Emek Neden Yıkılmamalıydı?

Ülkede o kadar anlamsız şeyler oluyor ki neyi nereye yazacağımızı, hangisine karşı çıkacağımızı, nerede hükümete karşı duracağımızı nerede destekleyeceğimizi karıştırmış durumdayız. Sanki değerlerimizi korumak için topyekün savaşmalı, her şeye karşı çıkmalıymışız gibi bir noktaya sürüklendirilmek isteniyoruz.

Emek

Öteki Sinema için yazan Masis Üşenmez

Bu saçma sapan çekişmeden zarar gören eserlerden biri de Emek oldu. Bir sinema salonu neden bizim için önemli? Bir sinema salonunun yıkımı neden bizi ilgilendiriyor? Bunu gerektiği kadar anlatabildiğimizi düşünmüyorum. Ya da anlatmak istediğimizde ağzımıza biber gazı sıkılarak susturuluyoruz.

Ben kendi bakışımla değerini anlatayım sizlere. Emek neydi? Emek Emekti… Önce Wikipedia’dan yazdığı kadar tarihçesine bakalım.

“1884’te mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen 1924 yılında Melek Sineması adını alan Emek ismini perdenin iki yanında yer alan Art Nouveau tarzı melek heykellerinden almıştı. Tarihi kimliği, Barok ve Rokoko bezeli yaldızlı tavan ve duvarları, 875 kişilik salonu ve tarihi geçmişi ile diğer sinema salonlarından farklılık göstermektedir.” http://tr.wikipedia.org/

Güzel Sanatlar dediğimizde resim, heykel gibi plastik sanatların temel dallarından biri de Mimari’dir. Mimari açıdan bakacak olursak Emek de İstanbul’un pek çok Osmanlı zamanı yapısı gibi önemli bir sanat eseridir. Osmanlı mimarisi sadece camiilerle, saraylarla sınırlı değildir ki.

Mimari sanat, sadece yapı ile sınırlı kalmaz. Yapının sağlamlığı (gelecek nesillere aktarımı), kullanışlılığı (işlevi) ve biçimi önemlidir. Emek bu üç temel mimari özelliği de içinde barındıran bir sanat yapıtıydı.

İşlevselliğe bakacak olursak yine Wikipedia’dan yapının hangi tarihsel süreçlerden geçtiğini göstermek gerekir.

“İlk kez “Club des Chasseurs de Constantinople” (İstanbul Avcılar Kulübü) olarak açılan bina daha sonra Strangali’nin Rum Atletik Jimnastikhanesi, ardından 1909’da “Nouveau Cirque” (Yeni Sirk) ondan sonra da “Skating Palace”e (Tekerlekli Paten Pisti ve eğlence merkezi) ev sahipliği yapmıştır. 1918 yılında ise “Yeni Tiyatro” olarak kapılarını yeniden açmış, 1924 yılının sonuna gelindiğinde de “Melek Sineması” olmuştur. Varlık vergisi yıllarında (1940’lar) bina ve külliyesi belediye tarafından satın alınmış 1957’de Emekli Sandığı’na ihale edilmiştir. Emek Film’in de sahibi olan Emekli sandığı yenilediği sinemanın adını “Emek Sineması” olarak değiştirmiştir.”

En çok canımızı yakan hangisi peki? Taksim’e çıkınca o binanın yerinde bir AVM görecek olmak mı? Yoksa çocuğumuz ile o şaşalı mimarisinde bize ayrılan koltuğa oturup bir film izleyemeyecek olmak mı? Ya da anılarımızın silinecek olması mı?

İnanın düşününce hepsi farklı bir acı kaynağı benim için. Emek’le birlikte yıkılan bir yandan da İstanbul’un hafızasıdır. Suudi Arabistan’da, Afganistan’da nasıl sanat eserleri yıkılırken tepki gösteriyorsak, içimiz acıyorsa Emek de aynı duygusallıkta, acı veren bir yıkımdır.

Çocukluğumda Beyoğlu’na öyle her dakika çıkamazdık. Ailem ile Beyoğlu’na gidiyorsam bunun bir nedeni de Emek’te film seyretmekti. Şimdiki sinema sevgimin ana damarlarından birini de o dönem o sinema salonunda seyrettiğim filmler oluşturur.

Gençliğimde de bu sefer sevgili ile gidilen mekanların başında geliyordu. Sinemalar ufalmaya başlamıştı o zamanlar ama Emek tek salonla yoluna devam ederek her zamanki ihtişamını koruyup bizleri bağrına bastı her zaman. Hatta biz ona burun kıvırır olduğumuz zamanlarda bile. Neyse ki İstanbul Film Festivali sahip çıkıyordu da onca zorluğa rağmen ayakta kalmayı başarıyordu.

Şimdi ise büyük şirketlere boyun eğildi ve İstanbul’da “sinema” denilince ilk akla gelen isim tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. İstanbul bir değerini daha kaybetti. Bizler de elimizden alınanlar ile yaşamımıza devam ettik…

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir yorum var

  1. Emek Sineması’nın kaderinin belirlenmesinde gösterilen hoyrat tavra mı yoksa dünyada sinemaseverlerine tazyikli su ve biber gazı sıkan tek emniyet teşkilatına sahip olmamıza mı isyan etsem bilemiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: