Fantasturka Etkinlik Programı Açıklandı!

1’İNCİ TÜRK İŞİ FANTASTİK FİLMLER FESTİVALİ ETKİNLİK PROGRAMI

Bu festival, ülkemizde “fantastik sinema” türünün sevilmesi, derinlemesine tanınması ve sinema sanatçılarımızın söz konusu dalda kısıtlı koşullar içinde ürettikleri yapıtların geçmişe göre çok daha farklı bir anlayış çerçevesinde ele alınması için meslek hayatı boyunca yoğun emekler ortaya koymuş bulunan merhum sinema yazarı / sinema tarihi araştırmacısı Metin Demirhan’ın (1965-2007) aziz hatırasına ithaf edilmiştir.

Festival’in film gösterimleri Kızılırmak Sineması 4 numaralı salonda gerçekleştirilecektir. Söyleşi mekanları daha sonra ilan edilecektir.

Gösterimlerin ve söyleşilerin başlangıç-bitiş saatleri kesindir. Genel akışın bozulmaması için hiç bir gösterim ya da söyleşide zaman sarkması olmayacaktır.

Salonda yabancı uyruklu sinemaseverler bulunduğunda ve organizasyon komitesinden özellikle talep edildiğinde, bütün uzun metrajlı filmler İngilizce altyazılı olarak (da) gösterilebilir.

Etkinliğin hiç bir aşaması için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî kurumlarından herhangi bir parasal destek talep edilmemiş ve bu türden bir yardım alınmamıştır. Festival boyunca bütün etkinliklere giriş ücretsizdir.

23 EYLÜL CUMA

12.00 – Belgesel Film: “Fantastiğin Sineması”
Yönetmen: Mesut Kara / 2007 Yapımı / Renkli ve Siyah-Beyaz / Süre: 90’20” (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

“14,5 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

13.45 – Kısa Film: “Hezarfen” (Animasyon)
Yönetmen: Tolga Arı / 2010 Yapımı / Süre: 3’20”

13.50 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Kilink, Uçan Adam’a Karşı”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1967 Yapımı / Süre: 108’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

15.45 – Kısa Film: “Dördüncü Çarpışma: İstanbul Bağlantısı”
Yönetmen: Tanay Genco Ülgen / 2010 Yapımı / Süre: 4’15”

15.50 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Kilink: Soy ve Öldür”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1967 yapımı / Süre: 93’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

17.30 – Kısa Film: “Eski Dünyanın Orduları”
Yönetmen: İsmail Kemâl Çiftçioğlu / 2011 Yapımı / Süre: 28’15”

18.00 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Zagor: Kara Bela”
Yönetmen: Nişan Hançer / 1970 yapımı / Süre: 75’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“10 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

19.25 – Kısa Film: “Vidalar”
Yönetmen: Can Evrenol / 2006 Yapımı / Süre: 10’

19.35 – Kısa Film: “Diyet Kokain”
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2007 Yapımı / Süre: 07’40”

19.45 – Kısa Film: “Kırılmış: Bir Kara Film Hikâyesi”
Yönetmen: Berkin Çelik / 2011 Yapımı / Süre: 12’10”

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!

(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 17 dakikanız bulunmaktadır.)

20.15 – AKTÖR, DUBLÖR VE DÖVÜŞ SAHNELERİ KAREOGRAFI LEVENT ÇAKIR İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Deniz Akhan (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / Ters Ninja)

24 EYLÜL CUMARTESİ

12.00 – Kısa Film: “Aybike’nin Ölümü”
Yönetmen: Tolga Aydın / 2011 Yapımı / Süre: 12’55”

12.15 – Kısa Film: “Gelecekten Anılar”
Yönetmen: Hüseyin Mert Erverdi / 2010 Yapımı / Süre: 6’40”

12.25 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “3 Dev Adam”
Yönetmen: Tevfik Fikret Uçak (1933-2003 / Saygıyla anıyoruz) / 1973 yapımı / Süre: 79’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“16 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

14.00 – Kısa Film: “Diken Üstü” (Animasyon)
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2006 Yapımı / Süre: 8’25”

14.10 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Ölüler Konuşmaz ki…”
Yönetmen: Yavuz Yalınkılıç (1930-2005 / Saygıyla anıyoruz) / 1970 Yapımı / Süre: 73’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“7 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

15.30 – Kısa Film: “Babaannem”
Yönetmen: Can Evrenol / 2008 Yapımı / Süre: 6’32” (+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

14.40 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Turist Ömer Uzay Yolu’nda”
Yönetmen: Hulki Saner (1925-2005 / Saygıyla anıyoruz) / 1973 Yapımı / Süre: 72’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“8 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

16.00 – Kısa Film: “Kurban Bayramı”
Yönetmen: Can Evrenol / 2008 Yapımı / Süre: 05’37” (+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

16.10 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Demir Yumruk: Devler Geliyor”
Yönetmen: Tunç Başaran / 1970 Yapımı / Süre: 71’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

“9 DAKİKA İSTİRAHAT VE İHTİYAÇ MOLASI”

17.30 – Kısa Film: “Babama ve Anneme” (Festivalin en rahatsız edici filmi / “Ön Uyarmalı” gösterim)
Yönetmen: Can Evrenol / 2010 Yapımı / Süre: 08’35” (+18 / Kanlı şiddet ve cinsellik içermektedir. Bu filmden önce izleyiciler filmin konusu ve anlatım tekniği konusunda özenle uyarılacak, izleme ya da izlememe yönündeki tercihleri bütünüyle kendilerine bırakılacaktır.)

“6,5 DAKİKA ‘KENDİNE GELME’ MOLASI”

17.45 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Süpermen Dönüyor”
Yönetmen: Kunt Tulgar / 1979 Yapımı / Süre: 69’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!
(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 36 dakikanız bulunmaktadır.)

19.30 – YAPIMCI, YÖNETMEN VE AKTÖR KUNT TULGAR İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Murat Tolga Şen (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / www.otekisinema.com)

25 EYLÜL PAZAR

12.00 – Kısa Film: “Sayfalar”
Yönetmen: Haktan Kaan İçel / 2007 Yapımı / Süre: 3’33”

12.05 – Kısa Film: “Aklımın Odaları”
Yönetmen: Can Fakıoğlu / 2008 Yapımı / Süre: 8’15”

12.15 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Demir Pençe: Korsan Adam”
Yönetmen: Çetin İnanç / 1969 yapımı / Süre: 85’ / Siyah-Beyaz / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!

(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 23 dakikanız bulunmaktadır.)

14.00 – YAPIMCI, SENARİST VE YÖNETMEN ÇETİN İNANÇ İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Utku Uluer (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı http://sinematik.blogspot.com)

16.00 – Kısa Film: “Sandık”

Yönetmen: Can Evrenol / 2007 Yapımı / Süre: 5’50”(+18 / Kanlı şiddet içermektedir)

16.10 – Türk Fantastik Sinema Tarihinden: “Yılmayan Şeytan”
Yönetmen: Yılmaz Atadeniz / 1973 yapımı / Süre: 86’ / Renkli / İngilizce Altyazı: İsteğe bağlıdır (Yönetmenin katılımıyla gösterim)

HAYDİ, ŞİMDİ DE TÜRK SİNEMA TARİHİNDEKİ BU ÇILGIN FİLMLERİ ÜRETEN KAHRAMANLARIN EN ÖNDE GELENLERİNDEN BİRİYLE BİZZAT TANIŞMAYA!

(Söyleşi merkezine geçmek ve salonda yerinizi almak için toplam 24 dakikanız bulunmaktadır.)

18.00 – YAPIMCI, SENARİST VE YÖNETMEN YILMAZ ATADENİZ İLE SÖYLEŞİ
Moderatör: Mesut Kara (Sinema Yazarı / Sinema Tarihi Araştırmacısı / http://yesilcamhatirasi.blogspot.com)
Yer:……………………..

20.30 – TÜM KONUKLARIN, YANISIRA DA FANTASTİK SİNEMASEVERLER VE MEDYANIN KATILIMIYLA ÖDÜL TÖRENİ

Yer: Kızılırmak Sineması / 2. Salon

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus'un David'i gibi... Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

12 Yorumlar

  1. Ne dersiniz? Bence çok keyifli olacak. Can’ın kısa filmlerinin bu yoğunlukta yer almasına da çok sevindim ben doğrusu…

  2. Can’ın kısa filmleri elbette yer alsın sorun değil fakat kısa film slotları bitmiştir diye açıklama yapıldı oysaki bir kaç eli yüzü düzgün fantastik kısa film daha pekala girebilirdi seçkiye, Can2da eminim tüm filmleri gösterilmedi diye sorun çıkarmazdı.

  3. Can’ın zaten “benim bütün kısalarımı gösterin” gibisinden bir talebi olmadı. Onun kısalarını gösterme arzusu Ali Murat ağabey ve bana ait ama iyi fantastik kısaların hakkı da yenmedi. Üzgünüm ama herkes kısa film çekmesine rağmen ortada seyredilecek çok az eser var. Suç ve Ceza filmlerinin ön jürisinde 50’nin üzerinde kısa seyrettik ama yarışmaya değer 10 film bulabilmek için çok zorlandık.

  4. Can’ın filmlerinin her birinin yer almasına ayrı bir sevindim. Bu sitedeki yazar arkadaşlarımdan biri olduğu için değil, bu kategoride eli yüzü düzgün parmakla gösterilecek işlere imza attığı için sevindim. Prometheus, diğer eli yüzü düzgün fantastik filmlere örnek versen mesela çok güzel olmaz mı? Çünkü ben bu seçkiye (Can’ın filmleri de dahil olmak üzere) alternatif oluşturabilecek fantastik kısa film görmüyorum. elbette kıyıda köşede mutlaka vardır ki festival zaten çok hızlı bir eleme aşamasına tabi tuttu elindekileri. bir de eğri oturup doğru konuşalım. Bu ülkede her şeye “iyi niyet ile başladığı” için prim verilmesi ve alkışlanması isteniyor. Alakası Yok! Kısa film çekmek ciddi bir mesele. Ama eline kamera alıp iki satır karalayan herkes bu meseleyi çözdüğüne inanıyor ne yazık ki! Murat Abinin de söylediği gibi yarışmalara bir sürü abidik gubidik film yollanıyor. Elbette iyi niyetle oluşturulmuş ama “olmamış” yapımlar. Bu sefer de son derece bayat bir eleştiri geliyor jürilere ve eleştirmenlere “kolaysa siz çekin” diye! İşte sıkıntı da o zaten kolay değil! Ayrıca teşvik de önemli diye düşünüyorum. Fantasturka bir ilk ve umarım devamı gelir. İlk defa vuku bulacak bir festivalin seçkisi elbette biraz daha mirastan, adı sanı olan bir seçkiye yer vermek zorunda. Haaa ben isterim ki bu iyi niyetli girişim bir fantastik film atölyesi ile taçlandırılsın…Bir sonraki Fantasturka festivaline “sadece o festival için” çekilmiş filmler yollansın! Genç sinemacılar yüreklensin…Şu sinema, edebiyat, çizgiroman, fantastik, bilimkurgu vs severlerin arasındaki diyalog sınırları kalksın…Zamanla olabileceğine inandığım şeyler ve Fantasturka da bunun için yerinde -hatta gecikmiş- bir adım…Saygılarımla…

  5. Festival kısa film seçkisinin genel olarak iyi olduğuna bende katılıyorum, içinde özellikle birkaç çok kaliteli kısa film var. Fakat Can’ın filmleri için şöyle bir şey var bir yandan da, ben kendisinin yerinde olsam “filmlerimin tümünü koyarak beni çok mutlu ettiniz ama sadece bir ikisini koysak yeter bu durum dışarıdan çok hoş gözükmeyebilir” diye düşünür en azından festivale dışarıdan bakan gözlerden çekinirdim. ama benimkisi şahsi bir gözlem, başka kimseyi bağlamak durumunda değil herkes için keyifli bir festival olur umarım… sevgiler.

  6. ALİ MURAT GÜVEN

    Ben Ali Murat Güven… Yukarıdaki listeyi, 4 gün boyunca bütün filmleri,elinde kronometre, tek tek izleyerek, değerlendirerek ve sürelerini ilk fade-in karesinden son fade-out karesine kadar ölçerek, özellikle de “hak yememe” adına hayatının en perişan edici gayretini sarfederek hazırlayan adam…

    Festivale kısa film davet edileceğini açıkladığımız tarihten, geçen cuma akşamına kadar, bana yazan, film göndermek istediğini bildiren herkese tek tek, “Değerli dostum” diye başlayan, bugüne kadarki hiç bir kısa ya da uzun metrajlı film yarışmasında görülmemiş (çoğunun doğrudan içinde olduğum için, oradaki kısa filmciyi aşağılayan, hakir gören havayı çok iyi bilirim) bir sevgi diliyle cevaplar yazdım ve adres olarak da ev adresimi verdim. Bu etkinliğe değer veren herkes de en seri bir biçimde organize oldu ve bana, bildirdiğim o adrese özenle paketlenmiş bir şekilde, en kaliteli formattaki DVD’lerini gönderdiler. İnsanlara kısa filmlerini göndermeleri için tanıdığımız süre, net 14 gündü.

    Bugün Türkiye’de kargo taşımacılığının ulaştığı hız dikkate alındığında, elinde fantastik bir film olan ve bunu Fantasturka’da kitlelere göstermek isteyenlerin duyurumuzu görmelerinden filmlerini bana ulaştırmalarına kadar geçecek azami süre 24 saattir. Bu süre, yakın kentlerde 12 saate kadar iniyor.

    Bu 14 gün içinde, çağrımızı ciddiye alıp verdiğim adrese filmini ya da filmlerini gönderen İSTİSNASIZ HERKESİN filmini programa koydum. Ki gelen çalışmaların hiç biri de eline yüzüne bakılmayacak türden pespaye işler değildi. Yani, özellikle kendine güvenenler film göndermişti.

    Bir kaç kişi ise bana mesaj gönderdi, 15 dakika sonra onlara dönüp, son teslim tarihi için net süre verip, “Sevgili arkadaşlar, acele etmeniz gerekiyor, kargo ücreti 5 lira, DVD’nizi derhal gönderin” dememe rağmen, bu kişiler ise günlerce e-postalar üzerinde evelendiler gevelendiler ve filmlerini göndermekten imtina ettiler. Bunları gayrete getirebilmek için de yapabileceğim daha başka birşey yoktu.
    Sonuç olarak, 14 gün süren bir çağrının sonucunda, güzel ülkemin topraklarından çıkan fantastik mal budur. Üstelik, festival de sinema çevrelerinde ve kısa filmciler dünyasında öylesine başarılı bir şekilde duyurulmuştur ki, böyle bir festival olduğunu ve bu festivalin içinde kısa filmlere de yer verileceğini bir hafta içinde bu ülkedeki sağır sultan bile duymuştur. Öyle ki “Büşra”nın yönetmeni Alper Çağlar bile telefonla arayıp “Benim de ilk filmim fantasiğe yakındır. Acaba göndersem mi diye düşünüyorum” demiştir.

    İnanılmaz zor koşullar içinde, şimdiye kadar hiç bir kısa film ya da uzun film yarışmasında, festivalinde görülmemiş bir sevgi ve saygı ilişkisinde, müthiş bir iletişim hızı içinde (bazı mesajlara bir dakika içinde cevap veriyordum) yürüttüğümüz bu film trafiği bittikten sonra, “O da olsaydı, böyle de olsaydı, şu da konulsaydı” demenin somutluk ve samimiyet açısından hiç bir kıymet-i harbiyesi olduğuna inanmıyorum. Bu bana göre ancak, kan kusularak yapılan bir çalışmaya ille de bir kulp takma çabasıdır.

    Yarın, festivalden 24 saat önce, süresi 15 dakikayı aşmayan sürpriz bir kısa film gelsin önüme, soluk alıp verme molalarından birini iptal edip o aralığa yeni gelen bu filmi yine koyarım. Çünkü Ankara’da üç gün boyunca projeksiyonu da (ses ve görüntü kusursuz olsun diye) ben yöneteceğim. Bugüne kadar jüri üyesi olduğum 30 dolaıynad yarışmadaki o dandik ses ve görüntü kalitesinden bıktığım için, işi şansa bırakmayıp gençlerin emeğine sahip çıkmak adına cihazları bizzat ayarlayıp kullanacağım. Sırf bu nedenle Ankara’ya herkesten önce gidip ses-görüntü kontrolü yapacağım salonda…

    Ancak, yukarıda bazı arkadaşların dediği gibi, bu alanda ne nitel ne de nicel açıdan öyle akıllara durgunluk verecek bir üretim yok. Olduğunu iddia eden bana en az 15-20 tane bilmediğim ve mutlaka görmem gereken kısa film adı sıralamak zorundadır. Kaldı ki gelenler bile sayısal açıdan yetersizdi, ben bir boşluğu da jüri üyesi olduğum daha önceki başka bir yarışmada izlediğim ve çok beğendiğim, Can Fakıoğlu’nun “Aklımın Odaları”yla doldurdum.

    Can Evrenol’a gelince… Kendisiyle bir kaç kez e-mail yoluyla yazışmak haricinde, hayatım boyunca yüzyüze tanışıp görüşmedim. Tek bildiğim çok çalışkan, çok yetenekli ve iyi bir aile terbiyesinden gelen çok saygılı bir adam olduğudur. Böyle genç adamları desteklemek de bir sinema yazarı, festival organizatörü ve bir ağabey olarak benim boynumun borcudur. Öyle bir boynumun borcudur ki Can’ın sinemasındaki sert temalara yatkın bir kişi değilim mesela, özellikle “Kurban Bayramı”, “Babaannem” ve “Babama ve Anneme”, beni kişisel olarak çok zorlayan sert filmler. Fakat, sırf böylesine heyecanlı, coşkulu ve yetenekli bir korku-gerilim sinemacısını ülkemizde daha geniş bir kitleyle tanıştırmak, ona yeni çalışmaları için moral vermek adına kişisel olarak tavrına pek inanmadığım bu 3 filmi de listeye koydum. Dediğim gibi, bunun sebebi, her türlü bireysel yargı ve önyargıdan sıyrılıp genç kuşağa moral verme, destek olma niyetidir. Yoksa, bana göre Can’ın sinema sanatı açısından en sofistike ve özgün filmi 2006 yapımı “Vidalar”dır. Ki bu düşüncemi daha önce kendisine de yazmıştım.

    Buna karşılık, benim o filmler hakkında ne düşündüğümün hiç bir önemi yok, önemli olan bizim çocuklar moral bulsun, açılsın, filmlerinin daha geniş kitlelerle paylaşılmasının o muhteşem hazzını yaşasınlar…

    Aynı mantıkla, Can Evrenol’un fantastik sinema vitrinine ilk kez geniş ölçekte çıkabilmesi için, 5 filmini birden kişisel inisiyatif kullanarak programa yine ben koydum. Henüz yüzünü bile görmediğim genç bir yeteneğe karınca kararınca bir destek sunmak, ona kendi çapında bir toplu gösteri yapma şansı tanımak adına aldım bu kararı…

    Bu, bizim kuşağın hemen hiç tatmadığı bir duygudur. Bizlere 1980’lerde kısa filmler çekmek için çırpınırken böyle fırsatlar hemen hiç tanınmadı. Ben genç dostlarıma dünyamı, gönlümü ve yönettiğim organizasyonların perdelerini sonuna kadar açarken, herşeyin kısıtlı ya da yasak olduğu o kasvetli yılların acısını çıkartıyorum aslında…

    İnsanlar sevildiklerini, desteklendiklerini bilsinler, mutlu olsunlar. Sevgiyi ve desteği hissettirmekten hiç kimseye zarar gelmez.Bu ise “torunlarını ancak uyuduktan sonra öpmeyi seven dedeler”in ülkesi için elbette ki yeni bir tavır…

    Ayrıca, söyleşilerde bir oturumu değerli meslektaşım sevgili Murat Tolga Şen’e, bir oturumu sevgili Mesut Kara’ya, bir oturumu sevgili Utku Uluer’e teslim etmemiz de sözkonusu alana hizmet veren bütün değerli sitelere ayrı ayrı pas atma ve moral verme çabamızın bir başka tezahürüdür. Başından beri bin kez söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz. Bu festival, Ankara’daki 8 genç çocukla İstanbul’daki bir sinema yazarının babasının malı değildir. Bu festival fantastik sinema ve edebiyata gönül vermiş herkesin ortak malıdır. O yüzden de herkesin olayın bir tarafında yer almasını içtenlikle istedim, istedik.

    Bütün bu samimi açıklamaların ışığında, kendi türünde bir ilk olan bu dostça buluşmayı çok fazla mığncıklayıp da kusur aramanın iyi niyetli bir tavır olmadığını düşünüyorum. Gerçekten zor maddi ve manevi koşular altında yapılacak Fantasturka… Arka planda yaşanan çileleri bilseniz en katı yürekliniz bile hüngür hüngür ağlarsınız. Fakat, bakın bizler hiç ağlamıyoruz, aksine bu işi sıfırdan alıp bu noktalaar kadar taşıyabildiğimiz için çok mutlu ve gururluyuz. Siz de aynı gururu duyun. Salt ,10 yıldır evinden çıkmayan sevgili Çetin İnanç ağabeyi eşiyle Ankara’ya getirtiyor olmamız bile bir heyevccan vesilesi olmalıdır. Tabii, böyle buluşmaların kıymetini bilenler için…

    Eleştiri, Türkiye’de en bol keseden bulunan şey… Artık eleştiriye doyduk, ağzımızdan, kulaklarımızdan, burun deliklerimizden eleştiri fışkırıyor. Artık biraz da güzel sözler duymak istiyoruz. Dostça sözler, teşvik edici sözler, yüreklendirici sözler, gelecek yılki ikinci buluşmada bundan çok daha iyisini yapabilmemiz için iltifatkâr sözler… Etten kemikten yaratılmış insanlarız ve buna gerçekten çok ihtiyacımız var. Çünkü işi bu noktaya getirene kadar ben ve ekip arkadaşlarımın resmen solukları kesildi.

    Sanırım, güzel söze herkesin zaman zaman ihtiyacı oluyordur.

    Sevgilerimle…

  7. İyi bir organizasyon olacak gibi. Güzel bir program. Filmler güzel, kısalara da önem verilmesi ayrıca güzel.. Yalnız aralara koptum, hele ki buçuklu sürelere :) Demek ki dakiklik söz konusu. Katılımcıların bir dakikası bile önemli anlayışı var. Çok güzel…

    Valla imrendim. Darısı İzmir’in başına. Benzer bir şeyi İzmir’e de istiyoruz :)

  8. O zaman biraz da güzel sözler; Ali Murat Güven, zor koşullar altında atılması çok gecikmiş bu zaruri ve güzel adıma ön ayak olduğunuz ve gerçekleştirdiğiniz için teşekkürler. Festivalde büyük bir aksilik olmadan, katılan herkesi tatmin edecek bir şekilde gerçekleşir dileklerimizi sunalım..

  9. Daha önce başka mecralarda da dile getirmiştim burada da yineleyeyim, Fantasturka beni heyecanlandıran tek film festivali olma özelliğine sahip. Diğer film festivallerinin yapış yapış burjuvazi havasına inat paylaşımcılığın ön planda olduğu bir festival. Ön görülerimin beni yanıltmayacağına inanıyorum. Diğer taraftan bu tarz oluşumların her şeyden önce izleyicinin desteğine ihtiyacı var. Herkes lafta Türkiye’de eleştiri ve eleştirmenlik üzerine şikayetini dile getiriyor. Dün blog siteleri, eleştirmenliği bir tekelden kurtarmaya başladı. Bu gün en cesur ve tarafsız yazılar da yine sadece bloglarda yazılabiliyor! Ve biraz daha sert olacaksa şu tabiri kullanmak istiyorum ki, bloglar, sinemayı seven ve sinema hakkında yazmak isteyen arkadaşlar için “belli bir kurum tanıdığının onayından geçme” koşulunu da yok etmiştir. Farkındaysanız en yetenekli ve gelecekte de adından en çok söz ettirecek yazarlar blog ve sözlüklerden çıkmaktadır.

    Gelelim Fantasturka’ya! Aslında benim bakış açıma göre bu festival de,bloglardaki paylaşımcı ruhu koruyan bir festivaldir. Elbette pek çok eleştirmen, beş yıldızlı otellerde konaklayamayacağı, havuzlarda uzuuun uzun vakit geçiremeyeceği, bir yerden bir yere beleş gidemeyeceği ve sabah öğle akşam yemeklerini beleşe getiremeyeceği için katılmayacaklardır. Bazılarına göre böyle bir festival düpedüz kofluktan ibarettir. Onlar yine bu sene bol ünlülü, bol beleşli, kendilerine tek başlarına kalacakları 2 kişilik su+it odaların sağlandığı festivallere koşturup, kendilerini bir yerden bir yere bırakan şoförleri azarlayacaklardır.

  10. Fatih ya, aslında tek tek hepsi iyi insanlar, hatta bazılarına gerçekten çok kıymet veriyorum ama bir araya gelince nedense bir organizma gibi hareket ediyorlar. Buna bir tür “Borg yapılanması” diyebiliriz sanırım. Salı günü basın gösteriminde kime “Adana’da 3 gün kalacağım, ardından Fantasturka’ya geçeceğim” desem “Evet ya, çok güzel olacak…” dediler. Gelme isteklerini gözlerinde gördüm ama gelemezler, festivalin hakkında övücü hiç bir şey yazamazlar. Neden, çünkü abileri, ablaları döver! Cidden bu abi, abla kafasına çok takılmışlar. Entelektüel bağımsızlık nerede kaldı o zaman?

    Allah korumuş, girmemişiz aynı cenderenin içine… Blogcuya zulüm zaten. Böylesi çok daha rahat. İyisi mi bir şarkı gönderelim buradan Fantasturka’ya katılamayanlara: Yoksun sen Ankara’daaaaa!

  11. Abi zaten farkındaysan SİYAD’ı cümle içinde kullanmadım çünkü insanları tanıdıkça oluşumun içinde kurunun yanında yaşların da yandığını ve asıl kaliteli insanların da onlar olduklarını gördüm.

    Zaten bahsetmek istediğim şey de tam da senin söylediğin şey abi. Blog kültürü daha komplike, aslında pek çok bakımdan daha organize ve daha cesur bir yazar profili çıkarıyor ortaya. elbette bu yazarlar yazdıklarından para almıyorlar ama ifade konusunda da gidebilecekleri son noktayı zorluyorlar. Zaten buradaki insanlar bir şekilde sinemanın bir ucunda yer alan, gelirini de salt yazarlıktan sağlamayan kimseler. Bunu zaten kıyaslamak için söylemiyorum. SİYAD içerisinde de kıyas kabul etmeyecek entellektüel birikime sahip, saygılı ve içten pek çok insan var. Ha ama sinema yazarlarının şunu ciddi bir biçimde desteklemesini isterdim :

    Geçen sene yazarların büyük bir çoğunluğu pek çok basın toplantısına gitme gereği bile görmedi. Bunun sebebi de filmlerin vizyon tarihinin eski olmasıydı. Sinema ile uzaktan yakından alakası olmayan insanlar havuz sefası yaptılar sabahtan akşama kadar oralarda. Elbette gözümüş yok ama oraya gidebilecek imkanı olmayan ilgili ve alakalı gençlerin esamesinin okunmaması büyük bir yanlış. Ayrıca böyle festivallere üniversitelerin ilgili bölümlerinde okuyan ya da bir şekilde piyasayı tanımak isteyen gençlere hiç yer verilmemesi açıkçası çok vahim! Vizyon tarihi eski diye kabul edilmeyen filmleri belli başlı sebeplerle izleyememiş gençler için bu festivaller bulunmaz fırsat ama ne yazık ki belli kesimlere gösterilen tölerans öğrencilere asla gösterilmiyor. Geçen sene festivalde 25’ini aşmamış toplam 3 kişi vardı orada! Bunlardan biri de bendim. Açıkçası çok şaşırdım genç yazarların bu kadar görmezden gelinmesine! Ama bazı kesim için bu festivaller kısa yoldan beleş tatil yapmanın en akla yakın tarafı. Hıncal Uluç’tan hiç haz etmem ama hayatımda ilk defa film festivalleri konusunda ettiği kelamlarda kendisine katıldım!

    Benim tepkim tamamen bunadır. Çok isterim ki paylaşımcı, ego kaygısı olmayan, gerçekten kaliteli insanların kaliteli tartışmalara giriştiği ve işi üreten kimselere ciddi manada destek olacak festivaller görmeyi. Ama umudum var ve ileride olacak diyorum :)

  12. Evet Fatih… Festivallerin yapacak bir şeyi yok. Ellerinden geleni, hatta üstlerine vazife olmayanları bile yapıyorlar ama gide gele bu işi sömürmeyi marifet zannedenleri ayıklamak çok zor. Bir festivali 3 ay öncesinden defalarca arayıp “gelicem, gelicem, banane!” diyen insanlar var ve bu insanlar artık üretim yapmasalar bile isimlerini öne çıkararak geliyorlar buralara… Geçen sene filmler eski olsa bile bir sürü kısa film vardı, onlar görülebilirdi ki biz öyle yaptık zaten…

    “Sinemayı seven blogcular neden festivallerde yok?” çabamızın sonuçlarını bu yıl almaya başladık. Güzel gelişmeler var. Festival dönüşlerinde farkımızı ortaya çıkaracak sinemasal üretimlerle bu algıyı daha da geliştirebiliriz.

    Fantasturka’yı ise daha doğuşundan itibaren blog yapısını ciddiye aldığı için samimiyetle destekliyoruz zaten. Uzun yıllardır ilk defa birilerinden icazet almadan yapılan ve çok ses getiren bir çaba olacak bu eminim. E haliyle kızdırıyor bu bazılarını doğal olarak… Yapacak bir şey yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: