2017 Yılının En İyi Korku Filmleri

Bir senenin daha sonuna geldik. 2016 yılının korku sineması adına olağandan fazla verimli geçmesi nedeniyle bu sene biraz daha cılız kalmış gibi görünebilir ama yılsonu dökümünü yapmaya giriştiğimde gördüm ki yine birbirinden ilginç bir dolu korku filmi izlemişiz. Büyük yapım şirketlerinin elinden çıkma, fazlasıyla mekanik (ve bu yüzden de ruhsuz) korku filmleri çok fazla ilgimi çekmez. Daha çok devam filmleri ve yeniden çevrimler ile meşguldürler ki bu sene de genele bakıldığında çok farklı bir tablo yok. Ancak Andy Muschietti’nin yönettiği Stephen King uyarlaması It, -bilhassa büyük yapım şirketlerinden çıkan yapımların seviyesi göz önüne alındığında- umulanın çok üzerindeydi. Ayrıca daha çok korku filmlerine yoğunlaşan Blumhouse yapım şirketi için de ayrı bir parantez açmak lazım. Önceki senelerde görece az bilinen korku filmlerinden aşırdığı fikirlerle, özgünlükten uzak, zayıf projelerle oyalanan şirket, M. Night Shyamalan ile işbirliğinden, önce The Visit, sonrasında Split gibi filmler ile verimli sonuçlar almaya başladı. Aynı yapım şirketinin imzasını taşıyan Jordan Peele’in yönettiği Get Out da bu senenin en çok konuşulan korku filmlerinden biriydi. Anlaşılan Shyamalan-Blumhouse koalisyonu şirkete uğurlu geldi. Olumlu gelişmelere vesile olmasını dilediğimiz gidişattan en çok korkuseverler kârlı çıkacak gibi görünüyor. Bağımsız korku filmlerine baktığımızdaysa geçtiğimiz seneki kadar afili işlerle karşılaşamasak da eleğin üstünde kalanlar, festivallerin gözdesi olmaya devam etti. Yerele dönersek; korku sinemamızda, üretim anlamında değişen çok fazla bir şey yok. 2015 yılında 22, 2016 yılında 28 yerli korku filmi gösterime girmişti. Bu seneki toplam sayı ise 21. Birkaç farklı deneme dışında cin filmleri furyasının peşine takılmış bir dolu “çöp film”in ağırlıkta olduğu 2017 vizyonunun en dikkat çekici tarafı ise toplam seyirci sayısındaki önemli düşüş. Alper Mestçi’nin yönettiği Siccin 4 dışında 100.000 seyirci barajını geçebilen yok ki bu günlerin geleceğini önceki yıllara ait yazılarımızda defalarca belirtmiştik. (Bu konuya başka bir yazıyla daha detaylı değineceğim.)

Her sene yaptığımız bir uyarıyı yine tekrarlayalım. Listedeki bazı filmlerin 2016 yapımı olmasına itiraz edenler olacaktır. (Her sene oluyor maalesef.) Gereksiz bir açıklama olacak ama yine de söyleyelim; 2016 yapımı filmlerden bazıları, senenin son aylarında dağıtıma çıkar, kimisi gösterime girmeden önce festivalleri dolaştığından ülkemize daha geç gelir, kimisi de hiç uğramaz bile, dolayısıyla filmin bize ulaşması mecburen 2017 yılını bulur. Bir önceki sene içerisinde değerlendiremediğimiz bu filmler, doğal olarak bu sene içerisinde değerlendirilir.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Brawl in Cell Block 99 (2017)

Şöyle iddialı bir cümle ile başlayalım: Brawl in Cell Block 99, bu senenin açık ara en sağlam korku filmi. Bone Tomahawk (2015) ile şaşırtıcı bir western-korku kırmasına imza atan S. Craig Zahler, yeni filmiyle Uzakdoğu’dan kopup gelen çılgınlıklar arasında özel bir yere sahip Riki-Oh: The Story of Ricky’nin (1991) Batılı kardeşinin doğumunu müjdeliyor. Sonu karanlık olsa da geri dönüşü olmayan bir intikam öyküsünün başköşeye yerleştiği film, kemiklerin çatır çutur kırıldığı, kafaların patladığı, çılgınlığın sınırlarında gezinen, müthiş bir geceyarısı izlencesi. Hele başroldeki Vince Vaughn, onu hiç böyle izlemediniz.

Mother! (2017)

İlk filmi Pi’den (1998) itibaren heyecanla takip ettiğimiz Darren Aronofsky, gösterişli filmler çekmeye devam ediyor. Eleştirmenlerle seyircileri, bayılanlar ve nefret edenler diye ikiye ayıran Mother, birden fazla okumaya açık yapısına rağmen aslında çok da farklı bir şey anlatmıyor. En büyüğünden en küçüğüne, herhangi bir yaratıcının yaşayacağı muhtemel süreçleri bütün boyutlarıyla ve olası en havalı şekilde yorumluyor. Tek kelimeyle muhteşem! Bütün oyuncular bir yana, Michelle Pfeiffer ayrı döktürüyor.

The Void (2016)

Fark etmişsinizdir; 80’li yıllardan günümüze ışınlanmış gibi duran filmler (ve hatta diziler) bir hayli moda oldu. Tabii ki bu filmler, günümüzün teknolojik nimetlerinden sonuna kadar faydalandığı için biraz daha fiyakalı duruyor durmasına ama artık kabak tadı vermeye başladı. Ancak Jeremy Gillespie ve Steven Kostanski gibi türe hâkim iki ismin işbirliğinden doğan The Void, 80’lere dönüş katarına eklenmiş sıradan bir vagon değil. John Carpenter’ın en sevilen filmlerinden Assault on Precinct 13’e (1976) benzer bir yapı üzerine inşa edilen film, 80’lerin birçok korku klasiğinden ödünç aldıklarının da yardımıyla cehennemin kapısını sonuna dek açıyor. Ne demişler; iş bilenin, kılıç kuşananın.

It (2017)

Daha açılış sekansında Georgie’nin başına gelenleri bütün çıplaklığıyla göstererek nasıl bir film izleyeceğimizin ilk sinyallerini veren It, öyle çok sık denk gelemediğimiz “iyi” Stephen King uyarlamaları arasındaki yerini aldı bile. Her bir detaya fazlasıyla önem verildiği hemen her sahnede hissediliyor, öyle ki Pennywise’ın merkezde olduğu korku kanadını bütünüyle filmden çıkarttığımızda geriye kalan büyüme hikâyesi bile tek başına yeterince ilgi çekici bir filme dönüşebiliyor. Daha önceki TV uyarlamasıyla illaki kıyaslamalar yapılacaktır ama bunun Pennywise karakteri özelinde yapılıp sinema uyarlamasına “kötü” demenin fazla fanatik bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Yoksa ben de Tim Curry’nin canlandırdığı Pennywise’ı Bill Skarsgard’ınkine tercih ederim ama bu durum film hakkındaki düşüncelerimi değiştirmiyor.

The Eyes of My Mother (2016)

Siyah beyaz çekilen The Eyes of My Mother; anne, baba ve aile adını taşıyan üç bölüme ayrılıyor ve kırsaldaki sessiz sakin bir çiftlikte tek başına yaşayan Francisca isimli bir kadının çocukluğundan bu yana yaşadıklarını pasajlar halinde anlatıyor. Yönetmen Nicolas Pesce filmi hakkında; “Sinema salonundan ayrılırken insanların ‘ne düşüneceğimi bilemiyorum’ demelerini istiyorum” demişti. Amacına ulaşan yönetmenin hakkını teslim etmek lazım. Film, muallakta kalan birçok nokta yüzünden sert eleştiriler alsa da şurası bir gerçek ki pişman olmayacağınız bir seyir deneyimi vadediyor.

Raw (2016)

Julia Ducournau ilk filmiyle bir hayli ses getirmeyi başardı. Bir genç kızın ergenlikten çıkıp yetişkinliğe geçişini ve cinselliği keşfedişini merkezine koyan Raw, yamyamlık müessesesi ile yakın temasa geçerken Cronenberg sinemasına göz kırpmayı ihmal etmiyor ve ırkçılık, cinsiyetçilik gibi mühim meseleleri olası en rahatsız edici biçimde kurcalıyor.

The Transfiguration (2016)

Başta Martin (1978) ve Let the Right One In (2008) olmak üzere birçok vampir filmiyle sıkı bağlar kuran The Transfiguration, son yılların gözdesi yenilikçi bağımsız korku filmlerinden biri. Arka mahallelerden birinde yaşayan 14 yaşındaki siyahi bir gencin yaşadıkları üzerinden; yalnızlık, sevgi ve kaybetmek üzerine belki biraz da romantik olarak yaftalayabileceğimiz masalsı bir hikâye anlatıyor.

The Autopsy of Jane Doe (2016)

The Autopsy of Jane Doe, adını “tek mekânda geçen unutulmaz korku filmleri” arasına şimdiden yazdırdı. Bugüne kadar çekilmiş en iyi buluntu filmlerden biri olan Trollhunter (2010) ile tanıdığımız Norveçli sinemacı Andre Øvredal, yeni filmiyle hedefi on ikiden vuruyor. Bir cinayet mahallindeki bodrumda, yarı gömülü bir halde bulunan ve kimliği tespit edilemeyen çıplak kadın cesedine uygulanan otopsi, kökleri Salem cadı mahkemelerine dayanan, hiç umulmadık bir gizemin kapısını aralıyor.

Housewife (2017)

Can Evrenol, cinlerle kafayı bozmuş ucuz filmler çöplüğüne dönen korku sinemamız için büyük bir şans. Önceki filmi Baskın (2015) ile takipçilerini dehşet verici bir cehennem turuna çıkarmıştı. Yeni filmi Housewife, yine kâbusların, travmaların ve gizemli bir tarikatın merkezde olduğu baş döndürücü bir yolculuğa davet ediyor. Lovecraft hayranlarını mest edecek finali ise alışılmışın çok ötesinde. Nerden bakarsanız bakın cesur bir deneme.

Creepy (2016)

Önemsediğim Japon sinemacılar arasında ilk sıralarda yer alan Kiyoshi Kurosawa’nın yönettiği Creepy, günlük hayatta her birimizin sıkça karşılaştığı sebepsiz kötülüğün kökenine inmeye çalışıyor. Semavi veya pagan dinlerdeki şeytan imgesinin temsili antisosyal, psikopat bir seri katil ile sıradan insanı tokuşturuyor ve “asıl şeytan kim” sorusuna yoğunlaşıyor.

-*-

Listede kendine yer bulamayan ancak adını anmamız gereken diğer korku filmleri ise şöyle:

  • A Dark Song (2016)
  • Hounds of Love (2016)
  • Killing Ground (2016)
  • Prevenge (2016)
  • Sadako v Kayako (2016)
  • Shelley (2016)
  • Shin Godzilla (2016)
  • Split (2016)
  • Terrifier (2016)
  • The Love Witch (2016)
  • The Untamed (2016)
  • White Coffin (2016)
  • Creep 2 (2017)
  • Gerald’s Game (2017)
  • Get Out (2017)
  • Happy Death Day (2017)
  • It Comes at Night (2017)
  • Life (2017)
  • Rift (2017)

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

2 Yorumlar

  1. Her sene olduğu gibi yine güzel bir liste. Öteki Sinema ve bu liste sayesinde izleyip bayıldığım Brawl in Cell Block 99 ile The Autopsy of Jane Doe. Kendim bir liste yapsam Split belki daha yukarılarda olurdu ama daha az bilinen filmleri de listede görmek kaynak açısından güzel olmuş. Ellerinize sağlık.

  2. Yine izlemedigim filmleri not aldim. Sene sonu listeleriniz cok isime yariyor, cok tesekkurler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: