Ertem Eğilmez’in En Sıra Dışı Filmi: Ölünceye Kadar!

ölünceye11

Ertem Eğilmez’in sıra dışı filmi hangisidir sizce? Kariyerinin başında çevirdiği Öztürk Serengil’li Vahi Öz’lü güldürüler mi? (Öyle ki Eğilmez bu filmlere benzemesin diye yıllarca komedi filmi yapmaktan çekinmiştir) Yoksa kariyerindeki ilk ciddi başarısı olan Pygmalion uyarlaması Sürtük mü? Ya da belki de Eğilmez’in tür değişiminde dönüm noktası olan “Beyoğlu Güzeli” ve “Sev Kardeşim” dir? Belki de Eğilmez’in toplumsal gerçekçiliğe göz kırptığı “Canım Kardeşim” i seçersiniz. Ya da ne bileyim, hem kendi filmleriyle, hem de Yeşilçam’ın melodramlarıyla dalga geçtiği ve “vasiyetim” dediği absürt komedi filmi “Arabesk” sıra dışıdır sizin için. Ama filmlerin içinde öyle bir tanesi var ki hem senaryosu hem de kostümleri bakımından Ertem Eğilmez’in çıkarttığı en sıra dışı ilerden biri olmaya aday. 1967 yapımı olan “Ölünceye Kadar” filminin yapımcısı İrfan Ünal ve Recai Akçaoğlu senarist Bülent Oran.

ölünceye13

Nuri (Nuri Ergün) kahramanımız Kartal’ın (Kartal Tibet) en yakın arkadaşıdır. Öyle ki Kartal ona kız kardeşini bile emanet etmekten çekinmez. Nuri ise Kartal’ın kız kardeşi Oya’ya (Funda Postacı) tecavüz edip kötü yola düşmesine neden olur. Maço adama yapılabilecek en kusurlu hareketlere maruz kalan Kartal intikamını almak için Nuri’nin peşinden koşarken Nuri trenin altında kalarak ölür. Hırsını alamayan Kartal, Nuri’nin cesedinin başında onun ailesinden de intikam almak için yemin eder. Kartal yaz tatilinde Nuri’nin babası Şerif Bey’in (İlhan Hemşeri) çiftliğine gider. Çiftliğin yakınındaki istasyonda trenden inen Kartal’ı görünce sanırım tüm izleyiciler bir “eyvahlar olsun” çekmiştir. (Nedenine sonra geleceğim) Kartal, Nuri’nin kız kardeşi Sevda’nın (Semiramis Pekkan) ilgisini çekmeyi başarır. Sevda’nın ilgisini çekince çiftliğin kahyası Yusuf’un (Tanju Gürsu) da düşmanlığını kazanması uzun sürmez. Sevda ile Kartal’ı öpüşürken gören Yusuf bir punduna getirip Kartal’ı vurur. Yaralanan Kartal’ı bulan Sülo adındaki çocuk onu değirmenlerine götürür.

ölünceye14

Değirmende Sülo ile yaşamakta olan ablası Elvan (Selda Alkor) Kartal’a bakarak iyileşmesine yardım eder. Bu arada çiftliktekiler Kartal’ın aniden ortadan kaybolmasına anlam veremez ve onu her yerde aramaya başlar. Elvan’ın güzelliğine vurulan Kartal bu sefer de Elvan’a oidipal bir tutkuyla bağlı olan Sülo’nun düşmanlığını kazanır. Sülo, Kartal’ın bir an önce değirmenden gitmesi için Şerif Bey’in çiftliğine haber salar.

ölünceye18

Ertesi gün çiftlikten Kartal’ı almaya gelirler. Akşam çiftlikte Kartal’ın dönüşü şerefine bir balo düzenlenir. Baloda Kartal ile Sevda’nın fazla yakınlaştığını gören Şerif Bey ertesi gün onu çiftlikten kovar. Kartal Elvan’a döner. Sevda, yakınlardaki bir taş ocağında çalışmaya başlayan Kartal’ın peşini bırakmaz, kasabada onunla sevişir. Bu sırada kasabaya gelen bir kumpanyada kız kardeşi Oya’nın dansöz olarak çalıştığını gören Kartal, onu almaya gider. Sevda’ya her şeyin bir oyun olduğunu ve onunla kız kardeşinin intikamını almak için birlikte olduğunu itiraf eder. Kartal’ı karşısında  gören Oya utancından intihar eder.

Bu arada Sevda’nın hamile olduğu anlaşılır ve Şerif Bey Kartal’ı geri çağırmak zorunda kalır. Gururunu ayaklar altına alan Şerif Bey ondan Sevda ile evlenmesini ister. Kartal kabul etmez. Ve onlara Nuri’nin yaptıklarını anlatır. Sevda’nın hamile olduğunu öğrenir ve onunla evlenmeye karar verir.

ölünceye21

Elvan’a yeniden veda etmek zorunda kalan Kartal Sevda’ya döner. Sevda ise Kartal’ın kendisiyle yalnızca çocuk yüzünden evleneceğini bilmektedir. Gururuna yediremez ve çocuğu bilerek düşürür veya kürtaj olur. Önünde engel kalmayan Kartal tekrar Elvan’a dönerken, bir meyhane kavgasında Yusuf’u yaralayarak yüzünde derin bir yara izi bırakır. Bu arada Kartal’ın değirmene dönmesinden memnun olmayan Sülo, Kartal’ı vurmak isterken ablasını yaralar ve onu öldürdüğünü sanarak intihar eder.

Kartal, bunca felaketin ardından Sevda’ya giderek ondan özür diler. Ona tek bir kötü söz etmeden özrünü kabul edip hayat gözlerini yuman Sevda’nın aşkının büyüklüğü karşısında bir defa daha ezilir ve İstanbul’a geri döner. Yusuf, karnında Kartal’ın çocuğunu taşıyan umutsuz Elvan’a sahip çıkar. Çünkü Kartal’ın olan şeylere sahip çıkarak ondan intikam almış olacaktır. Yıllar sonra çiftliğe geri dönen Kartal, 5 yaşına gelmiş çocuğunu ve çocuğunun baba dediği Yusuf’u görür. Yusuf ile Kartal son defa kapışırken Elvan araya girer. Kartal, Elvan ve çocuk yan yana dururken Yusuf ahırlara doğru uzaklaşır.

ölünceye24

WESTERN GÖRÜNÜMLÜ TRAJEDİ

Şimdi gelelim filmin istasyon sahnesinde herkese “eyvahlar olsun” dedirten şeye: Kartal, kovboy kıyafeti ile yaylana yaylana yürümektedir. Kartal’ı almaya gelen Yusuf da kovboy gibi giyinmiştir. Filmin başında Nuri’nin cesedi başında intikam yemini eden Kartal’ın bindiği tren yolculuğuna 1960’lı yılların İstanbul’unda başlayıp 1890’lı yılların Amerika’sında son vermiştir! Çiftliğe gidince gene herkesin westernvari kıyafetlerle dolandığı görülür. At ehlileştirme sahnesi, uzun masada beraberce yenen yemekler pek bizim çiftliklerde olan şeylere benzemez. Hatta değirmenci kız Elvan da bir köylü kızı gibi değil adeta bir Meksikalı veya Hispanik gibi giyinmiştir. Filmin kostüm kısmı tasarlanırken kim ne düşündü, neden böyle bir şey yapıldı merak ettim doğrusu. İlk başta filmi yadırgamanıza ve gerisi için önyargılı hale gelmenize neden olan bu kostüm tercihi acaba o yıllarda fırtına gibi esmekte olan Sergio Leone filmlerinin ve bu arada bizde de  Zafer Davutoğlu’nun “Kanunsuz Kahraman” (1967) filmiyle start alan western furyasının rüzgarını arkaya almak için yapılan bir hamle midir?

ölünceye08

Filmin senaryosu alışılmadık ölçüde derindir. O tarihe kadar intikam ve kin gibi duyguların doğasını ve insanı dönüştürme gücünü bu denli güçlü anlatabilen bir senaryo yazılmış mıdır? Kinin ve intikamın kötü bir duygu olduğunu hamasi sevgi kardeşlik merhamet söylemlerine başvurmadan bu kadar ustalıkla anlatılabilmesi gerçekten takdire şayandır.

Açılış sekansında bir gazino kapısından içeri rüzgâr gibi dalan Kartal adeta öncesizdir. Ne annesi ne babası ne yaşadığı yer vardır. Kartal karanlıkların içinden, intikamın ve kinin ateşinden doğup fırlatılmıştır gazinonun kapısına.

Kartal: “İnsan denen mahluku pek tanımam, ama yalnızlığın bir zararı dokunmaz” Filmden

Kartal, Nuri’nin feci ölümünden tatmin olmayıp ailesinden de intikam almaya kalkıyor ve onun kız kardeşini hamile bırakıyor. Aslında burada olan şu: İntikam, savaşan tarafları birbirine benzeten bir doğaya sahip, bununla da kalmıyor, en sonunda her iki tarafın da mezarlarının üstünde tepiniyor. İntikamcı Kartal da bir Nuri olup çıkıyor. Yusuf’un yüzünü şişe kırığı ile yaralayarak onu da bir Kartal’a dönüştürüyor. İntikam yoğuruyor, değiştiriyor, birbirine benzetiyor.

“ Canavarlarla savaşanlar sonunda bir canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir. Uçuruma yeterince uzun süre bakarsanız uçurum da içinize bakacaktır”(1)

Kartal, intikam mücadelesinde daha filmin en başında senaryo tarafından yalnız bırakılır. Nuri öldüğü halde kini dinmeyen kana susamış bir intikamcı olarak devam ederek seyirciyi kaybeder. Kartal’ın kibirli ve itici bir şekilde yaylana yaylana yürümesi, kendini misafir edenlere karşı sergilediği kaba ve maço tavırlar, Sevda’ya karşı tacizkâr davranışları bir kahraman olmaktan çıkarır onu. Hatta aşkı için Kartal’ı vurmayı göze alan Yusuf bile daha sevimsiz görünmez ondan.

ölünceye19

Değirmende yaralı olarak yatan Kartal gözünü açtığında Elvan’ın güzel gözlerini görür karşısında ve intikamdan ilk defa burada vazgeçer. ama aşkının arkasında duramaz. Çiftlikten onu almaya geldiklerinde “ben burada mutluluğu buldum” diyemez, intikam ateşine yenilir. Tam burada bir karşılaştırmanın yeridir: İntikamını aşkına tercih Eden Kartal ve Sevda’ya olan aşkı için adam öldürmeyi göze alan Yusuf! Belki de filmin temel ekseni budur: İntikamcı iyilik mi daha kötüdür yoksa gözü kara aşk mı?

Kartal’ın intikamdan vazgeçtiği 2. nokta, Sevda’nın hamile olduğunu öğrendiği zamandır.

Kartal: “İlk defa beni bir şey durdurmuştu”  Filmden

Ama Kartal’ın kendisini sevmediğini ve sadece çocuk yüzünden kendiyle evleneceğini bilen Sevda bunu gururuna yediremeyerek çocuğu bilinçli olarak düşürür veya kürtaj yaptırır. Aslında sevda yalnızca Kartal’ı değil intikam ateşini de serbest bıraktığının farkında değildir.

Ablasına hastalıklı bir tutku ile bağlı olan Sülo, Kartal’ı öldürmek isterken yanlışlıkla ablasını yaralar ve onun öldüğünü zannederek intihar eder. Kartal 3. ve son kez intikamından burada vaz geçer. Sevda’dan şu sözlerle özür diler:

Kartal: “Parçalamak için kaldırdığım her yumruk kendi göğsüme indi” Filmden

Sebep olduğu felaketlerin ayırdına varan Kartal İstanbul’a döner. Karnında Kartal’ın çocuğuyla kalan Elvan’a Yusuf sahip çıkar. Sahip çıkar ama onun da aklında intikam vardır. İyilik eder gibi intikam almak ister. Elvan ve çocuğuna sahip çıkarak gider ayak son kazığını atar Kartal’a. Ama finaldeki kapışmada silahını ilk elden bırakan ve intikam sarmalını kıran da o olur. Kartal’ın oğlunun kendine baba demesine gönlü razı olmaz. Kartal ise intikamı için ortalığı birbirine katarak türlü felaketlere neden olan, intikamı için aşkını satan bir kahraman enkazı halinde, filmin başından içinde doğduğu karanlık ve intikam ateşine değil ama sıradan bir hayata geri döner. Oya’ya tecavüz edilmesiyle bozulan denge finalde yeniden kurulur.

Bu denli derin bir öykünün üstüne western kaportası oturtulması konusuna yeniden dönelim. Bu yadırgatıcı seçimin neden yapıldığı, en azından benim için hala muamma. Bir ihtimal bu filmin bir uyarlama olabileceğini de düşünmüyor değilim. Düşünüyorum ama Bülent Oran’ın emeğini değersizleştirmek için değil, aksine, uyarlama değilse onu onurlandırmak için yapıyorum.(2)

ölünceye20

Oyuncu konusunda oldukça iyi seçim yapılmış. Eğilmez’in melodram devresinin vazgeçilmez jönü Kartal Tibet, kafası karışık depresif ve maço kahramanlar için en uygun seçim olduğunu kanıtlarken, binicilik yeteneğini de bol bol sergiliyor. Sinsi bir negatif karizmaya sahip olan Tanju Gürsu, terazinin diğer kefesini başarıyla dolduruyor. Dışa açık ve birazcık da dominant Semiramis Pekkan ile ağır başlı Selda Alkor bir diğer kutuplaşmanın birbirinden güzel ve başarılı tarafları oluyor. (Şımarık ve baskın sarışına karşı ağırbaşlı esmer eşleşmesine dikkat!) Şerif Bey rolünde İlhan Hemşeri gayet iyi.

Sinema tekniği, çekimler ve görüntü açısından bir şölen olan filmin yönetmeni Eğilmez’in yanı sıra görüntü yönetmeni Kenan Kurt da övgüyü hak ediyor.

İlk izlediğimde raydan çıkmış ve tuhaf bir film olarak gördüğüm bu filmi geçen sene  kendi blogumda yayınladığım Ertem Eğilmez yazısında “Herhalde bu film Eğilmez’in kariyerindeki en tuhaf ve muhtemelen en kötü filmdir.” diye nitelemiştim.(3) Şimdi ise bu filmin, eğer başka bir filmden uyarlama değil ise, kostümlerin oturmamışlığına ve filmin sonlarına doğru biraz yorucu hale gelen yoğun olay örgüsüne rağmen hem senaryosu hem de görsel yönüyle sinemamızın göz ardı edilmiş klasiklerinden biri olduğunu düşünüyorum ve bizleri hem ağlatmayı, hem güldürmeyi becerebilen halkın yönetmeni Büyük Ertem Eğilmez’in anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

(1)Friedrich Wilhem Nietzsche, “İyinin ve Kötünün Ötesinde” Aforizma 146

(2)Bülent Oran 2004 yılında aramızdan ayrılmamış olsa sormak isteyeceğim konulardan biri bu olacaktı.

(3)Blogumdaki bu yorumu, benim için bir utanç vesikası olsun diye değiştirmeden bırakıyorum. Arzu eden https://acikgunluk.net/2015/04/28/ertem-egilmez-ve-arzu-film-ekolu/ adresinden göz atabilir.

 

 

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir