film festivali için yazdığı yazılar Elazığ’daki organizasyonun acemiliğini de açıklıyor; Anadolu’nun festival yöneticileri insanları yedirelim içirelim derken ki, bu konuda hiç bir sıkıntı yok, patlayana kadar yedik, film göstermeyi unutuyorlar. Henüz kendime ait bir festival tavrı oluşturamamış bendeniz de bu yeme içme telaşının içindeki yerimi itinayla aldım. Keşke film izlemek için oluşturulmuş ortamlar biraz daha özenli olsaydı. Son gün “Kako Si” filminin hiperaktif yönetmeni Özlem Akovalıgil ile filmini görebilmek için elimizde DVD’si harıl harıl projeksiyon ararken otelin bilgi işlem görevlisinin ehl-i keyfliğine kurban gittik. Böylelikle festivalde gösterilen, daha önce görmediğim, tek filmi göremeden dönmüş oldum. Uçakta “Elazığ sana yenilmem!” demiştim ama insanının zamanı algılayış biçimine teslim olup, ölümü kabullenmiş bir Jan D’arc gibi, dönüş için yola çıkmak zorunda kaldım. Halbuki izlesem belki de ne çok sevecektim Kako Si’yi…

Filiz Öcal, Özlem Akovalıgil, Murat Tolga Şen, Betül Şahin, Saadet Işıl Aksoy

Pek çok ünlü konukta geldi Elazığ’a… Meşguliyetlerinden olsa gerek hiçbiri bizim kadar kalmadı. Hal böyle olunca misafirlikten çıkıp yeni gelenler için mihmandarlık yapmak gerekiyor. Saadet Işıl Aksoy ve Betül Şahin’den özellikle etkilendiğimi söyleyebilirim. Betül’ün gözlerine bakıp da hipnotize olmamak imkansız. Eski Yeşilçam kadınlarının fiziğine ve güzelliğine sahip bir tanrıça gibi… Saadet ise kesinlikle Türk sinemasının yeni nesil oyuncuları için rol model olabilecek duyarlılığa ve olgun bir tavra sahip. İkisini de daha çok izlemek isterim.

Festivalin benim için en anlamlı konuğu ise Yılmaz Atadeniz’di. Yılmaz Güney’i “Çirkin Kral” olarak tescilleten Yeşilçam B-sinemasının bu efsane ismi ile enfes sohbetler yapmak ve onun hala bu kadar dinç olduğunu görmek mutlak bir ayrıcalıktı. Çekeceği ve 2 milyon TL’lik bir bütçeye ihtiyacı olan yeni “Kilink” filmini anlatırken gözleri oynamaktan sıkılmamış muzip bir çocuğunkiler gibi parlıyordu. Hiç bir kitapta yazmayan hatıratının ses kaydını ve yayınlama iznini almayı başardım ki zaten zor olmadı. “Tabi yazabilirsin Murat’çığım…” diyerek babacan bir tavırla sırtımı sıvazladı. Bu yazıları da bir süre sonra paylaşıp kültür hayatımıza asmak gerek.

Dönüş

Bir film festivali yapmak gözüktüğü kadar kolay değil… Ünlüsü var, basını var. Hep bir koşturmaca, geleni karşılama, gideni uğurlama… Halkın ilgisini de canlı tutmak lazım. Anadolu şehirleri bu kültür aktiviteleri için hevesli ama henüz oturmuş bir yapıyı sağlamaktan uzaklar ve acemilikler yüzünden 1 yıl sonrasının garanti olmadığı ortada… Bu haliyle film festivali olmaktan daha ziyade bir kültür aktivitesi formu taşıyor. Halk henüz çok ilgili değil… Cezaevindeki mahkumlar gibi hepsini bir yere kapatıp film izlettirilemeyeceği için farklı bir şeyler düşünmek lazım. Elazığ film festivali’ni onlar kadar sahiplenen ve her şeye yetişmeye çalışırken, her yanı kanayan dişi amazon Filiz Öcal olmasaydı festivali ve Elazığ’ı bambaşka duygularla hatırlıyor olabilirdim. Ama Filiz’in çabaları, oda arkadaşım, Ters Ninja sitesinden Turgay Özçelik, Arka Pencere’den Burak Göral, Edebiyat dünyasının nev-i şahsına münhasır ismi Sayım Çınar, Cinedergi’den Banu Bozdemir, Fırat Sayıcı, deneyimli gazeteci Coşkun Çokyiğit ve korktuğum diğer insanlarla (festival gediklisi basın) kurduğum dostluklar ve İlhan Kılıç, Utku Bayram, Emir Örnek gibi festivale gönül vermiş Elazığ’lılar yüzünden şimdi kendi evimde gurbette gibiyim. Son söz; Festival de, festivali yazan da acemi… sürç-i lisan ettiysek affola.

Murat Tolga Şen

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

8 Yorumlar

  1. bravo.
    gezip tozup eğlenmişsiniz. peki organizasyonun iç yüzünü göremeyecek kadar şarhoş muydunuz acaba. masrafları düşününce alınan (kültür bak. belediye ve sponsorluklar) paraların nerelere gittiğini hiç mi düşünmez insan. bravo. kısa filmcilere uyguladıkları kötü muameleyi hiç saymıyorum. ödül töreni güya. jürideki profösörün asistanı 1. belgesel film seçildi aman ne güzel. istanbulu dinliyorum. birbirlerini dinlemek ve pohpohlamak dışında bir şey yaptıklarını zannetmiyorum. sizin suçunuz yok tabi, konuksunuz ama öteki sinema diye bir sitede bu durumları göremeyecek kadar yüzeysel takipteyseniz, aşkolsun size aşkolsun.

  2. Ruhi, ben kendi gördüklerimi yazmak dışında bir şey yapmadım. Festivalin hiçbir anında da sarhoş falan değildim. Ayran içerek sarhoş olunmuyor ne yazık ki…

    Öteki Sinema’nın samimiyetini yorumunun çıkmasından bile anlayabilirsin. Eğer bir derdin varsa bizi itham etmek yerine o derdi düzgün bir dille yazıya aktarırsan severek yayınlarız da… Kısa filmcilere uygulanan kötü muameleye gelince, Bazı şeylerin farkındaydım ve çok üzüldüm. Bunu ayrıca bir yazı konusu yapacağım ama kısa filmcileri geceyi geçirmek üzere düşkünler evine gönderdikleri zaman TRT’den Kaan’la birlikte lobide cıngar çıkardığımızı ve hatta odalarımızı paylaşmayı teklif ettiğimizi ama otel yönetiminin buna müsaade etmediğini belirteyim.

    Yazının zehiri düşük oldu ama 1200 km ötede film festivali yapılınca asıp kesmek de kolay olmuyor. Yemek, içmek değil de sonrası da (film festivali) olsun bu işlerin diye gösterilmiştir o itina… Yazıdaki ipuçlarını bulursan ne demek istediğimi daha da iyi anlarsın.

    Herkes kendi penceresinden bakar bu olaylara… Ben orada Yılmaz Atadeniz’le 4 gün geçirmenin ve Öteki Sinema için hazine olan bilgilere ulaşmanın hazzını yaşıyorum. Yakın zamanda onları da paylaşacağım.

  3. videodreamproject

    Savaş ve ölüme karşı sevgi ve yaşama isteği.
    yerellikten ve küresel dünya politikası kalıplarından sıyrılıp,evrensel boyuta,ancak böyle;olay gerçek insan boyutuna indirğendiğinde aktarılabilinirdi.

    günlük yaşam küçümsenmemeli,yapaylıklar yaratmamalı.

    amiyane olanın dışına çıkan,samimi,sıcak bir yazı okudum.
    teşekkürler.

  4. Ruhi mizan, Filminin hakkı yenen yönetmen gibi konuşmuşsun..Bir sinema eleştirmenin toplanan paraların,masrafların vs. muhasebesini tutması gerektiğini hiç sanmıyorum..Bence çok yerinde ve sıcak bir yazı olmuş..

  5. Ruhi bey, yazdığınız yazıdan hocanın da dediği gibi bir kısa filminiz var ve elenmiş gibi… Bunu yargılamak en doğal hakkınız ama bir takım ithamlarda bulunmuşsunuz; Kültür bakanlığından alınan, belediyeden alınan… diye. Sizler bazı şeyleri bilerek mi konuşuyorsunuz yoksa havanda su mu dövüyorsunuz.

    Cevap 1: Elazığ sinema derneği olarak belediyeden bir tek lira alınmamıştır. sponsorluklar içerinde bir tek lira alındığını ispat edene ettiği bedeli karşılamaya hazırız.

    2: Kısa filmcilerin misafirhanede zorlandığı gibi bir ibareye yer vermişşiniz…
    İşte size detay: İlimizde 2 adet 4 yıldız, 1 adet 3 yıldız, yıldızsız oteller bulunmaktadır. Elazığ’a gelen festival kapsamında ortalama 126 misafir ağırlanmış olup bunların 120 kişisi 4 yıldızlı otellerde misafir edilmiştir. Ancak aynı tarihde ilimizde milli eğitim toplantıları, Fırat üniversitesi gençlik şölenleri olduğu için konaklama imkanları sınırlı bir şekilde yapılmış hatta yer olunmadığı için misafirlerden bir odada ikişer kişi kalmaları istenmiştir. Yer olmayınca 100 kişi kapasiteli misafirhane konaklama için tahsisi edilmiştir.

    Bir olayı yazarken araştırıp öyle yazarsanız seviniriz

    Serdar Kara – Elazığ sinema derneği başkanı

  6. Selamlar, ben elazığ sinema derneği esinder’de etkinlikler koordinatörü yardımcısıyım. Murat Tolga Şen abimin dediği gibi film festivali yapmak kolay değil. Elbet eksikliklerimiz olacaktır çünkü üst seviye bir tempo, üst seviye bir çalışmayla birşeyler yapmaya çalıştık. Biz ekip olarak bir şeyleri başardığımızı düşünüyoruz tabiki bunun net cevabını sayın misafirlerimiz ve değerli basın mensubu arkadaşlar verecektir. Ayrıca Murat Tolga Şen… Sevgili abim özellikle sana iyi dileklerin için, yazdığın güzel şeyler için çok teşekkür ediyorum. Yorum yapan, bu metni okuyan herkesin Elazığ’da başımızın üstünde yeri var. Saygılarımla…
    Ahmet Emir Örnek

  7. Adana Altın koza film festivali bahaneyle ertelendi. İptal edildi desek yeridir. Elazığ’lı kardeşlerimiz ise taşın altına ellerini koyup eksikleri de olsa İstanbul’un 1000 km uzağında çatır çatır yaptılar festivallerini. 5 gün boyunca bir güzel ağırlandık. Onların heyecanına şahit olduk. Çayda Çıra’nın ömrü uzun olsun. Kardeşlerimize de helal olsun. Emir’in bir gün boyunca insanları oradan oraya taşırken gösterdiği gayret, Utku’nun kibarlığı ve mihmandarlığı, İlhan’ın sıcak ve samimi yoldaşlığı… Hakları var, helal etsinler hepsi.

  8. 1000 km uzakta olması hiç bir şeyi değiştirmez Elazığ yaşanılabilir iller sıralamsaında Türkiye’de 10. Doğu ve Güneydoğu’da 1. sıradadır…Doğu’nun en gelişmiş illeri arasındadır…Ruhi arkadaşın belli ki bi yarası var atıp tutuyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: