Eleştirmenler Pek Yakında’yı Sevdi!

Sitemizin kurucusu, sinema yazarı Murat Tolga Şen, uyanamadığı için basın gösterimini kaçırdı ama sinema yazarlığında söz sahibi olan, Türk sineması ve üretimleri üzerine sürekli kalem oynatan, fikir paylaşan aktif sinema yazarlarına, Cem Yılmaz’ın Pek Yakında adlı filmiyle ilgili düşüncelerini sordu. Bakın, usta eleştirmenler Cem Yılmaz filmi Pek Yakında için ne dedi?

14391023382_492abb9524_z

Serdar Akbıyık (Star Gazetesi sinema yazarı)

Cem Yılmaz’ın sinematografisini aslında ikiye ayırmak lazım. Hokkabaz ve Arog’la Gora. Bu Hokkabaz’a daha yakın draması daha güçlü, trajikomik bir film.

Beni asıl sevindiren şey; hep ‘100’uncü yıl’ diyoruz… İşte bu 100’üncü yılda Türk Sineması’nı kutsayan bir film olmuş. Daha önce böyle bir film yapılmadı. Ben bu filmin eksiğinden bahsediyordum. Filmin renklerinde Ferzan Özpetek’in etkilerini hissettim. Kesinlikle Cem Yılmaz belirli şeylerde aşama kaydediyor. Gittikçe iyiye gidiyor. Belki komedisi biraz daha fazla olabilirdi ama göndermeleri çok güzeldi. İzleyici tarafından bir Gora veya Arog kadar ilgi görür mü, bilmiyorum. Sinemasal anlamında çok daha kaliteli bir iş.

Utku Ögetürk (Filmloverss sitesi editörü)

Açıkçası biz Cem Yılmaz’ı “komedyen” olarak tanımlasak da o; Her Şey Çok Güzel Olacak ve Hokkabaz filmlerinin ardından Pek Yakında ile birlikte bir kez daha ne kadar başarılı bir “sinemacı” olduğunu bizlere kabul ettiriyor.  Öyle ki, henüz filmin fragmanını seyrettiğimizde dile getirdiğimiz, Wes Anderson filmlerini andıran pastel betimlemeler ve bu betimlemelere hayata veren karakterlerin özgünlüğü Cem Yılmaz sineması adına oldukça ümit verici.

Filmin temposunun, kötü karakterin üzerine fazla gidilmesi sebebiyle biraz düşmesi ve karakterlerin içinin tam doldurulmaması dışında, yönetmenlik açısından iyi, sinemamızın yüz yıllık tarihine yaptığı göndermelerle başarılı; her şeyden önemlisi Cem Yılmaz’ın sinemasal anlamda da kendisini sürekli geliştirdiğini görmek açısından çok önemli bir film Pek Yakında. Sinemamızın festival filmleri olarak adlandırılan ve birbirinin kopyası filmlerden ziyade böyle karakteristik filmlere daha çok ihtiyacı var.

Dilek Karataş (Film Arası dergisi editörü)

Cem yılmaz çıkışını her ne kadar komedi filmleri ile yapmış olsa da Hokkabaz gibi bir filmle naif bir dram filmi de yapabileceğini göstermişti ki benim Cem Yılmaz’ın filmografisinde en önemsediğim filmidir Hokkabaz.

Aynı zamanda bir oyuncu olarak da ‘komedyen’ kimliğini unutturan bir rol üstlenmişti. Cem Yılmaz isim olarak zaten gişe için garantidir. Fakat Cem Yılmaz diğer isimlerin aksine bu ‘garantinin’ arkasına sığınmadan her filminde büyük bir emek ve özveri göstererek Türk sinemasına olan tutkusunu gösteriyor. Son filmini de bu tutkusunun bir dışavurumu olarak değerlendiriyorum ben. ‘Pek Yakında’ bir Yeşilçam güzellemesi yaparken, sinemamızın günümüz ahvalini, yazarından, yönetmenine, senaristinden yapımcısına kadar ince iğnelemelerle eleştiren bir film. Fakat bence film, hikayeyi taşıyamayan uzunluğu sebebiyle filmin ritminde bir dengesizlik yaratmış. Bazı karakterlerin hikayedeki yerleri belirsiz. Filmdeki karakterlerin gerekli/gereksiz çokluğu ‘maaile oynamışlar’ hissi uyandırıyor. ve bu durumun diğer bir sorunu çok iyi yakalanmış tiplerin o sıkışıklıkta hakkıya değerlendirilmemesi.

Tüm bunlar eleştirmen irdelemesi. Netice itibariyle Pek Yakında filmi Türk izleyicisine keyifli bir 130 dakika yaşatacak nadir Türk filmlerinden olacaktır.

Murat Kızılca (Öteki Sinema sitesi editörü)

Cem Yılmaz’ın merakla beklenen yeni filmi Pek Yakında, Hokkabaz’a yakın bir çizgide seyreden, Yeşilçam’a, özellikle Yavuz Turgul filmlerine, yaptığı keyifli göndermelerle dikkat çeken, bu arada bizzat Cem Yılmaz filmografisinin de şöyle bir üzerinden geçen, ‘izle, unut’ tadında, hafif bir film olmuş. Bir parça sarkan süresine rağmen rahatça izleniyor. Ancak Yılmaz’ın canlandırdığı Zafer karakterinin önceki filmlerinde canlandırdıklarıyla aşırı benzerlikler içermesi ve gene bir kaybedenin öyküsünün anlatılması, Pek Yakında’yı ister istemez Cem Yılmaz sineması içerisinde ileriye doğru atılmış bir adım olarak nitelememizi engelliyor.

Elbette Yavuz Turgul ve Ferzan Özpetek ile çalışması ona pek çok şey katmış ve bunların etkilerine Pek Yakında’da şahit olmak mümkün. Cem Yılmaz’ın sinema sevgisine inanan biri olarak, fark yaratan bir film çekebilmek için her türlü donanıma sahip olduğunu düşünüyorum. Ancak bu beklenti içerisinde izlediğim Pek Yakında, beni tatmin etmekten uzaktı. Gene de seyircinin filme beklenen ilgiyi göstereceğini ve bilhassa Yeşilçam dönemine aşina izleyicilerin ekstra keyif alacağını tahmin ediyorum.

Banu Bozdemir (Cinedergi editörü)

Pek yakında Cem Yılmaz’ın sırtını sinemanın naif zamanlarına yasladığı bir film olmuş. Yılmaz sinemanın eğlencesinden güç alan ve bunu iyi  kullanan bir yönetmen. Sanki sinemanın her şeyi, her sorunu çözen bir araç olmasını istermiş gibi ele almış senaryoyu. Gerçek hayat ve set sürekli teyakkuz halinde, bu da filmi üç boyutlu kılıyor. Eğlenerek izledim.

Bir çok Yerli filmden yararlanmış özellikle de Eşkıya’dan. Eşkıya yerli sinemanın tekrar yükselme tarihine denk düştüğü için o filmi kullanmış olabilir diye düşündüm. Yani sinemamız yükselsin bir Eşkıya kıvamında. Yönetimsel sorunlar filmin öyküsü içinde eriyip gidiyor, geriye tatlı bir gülümseme ve naif bir hikayenin sıcaklığı kalıyor.

Hilal Çetinder (Film Makarası editörü)

Buram buram Yeşilçam kokan, sinema sevgisinin hissedildiği Pek Yakında’nın, Türk Sineması, vitrinde olmayı hak edenler ve gerçek sinema emekçileri kolajı harika!

Günümüzle bağlantılı ve sinema basınını da dahil eden ince esprileri de öyle.. ‘Kahkaha makinesi’nden çok, sinemayı seven ve sevdirmeyi amaçlayan Cem Yılmaz’ın filmi Pek Yakında! Bu nedenle de teşekkür etmeliyiz. Ancak öte yandan bütüne baktığımızda, tahmin edilebilir olmasına rağmen bir türlü toparlanamayan, uzayan zamanıyla birlikte daha da sarkan öykünün anlatımındaki tutuklukları da göz ardı edemeyiz…

Başak Bıçak (Öteki Sinema sitesi yazarı)

Pek Yakında, daha ilk dakikasından itibaren Eşkıya canlandırmasıyla gönülleri fetheden, Türk sinemasının dününe ve bugününe müthiş taşlamalar ve övgülerle dolu bir filmdi. Cem Yılmaz, sinemamıza ait hatırlamamızı, üzerine düşünmemizi (sektör sorunları vs.) istediği her şeyi zekice filmine yerdirmiş. Hatta pek konuşulmayan Seks Furyası dönemini bile…

İlla ki diğer filmleriyle karşılaştırma yapmaya gerek yok; bu haliyle bile sıcacık bir film. Tansu Biçer’li bağımsız Türk Sineması göndermesi ve eleştirmen hicvi için de teşekkürler!

14205876187_fdc87658fa_z

Alper Turgut (Yer Gösterici)

Memleket sineması yüz yaşında, lakin maşallahı var, hala ergen kafası yaşıyor. İpoteklenmiş festivaller, beceriksizlerin gruplaşması, sansür, erke yaranma çabası, artık iyice bayan ötekileşme manyaklığı, kopya filmler, klişe deposu projeler, birbirinin tekrarı yapımlar,say say bitmez.

Bir asır, dile kolay ve hala rüştünü ispatlamış bir ülke sinemasından bahsedemiyorsak, sektör bile oluşturamıyorsak, artık çuvaldızı kendimize saplama zamanı gelmiş, hatta geçiyordur. Gişe filmleri, cinli, perili standart korku ve ucuz komediye kalmış, sanat filmleri, az diyalog, uzun plan hastalığına yakalanmış, ya kusturan minimalist anlayış, ya da gerçekçi olacağım diye kasılmaktan kaskatı kesilmiş bir zihniyet, ötesi yok. İşte bu çöl ikliminde, iyi filmler, vaha bulmuş gibi sevindiriyor.

Bizim sinema sevdasına dair filmlerimiz olsun ki, genel izleyici de, sinemayı sevsin. Masturbasyon sineması, istismar sineması, bunlardan medet umulmasın artık. Evet, Pek Yakında, müthiş bir film değil, öncelikle süresi uzun, sonra ne tam dram, ne de tam komedi, Cem Yılmaz, filmine kıysa, fazlalık sahneleri atsa, ne güzel olurmuş. Ancak yine de, ülkemiz sinemasına ve geçmişimize saygı duyan, zor koşullarda film çekenleri unutmayan, özel ve özgün bir işçilik bu, yönetmen, eleştirmenliğe soyunuyor, hepimizin kendi arasında konuştuğu, entelektüel çevreyi, korsan film piyasasını, Cihangir şeysini, sanat sinemasını, popüler zımbırtıları öyküsüne katıyor, güzelce didikliyor. Ürün yerleştirme mevzusu ise biraz abartılı olmuş, tamam gişe filmlerinin içerisinde bunlar var, ama reklamın içerisinde film geçiyor hissi, çokça alınan asitli içiçek gibi şişirtiyor.

Sadede geleyim, bu filme gidin, sinemayı seven insan çekmiş çünkü, sinemayı sevmeyip, ya da sinemadan anlamayıp, sinema yapmaya çalışan pek çok tipleme var çevrede, onlara inat, gidin.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir yorum var

  1. Sinemayı anlatan filmlere bayılırım.Öyle başyapıt olmaları da gerekmez,ortalama,samimi bir sinema dili tuttursunlar yeter bana–ki bu konuda seyrettiğim filmlerin çoğu ortalamanın üstünde filmlerdi–bu filmide hemen seyredeceğim–c.yılmaz-bir omuz da ben veriyorum şu dönen çarka-A.Ginsb.-
    bu konuda aklıma gelen filmler,
    Cennet Sineması
    Aşk Filmlerinin U.Y.
    Mistress-Martin Landau nun sevimli,telaşlı hali hemen sarar seyirciyi.
    Karpuz Kabuğundan G.Y.
    Filim Bitti-bazıları sıkıcı bulur ama benim kült filmlerimdendir.
    Ed Wood-Martin amca yine harikadır,Johnny abi nin her işin ters gitmesine karşın pek de istifini bozmaması müthiş eğlencelidir ya da trajikomiktir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: