Ersin Karabulut Öyküsü Kısa Film Oldu: Eski Koltuklar

Öteki Sinema’da ‘kısa film’e her zaman alan ayırmaya çalıştık ancak bunu bir süredir bilinçli yapıyoruz. Memleketin ihtiyacı olan uzun metraj yönetmenlerinin başarılı kısacılar arasından çıkacağına inancımız tam. Bir sebebi bu, diğer sebebi de sinemada izlediğimiz ‘uzun’ işlerin giderek tatsızlaşması… “Öteki” olanı kısada aramanın tam vaktidir.

Öteki Sinema için yazan: Murat Tolga Şen

Eski Koltuklar’ı benim için ilginç kılan birden fazla şey var. Öncelikle bir çizgi roman uyarlaması olarak gerçek bir hikayesi var. Uzun metraja özenen, uzaklara bakmalı, imgesel bir iş değil yani… Ayrıca çocukluğumun en etkileyici seyirliklerinden biri olan “Logan’ın Kaçışı / Logan’s Run”ı anımsatan ve günümüz sosyoekonomik düzeninde dahi benzerlikler yakalayabileceğiniz distopik bir toplum düzenini gösteriyor ki bu yanıyla pekâlâ bir bilim kurgu sayılabilir. Yine duygusal bir etkileşime girdiği Gattaca örneğinde olduğu gibi…

Twitter’da filmin yönetmeni Tanju Berk’in paylaştığı video linki üzerine tıkladığımda ilk amacım şöyle bir göz gezdirip daha müsait bir anımda izlemekti ancak başladıktan sonra bırakmak mümkün olmadı ve sonuna kadar gittim. Ersin Karabulut’un çizdiği halini okumamış biri olarak çok etkilendim. Daha sonra Google’da bir görsel araması sırasında karşıma çıkan iki sayfalık çizgi romanı da okudum. Onu da ayrıca sevdim ama ikisi arasında bir kıyaslamaya gitmek istemiyorum. Sadece “Eski Koltuklar” bir storyboard kabul edilebilecek çizgi romanın yarattığının da ötesinde karamsar bir etki yaratmayı başarıyor, net bir başarı bu…

Eski Koltuklar003

Metanın insan yaşamına tamamen egemen olduğu, çok uzak olmayan bir gelecekte geçen Eski Koltuklar, aile olmanın dahi devlet tarafından zorlanan bir kullan-at ilişkisine dönüşmesini gösteriyor. ‘Çocuk’ büyüyene kadar sevilen sonra da üretim çarkına katılamadığı ve yararsızlaştığı için ortadan kaldırılan bir varlık. Devlet baba / sistem yine de insaflı… 12 yıl boyunca bir çocuğu sevmenize izin veriyor. Sonrasında eve gelen ve yaşamı sonlandıran “aile hekimleri” var! Bu toplumun en belirleyici etkeni de yine para… Parası olanlar çocuk sahibi oluyor, okutuyor ve çocukları için yaşam satın alabiliyorlar. Bunun daha yumuşak bir biçimde olsa da gerçekten yaşandığına ‘uyanarak’ izliyoruz filmi… Sosyal devlet olmaktan uzaklaşıp fırsat eşitsizliğiyle daha çok boğuşuyoruz giderek.

Kısanın en etkileyici anı ise finali… Anne-baba sorumluluğunun bir şekilde tetikleneceğini düşünüyoruz ve fena yanılıyoruz. Aileler çocuklarına hep yalan söylerler ama bu sefer sonuçları bambaşka oluyor.

Eski Koltuklar002

Tanju Berk Öteki Sinema takipçilerinin mutlaka izlemesi gereken bir kısa filme imza atmış, kutluyorum. Kadı kızının kusuru misali, oyunculuklarda biraz sıkıntı var ancak ben filmin ‘soğutulmuş’ duygusallığına hizmet ettiğini dahi düşündüm bu mesafeli oyunculuğun. Tür sineması açısından çorak topraklarda daha önemli bir netice…

Çok da sürprizbozan (spoiler) vermeden sizi filmle başbaşa bırakayım. Ayrıca altta Ersin Karabulut’un çizgi romanını da okuyabilirsiniz. Önce filmi izlemenizi tavsiye ederim. Eski Koltuklar, Bu puslu Pazar günü için harika bir seyirlik. Biraz içinizi acıtacaktır, zaten amacı da o…

yeralti_oykuleri

yeralti_oykuleri2

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

3 Yorumlar

  1. uzun zamandır böyle etkilryici bir kısa izlememiştim çok iyi

  2. Ersin Karabulut’un en sevdiğim öykülerinden biridir Eski Koltuklar. Filmi izlemeden önce gerçekten heyecanlandım, çünkü Ersin Karabulut hikayelerinin neredeyse hepsinin çok iyi kısa film olacağını düşünürüm hep. Ancak film beni hayal kırıklığına uğrattı. Oyunculuklar çok kötüydü (Tansu Biçer hariç). Karabulut’un öyküsü içinde çok etkileyici olan cümleler oyuncuların ağzından çok yapay çıkmış, bu da hikayenin gerçekçiliğini, vuruculuğunu öldürmüş bence. Ayrıca iç ses olayı öyküde çok iyi işliyor ama filme hiç yakışmamış.

  3. Mehmet Ali Çetin

    Oyunculuk ve senaryo çok ham kalmış filmde. Karikatürdeki vuruculuktan eser yok.
    Karikatürde zavallı çocuğun durumu bir evcil hayvandan farksız, aptal ve egoist anne babaların egosuna kurban giden zavallı bir çocuk. Konu edilen distopik durumdaki sosyal çevre aynı olmasa bile Dünya’da aynı mentalite ile sapiens üremeye devam ediyor ve kayıp bir nesil yetişiyor. Çocuğun geleceği düşünülmeden, planlanmadan, ülkenin sosyal durumu göz önüne alınmadan doğan masumlar bir anlamda kaderine terk ediliyor. Karabulut’un bu anlamada tespiti çok yerinde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: