Tarihi Filmler

Karanlık çağların yılmaz savaşçısı olarak başrolünü Kartal Tibet’in oynadığı Tarkan serisi biraz daha ciddiye alınmış yapımlardı. 1969-1972 yıllan arasında beş Tarkan filmi yapıldı. Bu filmlerin tarzı, içine bir tutam ‘isimsiz adam / Clint Eastwood’ stoisizmi eklenmiş İtalyan peplum’ları, Herkül filmleri ve altmışların ‘kılıç ve sandalet’ epiklerinin bir karışımı gibiydi. Elinde daima hazır kılıcı ve yanı başında sadık kurduyla -daha çok sevimli bir Alman çoban köpeği- Orta Asya’yı dolaşan Tarkan, kötüleri hizaya getirip güçsüzleri koruyordu. Bu yolculuklan sırasında ahlaksız Vikingler, dev bir ahtapot, kana susamış Amazonlar, kung fu yapan katiller, kötü büyücülerin yanı sıra sayısız iri memeli ve şehvetli dilberle de karşılaşıyordu.

Aslında temel olarak kostümlü maceralar olmasına rağmen Tarkan serisi birçok çılgın fantastik bölüm de içeriyordu, içlerinde en çılgını olanı Tarkan Alan Madalyon (1972) peçeli bir rahibe ve üstsüz bir dansözün kaçırılışıyla başlar. Şeytani bir büyücü onları devasa bir çarmıha gererek kurban eder. Kanlan kanallardan akarak bir iskeletin üstüne damlamaya başlar ve onu baştan çıkaran vampir bir kadın olarak hayata döndürür. İsveçli eski striptiz sanatçısı Eva Bender’in oynadığı bu kadın Tarkan’ı devasa ve yapışkan bir örümcek ağında tuzağa düşürür. Tarkan Viking Kanı‘ndaysa (1971) kahramanımız insan yiyen dev bir ahtapotla savaşır.

Tarkan serisi tüm mükemmel fantastik sinema örnekleriyle aynı özellikleri taşır – bir sonraki sahnede ne olacağını asla bilemezsiniz. Ama her ne olacaksa olsun bir şekilde kesinlikle doğrudur. Bu filmlerde, çok keyif veren, ama tam olarak hatırlanamayan rüyaların da özel bir mantığı vardır. Dans sekansları, kanlı bölümleri ve garip özel efektleriyle birlikte bıkkın Batılı film izleyicisini şaşkınlık içinde bırakırlar. En keyif verici yanlarıysa Türkiye manzarasını adeta bir karakter gibi kullanarak filmlere her sahnede klişeleşmemiş farklı bir görüntü ve epik bir hava vermeleridir. Filmleri kısa bir sure içinde peş peşe izlediğinizde Tarkan serisi benzersiz bir etkileyiciliğe sahip neredeyse gizemli ve destansı bir ihtişam taşır.

Tarkan Gümüş Eyer‘deyse (1970) kahramanımızın köklerini keşfederiz. Ailesi bir çapulcu çetesi tarafından katledilince yetim kalan Tarkan bir mağarada terk edilir ve bir kurt ailesi tarafından sahiplenilerek insanlardan uzak bir şekilde büyür. Daha sonra kendi türü arasında yaşadığı deneyimler onu daima kurtların dostluğunu tercih etmeye zorlasa da insan yönü kendisini hâlâ kuvvetle çekmektedir. Sert, güçlü, ama adil karakteri, kuşkusuz Türk izleyicisi üstünde büyük bir duygusal etki yaratmıştır. Aksiyon filmleri üzerine bir süper yıldız olan Cüneyt Arkın’ın da benzer bir etkisi vardır. Filmlerinin çoğu, yine karakterinin köklerine iner ve onun kendisiyle barışık bir adam olma yolundaki mücadelesini aktarır. Kariyeri boyunca yarattığı klişeleşmiş tip, çok güçlü ama sabrı sınırsız bir adamdır. Geçmişi, her türlü kötü davranışını mazur gösterecek kadar acımasız ve adaletsizdir. Oysa o kendine hâkimdir, hayvanlar ve çocuklarla dostluk kurar, aynı zamanda büyük bir âşıktır. Yine de öfkesi kabardığında önüne geçilemez. Belki Türkler, altmışlar ve yetmişlerde kendi durumlarını da böyle görüyordu. Kayıp imparatorlukları ve kanlı geçmişleri yüzünden Avrupa’dan dışlanmışlardı. Bir tarafta kökten dinci sağcıların, diğer tarafta solcuların birbirleriyle ters düşen talepleri arasında tehlikeli bir denge sağlamaya çalışıyorlardı. Askeri müdahale korkusu daima vardı. En sonunda, 1980 yılında bu müdahalenin gerçekleşmesi doğal olarak sendikaların ve insan haklarının baskı altına alınmasına yol açacaktı Belki de bu tür olaylar Türklerin Tarkan ve Kara Murat gibi gerçek hedeflerine ulaşma veya özgürlük yolunda asla taviz vermeyen kahramanların sabır ve direnişini takdir etmesini sağlamış olabilir. Tarkan serisi gibi popüler fantastik filmler. Solcular tarafından izleyicinin üstünde uyuşturucu etki yaptığı gerekçesiyle sık sık eleştirildi. “Halkın afyonu” faktörü.

Belki de bu filmleri yorumlamanın bir yolu daha vardı. Her şeye rağmen -Türk toplumu için gerçekten zor bir dönem olan- yetmişlerin ilk yıllarında, hayatın acımasız gerçeklerine karşı bir sığınak vazifesi gören kaçış filmlerindeki ani artış bir rastlantı olamazdı. Bunlar Binbir Gece Masalları tarzında fantastik öyküler veya peri masallarıydı. Bu tür filmlerin yapımı gerek Doğu gerekse Batının sayısız kaynağını yağmalayarak ve gelecek birkaç yıl boyunca artarak sürecekti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir