2017 Yılının En İyi 10 Sinema Kitabı

Yıl bitmeden sizlere bir de okuduğum en iyi sinema kitaplarını listelemek istedim. Bu yıl anormal sayıda sinema kitabı okudum, çoğunu da beğendim. O nedenle, kapsamı daraltmak için bazı elemeler yapıyorum. Elektronik ortamda okuduğum kitaplar bu listede yer almayacaktır, sadece baskısını (hardcopy) satın aldığım kitapları paylaşacağım, “Klasikleri Niçin Okumalıyız?” serisinde hakkında yazı kaleme aldıklarımı hariç tutacağım ve listede sadece yabancı filmlerle, oyuncularla ve yönetmenlerle ilgili çalışmalar yer alacaktır. İşte bu yıl okuyup beğendiğim en iyi sinema kitapları:

KAYIP UMUDUN İZİNDE: ANDREY TARKOVSKİ SİNEMASI

(BÂBEK AHMEDÎ)

Uzunca bir süredir Lars von Trier sineması üzerinde çalışıyorum. Von Trier sinemasını yorumlayan, analiz eden batılı kaynaklarla doğulu kaynaklar arasında uçurum var. Bu iki uçurumdan aynı anda beslen(ebil)mek, harikulade bir zenginlik, müthiş bir his. Aynı durum Tarkovski için de geçerli. Onu hem Hristiyan kökenli kaynaklardan hem de Müslüman coğrafyasına ait kaynaklardan okumak son derece keyifli. Bâbek Ahmedî’nin Kayıp Umudun İzinde: Andrey Tarkovski Sineması da bu keyifli yolculuklardan biri. Kitapta, Tarkovski’nin Derunî Dünyası adlı bölüm favorim. Allah; akıl edenden, çevirenden, yayınlayandan, satandan, hepsinden razı olsun.

ZONA

(GEOFF DYER)

Aslında Zona, bir odaya yapılan bir yolculuk üzerine bir film üzerine bir kitap. Bu film, tabii ki Tarkovski’nin Stalker’ından (İz Sürücü, 1979) başkası değil. Dyer dile hakim (çevirisi de gayet güzel), son derece entelektüel bir yazar, adını bile duymadığım isimlerle Tarkovski sineması arasında ilişkiler kuruyor, üslubu da çok kuvvetli. Bu kitapta en çok Lars von Trier sinemasıyla kurulan bağlar beni etkiledi.

BİR AVUÇ SİNEMA YAZISI

(ORHUN YAKIN)

Akademisyen Orhun Yakın’ı, Bring Me the Head of Alfredo Garcia (Bana Onun Kellesini Getirin, 1974) hakkında yazdığı müthiş makaleden tanıyordum ama kitabını alınca, Kaya Özkaracalar ve Sadi Konuralp’in çıkardığı ve zamanla kendi alanında kült mertebesine erişen Geceyarısı Sineması dergisindeki Linda Lovelace yazısını da onun yazdığını öğrendim. Gözümden kaçmış. Eski bir okuruymuşum zaten. Orhun hocanın Bir Avuç Sinema Yazısı kitabı, titizlikle hazırlanmış -bazıları daha önce Geceyarısı Sineması’nda yayınlanmış- on makaleden oluşuyor. Kitapta, Bana Onun Kellesini Getirin ile birlikte en sevdiğim bölüm Death Wish hakkında yazdığı muhteşem yazı.

KARA GROTESK: JAN SVANKMAJER

(LEVENT ŞENTÜRK)

Olumlu anlamda söylüyorum, aslında Türkiye’nin insan kalitesi, azımsanamayacak boyutlarda. Bir yerlerde; okuyan, araştıran, muhakeme edip üreten ve en önemlisi, birikimlerini paylaşan hatırı sayılır bir kitle var. Levent Şentürk de o kitleye mensup. Kara Grotesk: Jan Svankmajer, çeşitli konularda çalışmalar yürüten Şentürk’ün 12. kitabı. Evet, on iki. Bu kitabın, ustanın sinemasına farklı perspektiflerden bakmayı başaran ve filmleri arasındaki ortak temalara ve benzerliklere değinen içeriği kadar, eşi menendi olmayan yaratıcı tasarımı da beni büyüledi. Ne yerli ne yabancı, hayatım boyunca okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor. Bayıldım. Ayrıca kitap Jan Svankmajer sinemasına olan hayranlığımı da perçinledi. Hatta Indiegogo üzerinden; Svankmajer’in Capek Kardeşlerin’in The Life of the Insects adlı oyunundan uyarlamakta olduğu son filmi Insects’e karınca kararınca, minicik bir katkıda bulundum, ustanın ekibinden Marek adlı bir arkadaş geçtiğimiz hafta bana filmin senaryosunu gönderdi. Faust (Lekce Faust, 1994) gibi incelikli bir iş geliyor, dediydi dersiniz. Bu müjdeyi de vereyim.

BELA TARR SİNEMASI: ÇEMBER KAPANIR

(ANDRAS BALINT KOVACS)

Kovacs’ı ne kadar övsem az. Düşünme metodolojisini ve olayları yorumlama tarzını örnek aldığım yazarlardan biri. Ben henüz Avrupa sineması üzerine yaptığım çalışmaları yayınlamadım ama 1960 sonrası Avrupa sineması hakkındaki görüşlerimde Kovacs’ın bir etkisi olduğunu şimdiden söyleyeyim. Kovacs bu kitabında ülkesinin yetiştirdiği en önemli yönetmenlerden birini mercek altına alıp, hem anlatısındaki hem de biçemindeki değişimi/dönüşümü net bir şekilde ortaya koyuyor. Jacques Ranciere’nin Bela Tarr, Ertesi Zaman kitabına kıyasla çok daha kompleks bir Tarr çalışması bu. Kompozisyonlar üzerine çok daha detaylı çözümlemeler içeriyor, Macar yönetmeni yakından tanımak için birebir.

SİNEMADA ANLAM ÜSTÜNE DENEMELER

(CHRISTIAN METZ)

Sinema teorisiyle ilgileniyorum diyenlerin mutlaka edinmesi gereken sağlam bir çalışma. Dürüst olmak gerekirse, sinema analizlerinde göstergebilimsel ekole yakın değilim ama Christian Metz’in kitabı insanı baştan çıkarmıyor da değil hani. Aslında bu kitap iki ayrı kitaptan (iki ayrı cilt bir arada) oluşuyor. Metz, ilk ciltte fenomenolojik yaklaşımlardan başlayıp göstergebilimin köklerine iniyor, film bazlı yapısal çözümlemelerle anlattıklarını somutlaştırıyor. İkinci ciltteki Çeşitli Göstergebilimsel Sorunlar Üzerine adlı bölüm favorim. Bu muhteşem kitabın çevirmeni bu ekolün Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden Oğuz Adanır. Çevirinin mükemmel olduğunu söylememe gerek yok, hocanın ismi yeter.

BİLİMKURGU SİNEMASINDA CYBERPUNK

(OĞUZHAN ERSÜMER)

Aslında bu güzel kitap Oğuzhan Ersümer hocanın “Bilimkurgu Sinemasında Siberpunk-Siberpunk Etkisi Taşıyan Filmlerin Ayırdedici Özellikleri” adlı doktora çalışmasını temel alıyor. O nedenle akademik bir ton taşıdığını söylemem lazım. 190 sayfalık ana metinde 278 referans var ama çalışma kesinlikle sıkıcı değil, hele benim gibi bilimkurgu fanatiğiyseniz bu çalışma biçilmiş kaftan. Kitapta siberpunk’ın (cyberpunk) edebi kökleriyle sinemasal yansımaları arasındaki bağlar net bir şekilde ortaya koyulmuş. Kitaptan hem bir filmografi hem de bir okuma listesi çıkartabilirsiniz. Bu kitap, Özlem Şahin Soy’un Cyberpunk Fiction: The Works Of William Gibson And Bruce Sterling As Examples Of The Post-1980s Science Fiction Tradition adlı doktora çalışmasıyla birlikte okunabilir.

KORKU SİNEMASI ANSİKLOPEDİSİ: 60’LARDAN GÜNÜMÜZE

(TUĞRUL SEZER)

Tuğrul Sezer kim bilmiyorum ama artık ölümsüz olduğunu biliyorum. Böyle bir eser yayınlamış olan yazar, ölümsüzdür. Sezer’in Korku Sineması Ansiklopedisi Türkçe literatürdeki devasa bir boşluğu tek başına doldurdu. Birinci sınıf kuşe kağıda kalın kapaklı (üstelik büyük boy) basılan eserin fotoğraflar tarafından işgal edildiğini düşünmüştüm ama yanılmışım. Kitap çok pahalı olduğu için ilk çıktığında satın alamadım ama alır almaz Sezer’in detaycılığı karşısında büyülendim. Filmlerin hangi alternatif isimlerle gösterime girdikleri bile var. Henüz tamamını okumadım ama okuduğum kadarıyla söyleyeyim, Seri Katiller ve Slasher Filmleri bölümleri gibi kimi bölümler ince elenmiş sık dokunmuş. Konuyla ilgilenenlerin sıklıkla başvuracağı müthiş bir referans olma hüviyeti taşıyor.

INGRID BERGMAN: A PERSONAL BIOGRAPHY

(CHARLOTTE CHANDLER)

Biyografi yazarlığının birkaç zirvesi varsa, birisi de Charlotte Chandler’dır. Chandler’ın detaycılığı ve olayları birbiriyle ilişkilendirmedeki ustalığı hayranlık verici. Uzun zaman önce satın aldığım bu Ingrid Bergman biyografisini, Casablanca (1942) filmi hakkında araştırma yaparken elime almış bulundum ve bırakamadım. Başdöndürücü bir hayata dair muhteşem bir biyografi. Zaten Ingrid Bergman’ın hastasıyım. Bir aktris düşünün, ilk sinema filmi Landskamp (1932) ile son filmi Autumn Sonata (Güz Sonatı, 1978) arasında 46 yıl var (Son TV filmi 1982). Kırk yıl boyunca dünyanın en çok merak edilen kadınlarından biri olarak yaşadı. Yedi defa Oscar’a aday oldu, üçünü aldı. Ama çektiği film sayısı sadece kırk küsur ve sadece otuz küsurunda başrol oynadı. Hakkında yazılmış biyografi sayısının yirminin üzerinde olduğunu söylersem nasıl bir değerle karşı karşıya olduğunuzu anlayabilirsiniz. Amerikalılar böyle kişilere “larger than life” (birebir çevirisi “hayattan büyük” ama “efsanevi/epik” ya da “olağanüstü” şeklinde tercüme edebiliriz) diyor. Charlotte Chandler’ın Alfred Hitchcock, Billy Wilder ve Federico Fellini biyografileri dilimize kazandırıldı, inşallah Ingrid Bergman biyografisini de Türkçe’de görmek nasip olur.

WARREN BEATTY: A PRIVATE MAN

(SUZANNE FINSTAD)

İşte dilimize kazandırılmasını arzu ettiğim bir başka biyografi. Sinema tarihinin en nevi şahsına münhasır kişiliklerinden biri Warren Beatty. Ben size şimdi çeşitli dallarda 14 kez Oscar adaylığı almış (Yönetmen, Senaryo, Oyuncu ve yapımcı olarak En İyi Film vb.) ve şu anda 81 yaşında olan aktörün sadece 20 küsur filmi var desem inanmazsınız. Belki bazılarınız, “abi zaten o yönetmen” der. Yönettiği film sayısı sadece beş! “Yapımcıdır o zaman” diyen olursa, yapımcılık sayısı da on küsur. Peki ne yapar bu adam? Bu yakışıklı abimiz, hayatını yaşar arkadaşlar. Ama öyle böyle değil. Suzanne Finstad’in olağanüstü biyografisinden anladığımız bu. Finstad, Warren Beatty’nin sıra dışı kişiliğini ve yaşadığı çarpıcı hayatı gözler önüne sererken insanın ağzından sadece tek bir cümle çıkıyor: “Herif, ne yaşamış be!”

2015 Yılının En İyi 10 Sinema Kitabı

Yazar hakkında: Ertan Tunc

Sevdiği filmleri defalarca izlemekten, sinemayla ilgili bir şeyler okumaktan asla bıkmaz. Sürekli film izler, sürekli sinema kitabı okur. Ve sinema hakkında sürekli yazar. En sevdiği yönetmen Sergio Leone’dir. En sevdiği oyuncular ise Kemal Sunal ve Şener Şen. “Türk Sinemasının Ekonomik Yapısı 1896-2005” adlı ilk kitabı; 2012 yılında Doruk Yayımcılık tarafından yayınlanmıştır. Kara filmler, gangster filmleri, İtalyan usulü westernler, giallolar ile suç sineması konularında kitap çalışmaları yürütmektedir. İletişim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir