Evvel Zaman İçinde 3 Boyutlu Sinema

“Şunu bilin ki Prensim, Avatar’dan öncesi de vardı…”

Avatar… Kimilerine göre sinemanın miladı, kimilerine göre aşırılmış fikirlerle döşenmiş bir yutturmaca. Hangisi doğru, zaman gösterecek ama James Cameron’un çektiği “tüm zamanların en pahalı filmi” bazı şeyleri değiştirmeye başladı bile… İlk gösteriminin üzerinden neredeyse 1 yıl geçtiğinde görüyoruz ki sinema âlemi daha çok bilet satabilmek uğruna da olsa 3. boyuta geçmeye oldukça hevesli… Gelin evvel zaman içinde 3 boyutlu sinemanın caka sattığı dönemlere dönelim.

Avatar’ın peşi sıra 3B çekilmiş ya da sonradan etkilendirilmiş pek çok film izledik. Eğlence sineması için bir tercih sebebi haline gelen bu iştah açıcı gelişmenin aslında sinema tarihi kadar eski olduğunu bilenlerin sayısı ise oldukça az. Özellikle yeni nesil AVM seyircisinin 3B mefhumunun Avatar ile başladığı gibi sabit bir fikri bile mevcut. Fakat kazın ayağı öyle değil… Sinema yokken bile 3B vardı. Gelin birlikte hatırlayalım ama özellikle 3B filmlerin dosta düşmana caka sattığı 50’lere dönelim ve bu tekniğin ne olup da Avatar’a kadar hatıralara gömüldüğünün cevaplarını arayalım.

Görüntüyü derinleştirerek gerçeği yansıtma fikri hep vardı. 1838 yılında İngiliz mucit Charles Wheatstone, stereopsis tekniğini geliştirmiş ve 1840 yılında 3B görüntüleri gösteren ilk stereoskop’u yapmıştı bile… Aradan geçen 50 yıl ve bazı başarısız deneylerin ardından, Fransız fotoğrafçı Louis Ducos du Hauron, hala çok popüler olan analgyph tekniğini geliştirdi. Her iki boyutlandırma tekniği günümüzde özellikle statik görüntülerin boyutlandırılmasında kullanılmaktadır.

Özellikle fotoğraf sanatçılarının hevesleriyle yükselen 3B, nihayet 1922 yılında kendine sinemada yer buldu. 1915’de Edwin S. Porter and William E. Waddell seyircilere açık bazı 3B test videoları yayınladılar. Niagara şelaleleri ve egzotik dansçıların görüntülerinden oluşan bu test bazı sinemacıları 3B film yapmak için heveslendirdi ve 1922 yılında çekilen The Power of Love sinemalarda gösterilen ilk 3B film oldu. Fakat peşi sıra gelen birkaç film, henüz gelişme aşamasında olan ilkel 3B uygulamalarının seyirci üzerinde tam bir tatmin sağlamamasından kaynaklı olarak pek bir önem ifade etmedi.

Başlangıcı kısaca hatırlattıktan sonra yazarın asıl gelmek istediği nokta 3B sinemanın Altın çağı olarak tescillenen 50’li yıllardır. 1952’de çekilen ve aynı zamanda ilk renkli 3B film olan Bwana Devil, 2. Dünya savaşının sıkıntılarını aşmaya çalışan ve eğlence sinemasına susamış seyirci tarafından müthiş bir ilgiyle karşılandı ve 3B çılgınlığı resmen başlamış oldu. Bwana Devil aynı zamanda bu dönemin kaderini de belirleyen yapımdır. MGM, FOX gibi büyük stüdyoların filmleriyle kapışmak isteyen B filmi yapımcıları, büyük bir iştahla bu tekniğe sarıldılar ve ortalık bir anda, hepsi de 3B gösterilen Marslı yaratıklarla, uzay fatihleriyle, kötü robotlarla ve Jurasik canavarlarla doldu. B filmlerinin pazarlanması için büyük bir enstürman haline gelen 3B sinema, 10 yıllık bir dönem boyunca şimdikinden de fazla popülerleşerek pek çok örnek verdi.

O yılların unutulmaz filmlerini hatırlatmadan önce, korku filmlerinin en büyük aktörlerinden biri olan Vincent Price’dan kısaca bahsetmek gerekecek. Price, The Mad Magician, Dangerous Mission ve Son of Sinbad gibi 3B filmlerde rol alarak popülerlik kazandı ki, kendisi o dönemde “King of 3D” olarak anılmaktaydı. Aktörün “Gallico the great” karakterini canlandırdığı The Mad Magician’ı özellikle severim. Hatta tüm çocukluğum boyunca Sermet Erkin’e bu karakter yüzünden katlandım diyebilirim.

Vincent Price’ın en çok bilinen 3B filmi ise geçtiğimiz yıllarda yeniden çevrim olarak karşımıza çıkan House of Wax / Mumyalar Evi’dir. 1953 yapımı film, 3B tekniğinin korku filmleri için güçlü bir potansiyel barındırdığının da ispatı oldu. Yeniden çevrimine sadece ismen ilham veren bu B film klasiğini video furyası sırasında izlemiş ve kelimenin tam anlamıyla çarpılmıştım. Vincent Price’ın delici bakışlarından kaçmanın mümkün olmadığı filmde, ortağıyla işlettikleri mumya müzesinde çıkan yangında vücudu tamamen yanan ve daha sonra intikam planlarıyla açtığı yeni müzede insanları mumyalaştıran çılgın Profesör Henry Jarrod karakterini izlemek için bile tekrar tekrar seyredilebilir.

House of Wax aynı zamanda büyük bir stüdyo elinden çıkan ilk 3B filmdir. 3B filmlerin potansiyelini keşfeden ve seyirciyi kaptırmaktan korkan büyük stüdyolar, pek bulaşmadıkları korku, fantastik, bilim kurgu temalarına bu sayede dalmış oldular. Warner Bross stüdyoları, 3B çeken ilk büyük yapımcı olmasına rağmen Colombia Pictures müthiş bir zamanlamayla Man in the Dark’ı bitirip sadece 2 gün önce prömiyerini gerçekleştirdi. Film bir rollercoaster’da geçmesi sebebiyle tüm 3B tuzaklarını içeren, aksiyonu da güçlü bir yapımdı. Öncekilerden farklı olarak her iki yapım, sesi de boyutlandıran “stereophonic sound” tekniğini kullanıyordu. Saran ses uygulamalarının bu ilk örnekleri, seyircinin 3B filmlere olan iştahını iyice kabarttı. Büyük patronların da işin içine girmesiyle 1953 yılı tam bir 3 boyutlu filmler savaşına sahne olacaktı…

House of Wax ve Man in the Dark’ın bilet satışından etkilenen Walt Disney stüdyoları aynı yıl ilk 3B Western olan Melody’i çekti. Universal stüdyoları ise bu furyaya It Came From Other Space’i çekerek daldı. Arizona’ya düşen bir meteorun aslında meteor değil de uzay gemisi olmasının anlaşılmasının ardından gelen istila ile seyirciyi terörize eden bu naif bilim kurgu hala en çok hatırlanan 3B filmlerden biri olsa gerek… Paramount 3B’ye bulaşmamak konusunda bir süre ayak dirediyse de bilet alan seyircinin tercihini bu filmlerden yana kullanması üzerine Fernando Lamas ve Arlene Dahl’ın oynadığı aşk draması Sangaree’yi çekti. Meraklısına not; Fernando Lamas, Şahin Tepesi dizisi ile ünlenen aktör Lorenzo Lamas’ın babası ve 50’ler sinemasının önemli bir aktörüdür.

1954 yılında yapımcı sam Katzman ve yönetmen William castle, artan seyirci ve bilet satışından memnun olan Columbia Pictures için bir dizi 3B Western filmi çektiler. Castle daha sonra yine aynı şirket için hepsi birer kült klasik haline gelen 13 Ghosts / 13 hayalet, House on Haunted Hill / Lanetli Tepedeki Ev ve The Tingler filmlerini çekti. Meraklısına bir not daha; Bu filmlerin yeniden çevrimlerini yapan Dark Castle şirketinin isminde ki “Castle” kelimesi, William Castle’a bir saygı duruşudur.

Columbia 3B tekniğini sadece korku, fantastik, bilim kurgu türleri içine hapsetmeyip aynı yıl bir dizi slapstick komedi filmini seyirciyle buluşturdu. Fatih Özgüven’in bir yazısında “vurdum-bayıldı-su döktüm-ayıldı filmleri” olarak nitelendirdiği, aksiyona dayanan bu komedi filmleri 3B için iyi birer malzeme oldular. Amerikanın “Komedi dans üçlüsü” olarak görebileceğimiz Three Stooges’in oynadığı Spooks ve Pardon My Backfire gibi yapımlar bu filmlere örnektir. 20th Century Fox’un tek 3B filmi ise başrollerde unutulmaz yıldız Rhonda Fleming’in oynadığı Inferno / Cehennem’dir.

3B filmlerin Altın çağı olan 50’lerin en ünlü filmlerinden biri de, sadece 3 boyutlu filmler çekmek için kurulmuş olan 3 Dimensional Pictures’in çektiği The Robot Monster / Robot Canavar’dır. Kötü bir uzaylı olan Ro-Man’ın tüm dünyadaki yaşamı Calcinator ışınıyla yok etmesinin ardından kurtulan 8 kişinin mücadelesini anlatan filmin acıklı ve sefil görselliği ancak izlenerek anlaşılabilir. Yine de, sadece 2 haftada çekilen ve 16.000 $’lık bütçesiyle tam bir çöp film olan The Robot Monster, zaman içinde bir kült klasiği ve popüler kültür ikonu haline geldi. Bunda yapım zavallığının payı büyük sanırım. Bizim, Dünyayı Kurtaran Adam’ımızın başına gelene benzer bir durum bu aslında… Halen Amazon.com gibi sitelerde DVD’si en çok satılan B filmlerinden biridir. Olaya 3B tarafından baktığımızda ise bu film önemlidir çünkü, daha önce hiç denenmemiş derinlik duygusunu güçlendiren bazı kamera açılarına ve hareketlerine sahiptir.

Çok daha uzun bir yazıda yeniden ele alınabileceği üzere tüm zamanların en büyük 3B film çılgınlığı 50’lerde yaşanmıştı. Eğlence sineması ile birleşen 3 boyut tekniği bilet satmak için enfes bir yoldu ve irili ufaklı tüm stüdyolar bunu ellerinden geldiğince sömürdüler. Fakat ne olduysa bu çılgınlık ilerleyen zamanlara taşınamadı. 3 boyutlu filmler hep oldu ama artık eğlenceyi TV’den yakalayabilen seyirci ve 60’ların özgürlük rüzgârlarının getirdiği politik anlayış yüzünden, Hollywood’a egemen olan daha ciddi ve dertleri olan sinema yapma isteği, 3B filmlerin hatıralara gömülmesine yol açtı.

3B, 70’lerin sonunda eğlence sinemasını büyük bütçe ile birleştirerek yeniden formülize eden Spielberg, Lucas gibi sinema adamlarının uzak durmasından belki de, sınırlı olarak denenen bir teknik haline geldi. Yine de özellikle 80’lerden, Amityville, Friday the 13th Part III, Jaws 3, The Man Who Wasn’t There, benim de sinemada 3B olarak seyrettiğim, Metalstorm ve Spacehunter: Adventures in the Forbidden Zone gibi filmleri saymak mümkün. 80’lerin ortasında yaşanan video furyası esnasında işini bilir bazı İtalyan sinemacıların da önemsiz 3B filmlerine rastlamışlığımız vardır ama asla 50’lerde ya da şimdilerde yaşanılan ilgiden uzak karşılanmış yapımlardır bunlar.

90’ların başında, sinemada çığır açacağı düşünülerek geliştirilen IMAX tekniği ile 3B mefhumu gerçek bir yetkinlik kazanmış oldu ama IMAX’ın kısa belgeselleri çok kişinin dikkatini çekecek işler değildi. Oldukça pahalı çekim ve gösterim ekipmanlarına sahip olan ve yorucu bir izleme deneyimi olacağı varsayıldığı için 45 dakikalık filmlerle sınırlanan IMAX deneyimi, icadından neredeyse 20 yıl sonra Avatar’la gerçek potansiyelini gösterdi ve 3B filmler için güçlü bir geri dönüşe yol açtı. Eski zamanların streoscopic ya da Analgyph gibi ilkel tekniklerinden çok daha zengin bir izleme deneyimi sunan IMAX, Real 3D, Xpand tekniğine uygun salonları artık her sinema kompleksinde bulmak mümkün. Sinemayı bir lunapark eğlencesine dönüştürdüğü için bazı sinemacıların uzak durduğu bu yeni çılgınlığın bir süreklilik mi yoksa geçici bir heves mi olacağını ise hep birlikte göreceğiz. Bu yazıda eski neşeli zamanları kısaca anmış, örneklemiş olduk. 2B ya da 3B ama mutlaka sinema ile kalın.

Not: 3 Boyutlu filmlerden bahsederken 3D (Three Dimension) ya da 3B (3 Boyut) yazmak konusunda tercihimi Türkçe olanından yana kullandım. İlk defa 80’lerde karşılaştığımda bu filmleri tanımlarken de 3B tercih edilirdi. Bu şekilde bahsetmenin yazının nostaljisine de uygun düşeceği kanaatindeyim.

Kaynakça

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir yorum var

  1. 50’li-60’lı yıllarda olduğunu duymuştum ama 1915 fiuuv. Sinemanın kendisi kadar yaşlıymış bu teknoloji. Elinize sağlık güzel bir kaynak çalışma olmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: