Feast (2005)

John Gulager’in Feast Üçlemesi ile yolum pek çok kez kesişse de uzun süre kendimde filmi seyredecek cesareti göremedim (çünkü yaratık filmlerinden ciddi anlamda korkuyorum). Filmi ilk seyretme girişimim, yirminci dakika civarlarında adeta fışkıran yoğun gore efektlerden ötürü kendime süresiz “kafa izni” vermemle sonlanmış, akabinde güzelim film sırf benim bazı gore sahneler ile şahsi sorunlarımdan ötürü  “izlenmeyecekler” listeme girivermişti. Aradan geçen üç senenin ardından bu büyük hayran kitlesine sahip bağımsız korku serisine bir geri dönüş yapmaya karar verdim. Bu ikinci denemenin daha sağlıklı sonuçlandığını söyleyebilirim. Feast, hayranı olacağım bir korku şaheseri olmasa da keyifli anları olan zevkli bir film.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Feast’in hikayesi dolambaca hiç girmeden, yıldırım hızıyla başlıyor. İlk olarak çorak topraklarda bir araba enkazı görüyoruz ve kamera birkaç kilometre ötedeki bara odaklanıyor. Buram buram stereotipleme kokan bir sürü karakterin hızlı tanıtımı, elindeki tüfek ve garip bir yaratık kellesi tutmakta olan “kahraman”ın bara dalması ile yerini vahşet yüklü ilk aksiyona bırakıyor. Bu noktadan sonra Feast, dışarıdaki yaratıkların hücumu ile barda kapana kısılmış müşterilerin savunması konulu bir saatlik bir kan kuşatması halini alıyor. Seyirci olarak bizler de, filmin amacı doğrultusunda, ilk kimin kellesi nasıl kopacak konulu iddialaşmalarla kendimizden geçiyoruz.

Feast, eğer bir arkadaş grubu ile yukarıda tasvir ettiğim gibi seyredilirse çok eğlenceli olabilecek bir film. Özellikle filmin karakterleri tanıtmak için ekranı dondurup sunduğu kartvizitler gerçekten bu tarz bir sinema oyununa seyirciyi teşvik edecek başarıda. Bu kartvizitler aynı zamanda filmin ince mizahını gösteren zeki öğeler. Tanıtılma sırası geldiğinde “tahmin edilen yaşam süresi: uzun sağlıklı bir ömür” yazan masumiyet abidesi çocuk karakterin on dakika sonra vahşice parçalanması insanı ister istemez güldüren anlardan sadece bir örnek. Kendini ciddiye alıp vasatta kalacağına türün klişelerinin farkındalığında olup bununla dalga geçen bir korku filmi olması Feast’i daha değerli kılan en önemli bir etmen. John Gulager’in korku-komedi konusunda Feast serisi ile rüştünü ispat etmesi, zaten ona 2012’de Piranha 3DD’nin yönetmenlik koltuğunu da kazandırdı.

Detay sevenler için Feast’in ekibi de bir kaç küçük sürpriz barındırıyor. Film, ilk filmini çekecek yönetmenlere fırsat yaratmak için hazırlanmış Project Greenlight isimli televizyon programının sağladığı imkanlar ile çekilmiş. Project Greenlight toplamda dört senelik bir çalışma ve projeye destek veren pek çok ünlü isim bulunmakta. Bu sebeple Feast’in prodüksiyon listesine baktığımızda büyük ve beklenmedik bir çeşitlilik görüyoruz. Chris Moore, Maloof Ailesi, Weinstein Kardeşler gibi ağır topların yanında Wes Craven, tahmin edilebilir; Ben Affleck ve Matt Damon ise tahmin edilemez sürprizler olarak Feast’in prodüksiyon ekibinde yer alıyorlar.  Oyuncu ekibine değinirsek, televizyon kaynaklı bir proje olmasından olsa gerek, Feast’in ekibi büyük oranda dizi sektöründen çıkma isimler. “Grandma” rolü ile filmde yer alan Eileen Ryan’ın aktör Sean Penn’in annesi olduğunu keşfetmek ise benim için büyük sürpriz oldu.

Peki Feast iyi bir korku-komedi mi? Feast’i bir korku-komediden ziyade mizah duygusu gelişmiş bir korku filmi saymayı daha doğru buluyorum. Komik olmasa da korku-komedilere özgü absürtlükler Feast’te azımsanmayacak fazlalıkta. Ancak filmi tarttığımızda, terazinin korku kefesi daha ağır bastığını söyeyebiliriz. Bunda filmin çok küçük bir alanda geçmesinin yarattığı klostrofobik atmosferin de etkisi büyük tabii. Feast beklentiler doğrultusunda çok beğenilebileceği gibi nefret de edilebilecek bir film. Aksiyonun ve senaryodaki özgün kısımların ilk  ve son yirmişer dakikada kümelenmesi, aradaki kırk dakikanın filmin geneline kıyasla sıkıcı kalmasına yol açabiliyor. Buna rağmen özellikle filmin son kısımlarından çokça keyif aldığımı söyleyebilirim.

Gene de şu kesin ki Feast, kan ve vahşet konusunda hiç de naif bir noktada değil. Patlayan kafalar, kesilen bacaklar, oluk oluk kan bir yana yaratık kusmuğu ve menisi (evet, doğru okudunuz) Feast’in planlarında bir an bile eksik olmuyor. Özellikle Bad Taste, Braindead gibi filmleri sevenler için film tatmin edici bir korku olacaktır. Dehşet ve gore istiyorsanız ama Testere serisinden de hazzetmiyorsanız (bir diğer deyişle zor bir seyirci iseniz) Feast’e bir şans verin, kalbinizi çalması muhtemeldir.

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir yorum var

  1. ben bu filmden hafif from dusk till dawn ikinci yarisi havasi aldiydim. iste “barda verilen mucadele” olayindan oturu. “komedi” olayi anadolu insanina pek komik gelecegini sanmiyorum ama buna da zaten pek takilmamak gerekiyor. gayet iyi bir filmdir nazarimda. serinin 2. & 3. filmleri de ayni cizgiden giden ilki kadar olmasa da izlenesi filmler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: