Dindarlar Kemal Sunal’dan Nefret mi Ediyor?

Eşkıyalara karşı Kemal Sunal'ın askerleriyiz!

Yeni Akit Gazetesi, Deniz Balaban adındaki muhafazakar bir blog yazarının “Kemal Sunal filmlerinin İslam dinine verdiği zararlar” temalı ipe sapa gelmez yazısına mal bulmuş mağribi gibi atlamış! Çok sevmiş olmalılar ki yazıyı alıp gazete sayfalarına taşımışlar. Koskoca gazetede (lafın gelişi) bu türden bir fikir yürütme yapamayacak kadar sinemaya düşkün birinin olmayışı da başka bir tartışma konusu…

Yeşilçam üzerine pek çok yazı yazdım, Kemal Sunal filmlerini sosyolojik açıdan incelenmeye değer bulurum, o filmlerin müthiş bir formüle yaslandığını düşünürüm. Bunu başkaları da yapabilir elbette ama o iş bu arkadaşın harcı değil, yapmaya kalktığında da eline yüzüne bulaştırdığının farkında değil. Yazısının bir kısmını kopyalıyorum, fikrin özü de burada zaten. Diyor ki;

“sosyal, siyasi içerikli ve mesajlı ikinci dönem Kemal Sunal ve genelde buna benzer yapımların örgüsünde, filmdeki “kötü” karakterlerinden biri de, diğer karakterlere göre biraz daha “dindar” görünen tiplemelerdir. Bu filmlerde, izleyicinin gözüne hemen sokuluveren “dindar” karakteri, dini dünya çıkarları içi kullanan, mevcut yağma ve ağalık veya kapitalist düzeninin bekası için elinden geleni yapan, üçkağıtçı, hırsız, kul hakkı yiyen, şehevi arzularının peşinde elalemin karısına kızına sarkabilen ve zina etmekten korkmayan, çıkarı için içki içmekten çekinmeyen her bakımdan “pis” bir tiptir. Bu karakter çoğu zaman imamdır ancak bazı durumlarda işçi sınıfının düşmanı olarak bir işveren, kanaat önderi yoz bir kişilik ya da sıradan bir bakkal ya da esnaftır.”
Bakın, bu doğru bir tespit. Bu filmlerde yazının sahibinin bahsettiği ve içlendiği türden karakterler bolca bulunmaktadır ancak arkadaşın Kemal Sunal filmleri üzerinden yaptığı çözümlemenin çöktüğü nokta tam olarak burası çünkü işaretlediği karakterler kurgusal değildir yani o filmler için üretilmiş ve sadece orada mevcut olma durumları yoktur. Hepsi de yaşamış olan ve yaşayan karakterlerdir. Yazara bakarsanız, sanırsınız ki hiç kimse bizi “Allah” diyerek kandırmamıştır, fikrine göre ülkemizde dindar olduğunu iddia eden herkes %100 doğrudur ve eleştirilemez.

Yeni Akit’in bu blog yazısının üstüne atlamasının asıl sebebi ise, Kemal Sunal filmlerindeki “saf ve namuslu sıradan insanların kanını emen şekilci ve sahtekar dindarların” hangi partinin seçmeni olduğunu/olacağını iyi bilmesidir.

Senaryosunu Ertem Eğilmez ve Sadık Şendil’in yazdığı, Atıf Yılmaz’ın yönettiği Salako (1974), rahmetli Kemal Sunal’ın ilk başrolüdür. Filmde sevdiği kıza kavuşabilmek adına ağaya ve onun yardakçısı eşkıya Hamido’ya meydan okuyan, tüm şaşkınlığına rağmen onları yenen bir Anadolu gencini canlandırır.

Paylaştığım film karesinde de onca eşkıyanın içinde Salako ve sevdiği kadın Emine (Meral Zeren) dağ başında kıstırılmışlar ama bizimkinin yüzünde safça bir gülümseme… Bu gülümseme aslında müthiş bir maske, kitlenin küçümsenen gücünün ortaya çıkmadan önceki önemsenmeyen hali gibi… Asıl akılsızlığın halka zorbalık etmek olduğunu bilme halinin verdiği rahatlık da cabası.

70’lerde çevrilen komedilerin neredeyse tamamında göreceksiniz ki kahramanlar halktan kişilerdir ve zorbalığa karşı bir duruş vardır, Charlie Chaplin filmlerinin şablonu karakterler bazında yerelleştirilmiştir ama öz metin evrenseldir, her zaman her yerde çalışır.

Gişe komedilerinin toplumu değiştirmek, yönlendirmek konusunda küçümsenen bir etkisi vardır. Günümüzde de öyledir. Eleştirmenler bu filmlere ilgi göstermiyorlar oysa günümüzün gişe komedilerini izlediklerinde görecekler ki; zorbalığa meydan okuma ve karşı duruşun yerini açık bir övgü ve yüceltme almıştır. Recep İvedik ve benzeri kahramanların filmleriyle manipüle edilen yığınlar kendi yaşamlarında da bir zorbayı alkışlamakta ve peşinden gitmekteler… Okuduğunuza inanmayın, yaşadığınız hayata bakın!

Kemal Sunal’ın mesaj kaygılı filmlerini, yazıyı yazan arkadaşla aynı gözle izlediğimize ama sonuç çıkarımında çok farklı noktada durduğumuzdan eminim. Dini çıkar amaçlı kullanmayan bir muhafazakarın bu filmlerden gocunmasına gerek yok, zaten böyle bir şey olsa yazısının sonunda biraz da şaşırarak bahsettiği “muhafazakar kanalların yıllardır bu filmleri sürekli yayınlaması” durumu mümkün olmazdı.

Tabii bu durum, eğer ki “Allah’ın adıyla kandıranlardan” biriyseniz hoşunuza gitmez. Şaban (Kemal Sunal) bizim kahramanımızken onların felaketi çünkü o dönemde sinemaya gidenlerin, şimdilerde ise ekran başına geçenlerin zihnini açıyor. Kemal Sunal filmleri sömürüye, feodaliteye ve yağmacı kapitalizme karşı duran naif işlerdir. Bakanlık fonlarını yağmalayan festival sosyalisti sinemacıların yapması gereken ama nedense bir türlü beceremedikleri türden bir toplumcu sinema anlayışıdır bu ve yerine koyacak güncel üretimimiz yok. Bağımsız sinemacılar ellerindeki müthiş gücü bazı plaket-heykelleri kazanmak ve fonlardan faydalanabilmek adına kullanmamaktadırlar. Çekilen filmler çoktan kaybedilmiş savaşların estetik muhasebelerinden başka bir anlam ifade etmemekte… Bayramda getirilen fiyonklu çikolata paketleri gibi; şık ama samimiyetsiz.

Onlar istiyorlar ki; insanlar din adına söylenen ne varsa sorgulamadan kabul etsin, hangisi İslam’a dair, hangisi hurafe diye sorgulamasın, yıllarca ellerinde avuçlarında biriktirdikleri ne varsa ağzından Allah kelimesini düşürmeyen sahtekârlara teslim etsin. Güdülecek koyun arıyorsunuz ama Kemal Sunal filmleri yılların ötesinden gelip ipliğinizi pazara seriyor, haliyle kızıyor, mezarında ülkenin sevgilisi olarak yatan güzel bir adama küfrediyorsunuz.

Evet, Şaban temsilindeki Kemal Sunal tipik bir halk kahramanıdır, filmlerinde sıradan saf ama şansı yaver giden insanları canlandırır, bu acılı ve aldatılmış toplumun yenilmişliğini unutturacak kahramanlara ihtiyacı var. Yıllarca üçkağıtçılardan, din simsarlarından, ağalardan,eşkıyalardan çok çekti bu ülke… Kemal Sunal hepimizin adına onlarla savaşan ve -yattığı yerden bile- kazanandır.

Yazının içindeki tespitimi soruya dönüştürerek bitiriyorum; blogcu arkadaşın çok zoruna giden o filmlerdeki, “çıkarından başka bir şey düşünmeyen, yoz ve yobaz” tipler filmlerden çıkıp gelebilseler son seçimde hangi partiye oy verirdi?

Aslında ne kadar çoklar ve aramızdalar… Öyle değil mi?

MURAT TOLGA ŞEN[email protected]

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

4 Yorumlar

  1. Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş

  2. Açıkça neyi temsil ettiklerini söylüyorlar. Yazı için teşekkürler.

  3. Üzgünüm ama evet, “bazı” dindarlar birçok şeyden nefret ederler; nefret etmek için çok da kolay bahane bulabilirler. En çok da kendileri gibi olup tam da kendileri gibi olmayanlardan nefret ederler; günah işlediklerine inandıkları müslümanlardan.
    Çocukluğumda hatırlıyorum Adile Naşit’ten (evet Adile Naşit!) çok güldüğü ve dansettiği için nefret ederlerdi, halk arasında “cenazede biri kıymetli saatini düşürmüş de kabri açılmış, kabirde azap içinde iki büklüm hali görülmüş” şeklinde dedikodular dolaşırdı; o zaman ders almalı kadınlar öyle göbek atmamalıydı!
    Cem Karaca, Ahmet Kaya vb “komünist”; Münir Özkul, Tanju Okan, Ayhan Işık vb “ayyaş”; şarkı söyleyen filmlerde oynayan bütün kadınlar en basit tabirle “hafif” idi.
    Veya iyimser bir tahminle sadece benim büyüdüğüm Orta Anadolu böyleydi de Türkiye’nin geri kalanı normal düşünebiliyordu..

  4. ben de yeni akitteki yazıyı “ipe sapa gelmez” diye gülmek için okumaya başlamıştım. yazdıklarınıza katılmakla beraber eleştirilen diğer noktalara cevap vermiyorsunuz. örneğin neden salako ismi yolda şaban olarak değişti; anlaşılan bu isim dindar kesimi epey rahatsız etmiş.

    buradaki esas konu benim ve toplumun bir kesiminin filmleri “sömürüye, feodaliteye ve yağmacı kapitalizme karşı duran naif işler” olarak görmesine rağmen diğer bir kesiminin toplumsal mühendislik amacı taşıyan ciddi işler olarak okuması ve bir takım imalardan da alınmaları. mesela anadoluda yaşayan ezilmiş dar gelirli ailelerinin genç kız ve genç erkekleri nasıl oluyor da geceleri buluşabiliyor diye soruyordu yeni akitteki yazı

    çoğu kemal sunal filmi bence şahanedir ayrıca evrensel ve birleştiricidir. bunu bu şekilde görmeyenlerin olması en başta biraz şaşırtıcı geldi ve ileriye dönük olarak da endişelendirdi. ipe sapa gelmez dedikten sonra üzerinde düşünülmesi ve tartışılması gereken bir konu. toplum bu kadar temel noktalarda mı ayrışıyor gerçekten?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: