Ellen Ripley

Her şey Sıtkı Sıyrıl‘ın Gölge E-Dergi’de yayınlanan “Neden kızlar çizgi roman okumaz?” adlı yazısı ile başladı. Tartışma bir sonraki sayıda kadınların cevapları ile ilerledi. Ortalık kan gölüne döndü (mecazi anlamda tabii). Peki ya kadınlar niye aksiyon filmlerinde kahraman olamaz? hiç düşündünüz mü? Ne kadar sayıca az örnekleri olsa da tabii ki de olabilirler ve olmalıdırlar. Sinema tarihinin en önemli kadın kahramanı hiç şüphesiz ki Sigourney Weaver’ın ete kemiğe büründürdüğü Alien serisindeki Ellen Ripley karakteridir. Sinema salonlarında ilk görüldüğünden bugüne otuz yıl geçmiş olmasına rağmen hala Ripley kadar güçlü bir kadın aksiyon kahramanı çıkamamıştır.

Genelde her olayda kadın erkek ayrımı yapıp kadınlara haksızlık edildiğini vurgulamaya çalışan feminist yazarlara sinir olsam da Ripley’i düşününce ve aksiyon filmlerinde kadının rolüne baktığımda ortada tehlike durumunda ciyak ciyak bağırıp testesteroncanın yardımı ile olaydan kurtulmaya çalışan kadınlardan başka bir şey görmek mümkün değil.

Ne yazık ki aksiyon seyircisi genelde Bond, Die Hard, Terminator gibi serilerde gördüğümüz şekilde hep olayları bir erkeğin çözmesini bekliyor. Terminator’de Sarah Connor gibi bir karakter biraz işi kurtarıyorsa da diğerler seriler için durum hiç de iç açıcı değil. Bu arada iki seride de James Cameron parmağı olduğunu belirtmekte fayda var. Kendisinin bir süre Sarah’ı oynayan Linda Hamilton ile de evli kaldığı düşünülürse sanırım erkeksi görünümlü kadınlardan hoşlandığını söyleyebiliriz (talibi varsa duyurulur).

Sinemada sanırım bu ayrımcılığın ortadan kalkması için en başta kadın seyircilerin de aksiyon, bilim kurgu, korku gibi türlere gereken önemi vermeleri gerekiyor. Çünkü seyirci erkek olunca dünyayı kurtaran kahramanın da kendisi gibi biri olmasını bekliyor.

Ripley karakteri sinema filmleri içinde yine de bir kapı açmayı başarmıştır. Son yıllarda Lara Croft, Elektra, Resident Evil, Aeron Flux gibi bazı filmler hep Alien’ın başarısından ortaya çıkabilmiştir.

Amerikan Film Enstitüsünün 2003 yılında yaptığı En büyük aksiyon kahramanları listesinde Ripley karakterinin sekizinci sırada olması ve üstünde bulunan tek kadın karakterin ise Kuzuların sessizliği’nden Clarise Starling olması durumu özetliyor sanırım. Bu ikisi dışında sinema tarihinde güçlü bir kadın karakter bulmak mümkün değil.

Yıllardır senaryolarda kadın karakterlere ne kadar haksızlık yapılmış olursa olsun Alien ile Ellen Ripley’e bahşedilen rol tüm sinema tarihinden öç alabilecek kadar güçlüdür. 1979 yapımı bir bilim kurgu filminde baş rolü bir kadına vermek de sanırım sadece Ridley Scott’un cesaret edebileceği bir risktir.

Beyazperdeye en çok yakışan bu hatunu biraz daha tanımakta fayda olduğunu düşünüyorum. Böylece belki gelecekte yapılacak filmlerde örnek alınabilir.

Alien filmi ile ortaya çıkan Ellen Ripley, 2092 Olimpia, Luna gezegeni doğumludur. Amanda Ripley MacLaren adında bir kızı vardır. 2122 yılında Weyland-Yutani co tarafından USCSS Nostromo gemisinde çalışmak üzere işe alınır. Gemi dünyaya Thedus gezegeninden maden taşımaktadır.

Ripley ve gemi mürettebatı Hyperuyku durumunda iken Gemi onları uyandırır ve geçmekte oldukları bir uydudan farklı bir sinyal geldiğini söyler. Bir kurtarma operasyonuna girişen ekip gemiye kafaya saldırıp parazit bırakan bir yaratık ile döner. Ripley karantina kuralları gereği yaralıyı içeri almak istemese de daha sonra androit olduğunu öğreneceği kişi tarafından ihanete uğrar. Parazit bir süre sonra yaralının içinde büyüyerek gelişir ve dışarı çıktığında terör başlar. Ripley şirketin gizli bir sırrını da öğrenir. Değişik yaşam formları bulunduğunda şirket mürettebattan yaşamı pahasına örneği getirmesini istemektedir.

Ripley mürettebattan son kalan olarak gemiye kendi kendini yok etmesi emrini verir ve bir kurtarma gemisi ile uzaya çıkarak kurtulur…

İkinci filmimiz Aliens tam da buradan başlar. Ripley 57 yıl boyunca kurtarılmayı beklerken uykuda kalmıştır. Uyandığında kızının 66 yaşında öldüğünü öğrenecektir. Teğmen rütbesine terfi eden Ripley uzun uğraşlar sonucu tekrar bir kurtarma görevine atanır. Şirketin yaptırmış olduğu yeni enerji santralinden haber alınamamaktadır. Askeri ekip gezegene ulaştığında yine yaratıkların saldırısına uğrarlar. Ancak bu sefer yaratıklar hem sayıca çok daha fazla hem de daha güçlüdürler. Ripley gezegenden kurtardığı Newt adlı küçük kız, yaralı bir asker ve yarım bir androidile kurtulur.

Alien3 David Fincher’ın ilk filmi olması dolayısı ile bende ayrı bir yeri vardır. Filmde Ripley’in önceki macerasında yaratık parazitine maruz kaldığını öğreniriz. Fury adlı bir gezegene düşmüştür. Sadece erkeklerin çalıştığı, hapishane olarak kullanılan bu gezegende aşkı bulurken şirketin kendini ve embriyoyu ele geçirmemesi için hayatını feda edecektir. Bu filmde özellikle Ripley karakterinin bir erkekle ilişkiye girmesi fanlar tarafından çok yadırganmıştır. Ayrıca filmin sonunda kendini ateşe atan Ripley’in içinden yaratık çıkarken kendi bebeğimiz gibi ona sarılması gibi duygusal bir bölüm vardır.

Ripley öldükten yıllar sonra tekrar Alien filmi çekmek isteyen yapımcılar karakteri tekrar canlandırmak için klonlama yöntemini düşünürler ve Alien Ressurection ortaya çıkar. Şirket yaratığa kavuşmak için Ripley’in Dna’sını klonlamıştır. Ancak birçok başarısız klondan sonra ana karakterimiz Ripley 8 ortaya çıkar. Ripley 8 Alien ile İnsan kırmasıdır. bu yüzden üstün güçleri vardır. Ancak kendisinin klon olduğunu öğrendiğinde kontrolden çıkarak deforme Ripley klonlarını yakacaktır. Filmdeki Alien ile sevişme sahnesi oldukça tartışma yaratmıştır. Filmin sonunda Ripley 8 kurtularak dünyaya iner ve bilinmeyen geleceğine doğru adım atar.

Ripley’in karakteri filmlerin dışında da birçok çizgi romanla geliştirilmiştir. Alien vs Predator filmi ile ise olay örgüsündeki ana karakter olmaktan çıkmıştır.

Ripley’in herhalde en büyük başarısı 4 film arasında geçen onca yıla rağmen Sigourney Weaver’ın karizmasından bir şey kaybetmemesi hatta üstüne koymuş olması. Weaver’ın oyunculuk gücü ve eğitimi dolayısı ile de yarattığı karaktere ayrı bir güç katması başarıyı tetiklemiştir.

Birçokları için uyku kapsüllerinden iç çamaşırı ile çıktığı sahne sinema tarihindeki en seksi sahnelerdendir. Weaver’ın ince ama kaslı yapısı, silahları kuşandığında Arnold’a bile taş çıkaracak görüntüsü ile bir aksiyon yıldızı olduğunu kanıtlamaktadır. Burada üstünde durmamız gereken bir nokta daha var. Ripley seri boyunca kadınlığının her tür sorunu ile karşılaşsa da görüntü olarak özellikle aksiyona boğulduğumuz yerlerde çok erkeksidir. Weaver’ın yarattığı karakterin arkasındaki güç sanırım buradan gelmektedir.

Ripley karakterinin başarısından yola çıkarak bir kadın süper kahramandan beklentiler sanırım şu şekilde sıralanabilir:

  • Aptal görünme: Ripley her olayda soğukkanlılığını korur. Karar verdikten sonra sorgulamadan harekete geçer ve asla geçmişe bakmaz. Hiçbir hareketinde seyircinin kendisine salak damgasını yapıştırmasına izin vermez.
  • Erkeksi görün ama kadınlığını kullan: Ripley İkisinin arasında bir denge kurar. İlk bakışta kimsenin hayalindeki kadın değildir ama olaylar üzerindeki hakimiyeti ve tavrı cazibesini arttırmaktadır. Ayrıca uyku kapsülünden çıktığında ekibinin yanında ne kadar kırılgan bir kadın gibi dursa da ilerleyen karelerde gücünü seyirciye aktarır.
  • Silahlan ve büyük oyna: Hiçbir erkek işinden kaçmaz. Yeri geldiğinde robot vinçlerinin içine girerek mürettebatına yardım eder, yeri geldiğinde en teknolojik silahları donanıp yaratıkların karşısına çıkar.
  • Aklını kullan: 4. filme kadar insanüstü hiçbir gücü olmayan Ripley genelde akıl oyunları ile koca bir ordunun yapamadıklarını yapar.
  • Seni küçük görenlerle uğraşma ve kurallarına sadık kal: Her Alien bölümünde Ripley ile dalga geçenler ya da emirlerine uymayanlar olur ancak o bunları dert etmez. İlk ölenler hep bu kişilerdir.
  • Eğlenmene bak: Birçok kez ölümle burun buruna gelen Ripley her zaman söyleyecek komik bir şeyler bulur. Örneğin Alien3’de yaratıkla karşılaştığında “Korkma ben de ailedenim” der. Başka bir sahnede ise yine yaratığa “uzun zamandır hayatımdasın, senden başka bir şey düşünemez oldum” diyecektir.

Aranızda senaryo çalışmaları yapanlar varsa belki bu kurallar size kadın kahramanlar yaratırken yol gösterir. Ama tabii sinemada başarı için belli bir tarif vermek mümkün değil, neyin başarılı olabileceğini kestirmek güçtür. Yine de Ellen Ripley belki bizlere bir ipucu verebilir.

Size Weaver ile yapılmış son röportajlardan birinde söylediklerini de ileterek yazımı noktalayayım:

“Ridley Scott ile konuşmalarımızda Ripley’i gezegene döndürmenin ve her şeyin başladığı yeri keşfetmenin iyi bir fikir olacağını düşündük. Ancak daha ortada kesin bir şey yok. Zaten bu fikre sıcak bakacak bir yapımcı bulmak da zor. 50lerinin sonundaki bir kadına kahramanlık yaptırmaya cesaret edebilecek bir yapımcı olması lazım.”

Sen üzülme sevgili Weaver, 80’ine de gelsen seni Ripley olarak görmeye gidecek binlerce Alien fanı olacaktır. Alien’ı devam ettirmenin en azından yeniden çekilen Indiana Jones’dan çok daha iyi bir fikir olacağı kesin.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

3 Yorumlar

  1. her ne kadar kadın olsa da erkekleştiği oranda kahramanlaşan ellen ripley karakterinin feministleri memnun ettiğini sanmıyorum. gerçekten “kadın” bir karakteri merkez alan aksiyon filmlerinin çekilebilmesi için herhalde kadın ve erkek doğasının tamamen çözülmesi gerekecek. yine de hayao miyazaki filmlerinin -eldeki verilere göre- en gerçek kadın karakterlere sahip oldukları söylenebilir.

  2. çok başarılı bir yazı olmuş, tebrikler.
    dişi aksiyon kahramanları demişken; buffy, tank girl gibi isimler aklıma geldi.
    yazı kapsamı genişletilirse bu isimler de mevzuya dühul olurlar zannımca.
    bu arada kızlar çizgi roman okurlar, yeter ki sapla samanı birbirinden ayırabilsinler; yardımcı olunsun. (seçicilik!)

  3. aliens’da ki ripley; bildiğin anaç, acamasız sarah connor’dır, yada sarah sonradan ripley’e benzemiştir, herneyse. bence ripley’e erkeksi havasını baskın olarak james cameron vermiştir. ridley scott’un alien’nı izlediyseniz kaçış sahnesinde ki ripley’in iç çamaşırlı hali aklınıza kazınmıştır. ridley scott bu sahneyi senaryoda olmamasına rağmen böyle çekmiştir. ticari kaygımıdır yada sanatsallıkmıdır bilemem. ama ripleyi erkek yapan cameron dur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: