Festivallere Tapan Sinemacılar Kuşağı

Neden film yapmak isteriz?

Ya da lafı dolaştırmadan sorayım; tenekeden üç kuruşluk bir ödülü almak ve beş, bilemedin on jüriyi etkilemek için film yapılır mı?

Siz yapar mısınız? 

Yapmazsınız ya da yapmamalısınız ama bu ülkede sıklıkla yapılan şey budur. Daha doğrusu, hikaye anlatamayan, rejiyi, senaryoyu, oyuncu yönetimini beceremeyen, izleyiciye hiçbir şey sunamayacak kadar beceriksiz olanların seçtiği yöntem budur. Çünkü bu beceriksizliklerine derinlik kılıfı uydurmaları için gidecekleri yerler festivaller ve o festivallerin çok derin jüri üyeleridir.

Ben hiçbir zaman bu kumpasın bir parçası olmayacağım! Neden biliyor musunuz?

Çünkü, Türkiye’de sinemanın dar bir boğazda olmasının en belirgin sebeplerinden biri olarak bu tarz bir film üretim modelini görüyorum. 

Jüriye yaranmak için film yapmaya çalışan kurnaz filmcilerin, bırakın izleyicisini, kendileri için bile hiçbir anlam ifade etmeyen beceriksizlikleriyle ekmek kapma çabasından duyduğum rahatsızlık bunun başlıca nedenlerindendir.

Sığlıkta ana akım sinemanın bile gerisinde duran, bu köylü kurnazlarını bir halt gibi sunmak,  bu ülke insanına, bu zokayı yutmayan diğer sinemacılara ve genel olarak bütün bir ülke sinemasına yapılan en ağır hakarettir. Bu suçtur, kanunda karşılığı olmasa da!

Bana göre; kimseye hiçbir şey ifade etmeyen, sanatsal olarak veya sergilediği tavırla hiçbir değer barındırmayan, ne şimdiki zaman ne de sonrası için tek kelimelik takdiri bile hak etmeyen, ilkokul piyesleri kıvamında bir zırvanın ülke sinemasının medarı iftarı gibi sunulması büyük bir trajedidir. Bu zavallılık, ülke sineması için büyük bir utançtır. Bu filmleri üretenlerden çok, bu üretimi destekleyen, yüreklendiren, arka çıkan ve şakşaklayanların vebalini boynuna aldığı bir akıl tutulmasıdır.

“Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermişçesine saldırıyorsun Kerem”, dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Cevabım çok kısa; Hayır!

Ben böyle bir curcunanın içinde hiç olmadım ve hiçbir zaman da olmayacağım. Ben aynı kulvarda koşmayı dahi reddediyorum! Çünkü benim kıstasım, beklenti ve havuç denkleminden oluşmuyor. Bu maskeli balo benim içinde olmak istediğim bir alan değil. Sizin de olmamalı!

Çünkü, bizim festivallerimizin jürilerine bakıyorum, sonra da seçilen filmlere… Bana; elle tutulur, dişe dokunur hiçbir şeyi olmayanların, elle tutulur, dişe dokunur hiçbir şeyi olmayanları kayırmak için uydurduğu saçma sapan bir oyundan başka hiçbir değilmiş gibi bir his uyandırıyor. İşin kötüsü, buradan kendi varlıklarını onaylatmak ve sürdürmek çabasından öte, ilerici hiçbir umut ya da vaat vermiyorlar.

Böyle bir kumpasın parçası olmamayı seçmeyi, o yüzden, kurtuluş için çok önemli bir adım olarak görüyorum. Tam bağımsız olmak ve hiçbir çıkar grubunun parçası olmadan, sadece istediğimiz şeyi yapmak için! Beklentiyi karşılamak, göze girmek, onaylanmak için bir yol alış değil de, sözde değil özde bağımsız olmak için.

Sahip olduğunuz değerin onaylanmasına ihtiyacınız yok! Birileri sizi onayladı diye otomatikman değerli olmuyorsunuz ya da tam tersi. Böyle bir değerlendirme veya kıstasa ihtiyacımız yok!

Hedef; üç kuruşluk bir tenekenin peşinde olmak değil, anlam ve fark yaratmaktır. Etkili veya etkileyici olabilmektir. Söyleyecek sözünüzün olması ve o sözün karşılık bulmasıdır. Size verilen üç beş teneke parçası sözünüzün karşılık bulduğu anlamını taşımaz. Hele ki o tenekelerin karşılığını veremiyorsanız çok daha kötü durumdasınız demektir.

Türkiye’de sinemanın içinde bulunduğu kısır döngüden çıkmasının en önemli adımı bu tarz bir karşı duruşla başarılabilir. Yani tenekeden ya da kağıt parçasından bir etiket alıp yaptığınız şeyi tasdiklettirme çabasından kurtulmalısınız. Bu tutkunun, yapacağınız şeyin asıl olan etkisinden uzaklaşmanıza sebep olacağı kesindir. Asıl olan kendi tutkunuzun peşinde olmaktır. Yaptığınız veya yapacağınız şey iyiyse bunun karşılığını, bir yere tasdiklettirmeden de  alırsınız.

Unutmayın yol bilen kervana katılmaz!

Öteki Sinema için yazan: Kerem Topuz / 02-08-2014

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

5 Yorumlar

  1. Kerem bey cok guzel yazmissiniz emeginize saglik. Şu da varki o festivaller yada yarismalardan gelen oduller (para ) olmadan Malesef gerekli ekipman alinamiyor sizde (biliyosunuzdur ki turkiye ekonomik duzeyi yuksek olan bi ulke degil,sanata destek yok, kisiler bireysellikle yapiyor flimlerini )veya o yarismalardan alinan oduller (plaket) cv de olmayınca kimsede flim yapmak icin destek vermiyor. Keske gercek hayat sizin yaziniz kadar gercek olsa. Saygilar …

  2. Boyle yonetmenlere senarıstlere ıhtıyacımız var bence, oncekı yazısıda basarılıydı. Devam Bro…
    Fılm’de cok basarılıydı. Kanunsuzlar’ı beklemedeyız..

    Peace..

  3. Gezi direnişinden çok daha kitlesel ve sürekliliği olan ve sınıfsal ve sosyalizan nice halk hareketleriyle harelenecek bir sanat ve SİNEMA ortamının oluşması dileğiyle.

    Festivallerin iyice gericileşen statükosunu kıracak,her türlü sansüre,baskıya,otoriteye v.s siktiri çekecek,biçim-içerik-estetik ve ideolojik alanda gemileri yakacak bir YENİ DALGA sinemanın oluşması dileğiyle.

    Yansımanın gerçekliğinde sinemamızı hayallerimizden öte yerlere getirecek sinemacılara kavuşmak dileğiyle.

  4. Kenan, siteyi bir süredir takip ediyorsun ve değerli yorumlar bırakıyorsun, teşekkürler.

    Mesele aynen dediğin gibi ancak şakşakcılığın tek sebebi film yapanlar değil. Ben yazılı basın ya da internet medyasında sinema üzerine yazan kalemlerin büyük sorumluluğu olduğunu düşünüyorum ancak onlar da bir yerlerden umut ettikleri ya da birilerinden korktukları için suskun ve bu düzene ortaklar…

    Okumak istersen, meseleyi şu yazımda deşmiştim: http://www.otekisinema.com/2013/12/film-elestirmeni-olmak-isteyen-blogculara-oneriler/

  5. Son dönemlerde Mısır kölesi gibi çalışmaktan vakit çalabildiğim süre içerisinde,sinemamızda ne oluyor,ne bitiyor,Cannes macerası,festivallerin durumu nedir,28 şubat misali görece bir ilerleme var gibi gözükürken bir entellektüel statükonun cenderesine mi düştük diye kıt kanaat düşünüyordum.Bir şeyleri hissetmek fakat dillendirememek insanı boğuyor.Tam bu sırada sizler devreye girip benim gibilerin sesi oluyorsunuz,anlatamadıklarımızı,ifade edemediklerimizi kayda geçiyorsunuz,bu insanı rahatlatıyor.Sitenin bir kanaldan sinefiller için rengarenk akarken,diğer taraftan bu konularda gündem oluşturarak devam etmesini umarım ve bu düşüncelerinizin daha başka kanallardan da ete kemiğe,sese görüntüye bürünerek sinema düşün dünyamızda bir demokratik otorite olarak yer almasını dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: