En Suyu Çıkmış 10 Hollywood Klişesi
Yazan: Ezgi Aksoy 08 Aralık 2011
Kategori: Kavram - Kuram, liste
Hollywood’un Pek Sevdiği
Aklı Olanın Hazzetmediği 10 Hollywood Klişesi
* ABD ya da İngiliz vatandaşı olmadığı halde herkes gramatik açıdan kusursuz, lakin aksanlı İngilizce konuşur. Aksanlı İngilizce konuşan adam bilin ki yabancıdır. Örneğin adam Transilvanyalı, 14. yüzyılda şatosunda yaşıyor. Ama Erasmus programıyla yurtdışında master yapan öğrenciler gibi aksanlı İngilizce konuşuyor. Ya da Tibet’in dağ köylerinin birinde doğmuş, hayatında köyden dışarı çıkmamış, ama aksanlı İngilizcesi ile sana bana taş çıkartıyor. Anlıyorum; Amerikan izleyicisi altyazı okumayı sevmiyor. Tamam! Ok! All right! Lakin; en azından adamı orjinal dilinde konuştursanız, üzerine dublaj yapsanız, alttan da 90’lı yıllarda belgesel izler gibi adamın sesi az da olsa duyulsa… Fena mı olur yani?
* Film, “çok enteresan bir geçmiş zaman”da geçmektedir. Geçmişimizin gün yüzüne çıkmamış karanlık bir çağıdır, ya da kahramanlar ve tanrılarla dolu mitolojik çağlardır. Bu filmlerde esas erkeklerin neredeyse tamamı uzun etek benzeri giysilerle takılırlar etrafta. Belden yukarısı (aslında kalça kemiğinden itibaren desek daha doğru) mütemadiyen cıbıldır. Eğer karlı boranlı, fırtınalı soğuklu moğuklu bir havaysa; filmin kalanı, set ekibinden figüranına kuzu yünü abalarla gezse bile, esas oğlanlar göğsü bağrı açıkta koyan kürk yelekler giyerler. Yelekler dansçı tşörtü gibi kısa, yamru yumru el kadar birşeydir. Hani giymesen ve 3 santimetre karen daha açıkta kalsa, kesin zatülcenpten ölürsün… Bir de bu sert adamlar, barbarlık müessesesinin gereğince, film süresinde en az bir kere aşık oldukları kadına kaba davranırlar. Sanıyorum içerden içerden yanma yapıyor bu hadise. Biraz ısınıyorlar. Ugg!
* Dünyanın sonu gelmek üzeredir. Ya fenafillah bir salgın hastalık tüm nüfusu öldürecektir, ya dünyaya bir göktaşı çarpacaktır, ya herkes zombiye dönüşecektir, ya da uzaylılar dünyayı yok edecektir… Her neyse… Fakat ne hikmetse ordu, hikayenin sonuna kadar düzeni sağlama görevini icra etmeye devam eder. Askerler bir kere olsun göreve itaatsizlik etmez. Kaçan ya da korkan çıkmaz. Dünyanın geri kalanı kelimenin tam anlamıyla çıldırmış – kafayı yemiştir, ama ordu mensupları peygamber sabrıyla görevlerinin başındadır. Adamı almışsın Manchester’ın Aşağı Stretford bölgesinden, Londra’da çavuş eylemişsin. Bu adam ailesini, anasını babasını, yavuklusunu hiç mi merak etmez. Dünyanın sonu diyoruz neticede, Irak’ı bombalayıp dönmek gibi birşey değil ki bu…
* Biliyoruz ki bir Dracula imajı, bir vampir kültü var. Modernizm öncesi edebiyatta çok da güzel örnekleri vardır, halk mitleri ise muhteşemdir. Lakin gençlik filmi klişelerini alıp Dracula’nın üzerine oturtunca olmuyor işte! Ortaya derdi ya hatun götürmek olan buğulu bakışlı bir seks bombası, ya da bin küsür yaşında olmasına ve deriiin kültürüne rağmen 18’lik çıtırlarla takılan saçma bir romantik çıkıyor. Bazı filmlerde öyle kötü oyunculara oynatıyorlar ki Dracula’yı, sarsılarak ağlayasım geliyor. MC Hammer madalyonları ile rap yıldızı gibi göğsü bağrı açmış, New York sokaklarını arşınlıyor koskoca Dracula. Acıyın azıcık ne olursunuz, etmeyin, eylemeyin, kırdırmayın Hollywood’u insana…
* Yeni mezun idealist avukat ya da broker, Central Park’ta yürümeye başladığında, müzikallerde kariyer yapmak için orta Amerika’dan New York’a gelmiş uzun bacaklı balerin ile çarpışma ihtimali; sigaranın kanser yapması ihtimalinden bir hayli yüksektir. Bu ikisinin daha ilk bakışmada aşık olma ihtimallerinden ise bahsetmiyorum bile. Kardeşim Amerika’da kriz var, broker’lara artık etmek yok. Orta Amerika’dan gelen kızlar da Christina Aguilera olmak istiyor. 2 bin – 3 bin kişiye ulaşan Broadway müzükallerinde ne işleri var… Değiştirin şu plot’u artık. Konulu pornoda bile daha çok twist var yahu.
* Hikaye 16. ya da 17. yüzyılda geçiyorsa; ortada Sex and the City’ye taş çıkartacak entirikalar, seks üçgenleri – dörtgenleri, bir birinden karmaşık durumlar vardır. Kimin eli kimin cebinde, kim kimle yatıyor, kim kimin peşine adam takmış, kim kime çaktırmadan seks hocası tutmuş, kim seks hocasına aşık olmuş hiç belli değildir. Görünüşe göre 16. – 17. yüzyılda herkes tavşanlar gibi tepişiyordu. Madem öyleydi de, neden asıl nüfus patlaması sanayi devriminden sonra ta 19. yüzyılda yaşandı, sorarım… Hollywood! Sana diyorum!
* Göğüs, bel, incik, boyun gibi hayati yerlerinden yara aldıktan sonra, 5 saat daha dövüşmeye devam eden adam/kadın! İsviçreli bilim adamlarınca incelenmen gerektiği inancındayım.
* Hollywood ve populer kültür tarihinde “public enemy” (toplum düşmanı) adıyla anılan ve bolca filmleri çekilen adamların/kadınların tamamının banka soyguncusu olması size de biraz garip gelmiyor mu? Toplumun düşmanı olan adam, girer ev soyar. Ne bileyim, adam öldürür. Çocuk kaçırır… Amerika gibi bir ülkede banka soyan adam toplumun değil, olsa olsa kapitalizmin düşmanıdır. Yemeyen de yemiyor yani…
* Yahudi lobilerinin desteğiyle komedi filmi yapılmasından gına geldi. Araya sıkıştırılan Yahudi esprileri falan… Çok sıkıcısınız…
* Hollywood’da ödül almak isteyen bir adamın tarzı ne olursa olsun, politically correct (siyaseten doğru) üslupta film yapması yeterlidir. Eşcinsellerin tamamı çok hassas insanlardır, Meksikalılar’ı suça iten hayat koşullarıdır, diktatörlerin de insan yönü vardır, fahişelik yapan kadınların anneleri hep çok kötü insanlardır, zencilerin Harlem dışında var olmaları neredeyse imkansızdır… Örnekler çoğalır. Siyaseten doğruculuğu çok sever Hollywood. Bir tür yardım balosu düzenlemektir zira bu filmler. Dozunda acıma ve kontrollü empati duygusu pompalanır, hayatın gerçekleri güzide bir seyirlikle bir kez daha hatırlanır, sosyal sorumluluk yerine getirilir ve huzur içinde uykuya dalınır. Tanrı Amerika’yı korusundur… Siyaseten doğrucu filmler, pozitif ayrımcıdır ve her türlü ayrımcılık can acıtır. Zira dostun attığı gül yaralar adamı…
























Yorumlar
Yorumunuzun yanında istediğiniz resmin görünmesini istiyorsanız gravatar edinin!