Film Festivalleri Ne İşimize Yarar?

Malatya Film Festivali Posterleri

Geçen hafta Adana Film Festivalinde izlediğimiz filmlerin, “gerileme devrine” giren sinemamız adına umut ışığı olduğunu yazmamın hemen ertesinde Malatya Film Festivalinin, önce tamamen, ardından da “bu yıllık” iptal haberi geldi.

Malatya Valiliğinin bu yıl yedincisi düzenlenecek olan bir festivali, istikrarlı bir biçimde her yıl daha ileriye taşıyarak, Türkiye’nin en önemli festivallerinden biri haline dönüştürmesi övgüye değer bir durum. Ancak festivali organize eden ekip dışındaki bir sorun sebebiyle, etkinliğe sadece bir ay kala iptal edildiği duyurusu, en çok festivali takip eden Malatya halkını mağdur etmiş oldu.

Neden “mağduriyet” gibi iddialı bir ifade kullandığımı merak etmiş olabilirsiniz, nihayetinde iptal edilen “birkaç film gösteriminden” ibaret görünebilir fakat durum hiç düşündüğünüz gibi değil. Zira festivallerde salt film gösterimleri yoktur, festivaller aynı zamanda bir eğitim alanıdır, birçok gencin hayallerine dokunabilmesi için önemli bir fırsattır. Evet, doğru okudunuz, fırsat. Ben, İzmir’de on iki yıl aradan sonra düzenlenen ve bir daha hiç yapılmayan bir festival sayesinde sinema yazarlığına adım attığım için film festivallerinin sanıldığının ötesinde bir ehemmiyete sahip olduğunu çok iyi biliyorum.

Bu yüzdendir ki, film festivalleri toplumsal birtakım durumlar mevzubahis olmadıkça iptal edilmemelidir diyorum.

Çünkü…

En genel tabiriyle, sinema sanattır ve sanat, siyaset, iktidar ve dahi, toplumlar üstü bir kavramdır. Sanat, toplumsal normlardan beslenir ve bu durum daha ileri medeniyet haline gelebilmenin yegâne koşuludur. Sinema olmadan sanat eksik kalır, sanat olmadan da toplumlar geri kalır.

Festivaller, yöneticilerin keyfiyetle hareket edemeyecekleri kadar mühim oluşumlardır. Festival, salt bir etkinlik değildir; Türkiye gibi ülkelerde sinema sanatının en büyük destekçileridir. Gelişmesini ve ilerlemesini sağlamaktan vazgeçilmemelidir.

Festivaller, vizyon şansı bulamayan, bulsa bile çok az kopyayla gösterime giren, bir şehre bazen hiç gelmeyen, bazen de ücra bir salonda gösterilmeye mahkum filmleri seyirciyle buluşturacak tek seçenektir. Festivallerin yapılmaması, bu filmlerin seyirciyle buluşamaması ve bir süre sonra tamamen yok olması demektir.

Festivaller, vizyonun önemli bir bölümünü ele geçiren gişe komedilerinin sinemaya gidecek seyirci için yerli film bazında, korku filmleri dışında tek alternatif olmasının önündeki engeldir. Seyirci yalnızca korku filmleri ve gişe komedilerinin eline bırakılmamalı, yurt içi ve yurt dışında çekilmiş önemli filmler seyirciyle buluşturulmaya devam edilmelidir. Malatya, yıllardır sunduğu özenli film seçkisiyle bunun en güzel örneği olmuştur.

Festivaller, dağıttıkları ödüllerle yeni film çekme imkânına kavuşan pek çok sinemacı için tek umut kapısıdır. Verilen para ödülleriyle kendine fon bulmayan sinemacılar da, mesleklerini devam ettirme şansına kavuşurlar. Böylece sinema sektörü dinamik bir yapıya bürünür.

Festivaller, kısa filmciler için kendilerini ve işlerini tanıtabilecekleri nadir organizasyonlardandır. Kısa filmcilerin festivallerde kazandıkları ödüller veyahut gösterim imkânlarıyla daha iyi ve bilhassa uzun metraj filmleri çekebilmelerinin önü açılır; bu sinemanın gelişimi için önemli değil; zorunluluktur.

Festivaller şehre getirdikleriyle, kentin havasını değiştirmekle kalmaz; büyükşehirler dışında yaşayan halk için sanatçılarla tanışma, onlarla birlikte film izleme, söyleşilerine katılma ya da anı olarak kalacak bir kare fotoğrafı çektirebilecekleri tek yer olur.

“Festivallerin, sinemacılarla halkı buluşturması bir film hakkında seyircinin yorumunu öğrenmenin en önemli koşuludur. Söyleşiler sayesinde yönetmenler, filmlerine dair fikirleri ilk ağızdan öğrenirler.

1. Malatya Film Festivali’nden bir Arapgir gezisi hatırası…

Festivaller sadece sinema ile sınırlı değildir. Ülkenin birçok kenti için bu organizasyonlar, şehrin tanıtımı açısından da önem taşır.

Benim gibi, normalde Malatya’ya gitme şansı bulunmayan biri, Özgüngör Kebap’ta yediği lezzetleri herkese anlatıyor, gün kurusu kayısının nasıl yapıldığını biliyor, muhteşem bir seyir terasına sahip olan Levent Vadisinden, bir açıkhava müzesi olan Aslantepe’den, 1224 yılında inşa edilen Battalgazi Ulucami’den, sonbaharda pastoral bir cennete dönüşen Arapgir’den, tanrı kralların mezarları başında güneşin doğuşuna şahit olduğu Nemrut’tan yazılarında övgüyle bahsederek kültür elçiliğine soyunuyorsa; bu Malatya Film Festivali’yle Malatya’yı ve çevresindeki eşsiz güzellikleri tanıma şansı bulabildiğim içindir.

Her şeyden önemlisi; filmler hayatımızı şekillendirir! Bir film bazen “yol”umuzu, hayata bakış açımızı, belki basitçe günümüzü değiştirir; ruhumuzu iyileştirir.

Ülkenin hali meydanda, kültür sanat organizasyonları himaye edilmeye muhtaç. Film festivalleri iptal edilmemeli, bunu düşünmemeli bile valiler, belediye başkanları… İnanın, şehre ve insana daha büyük hizmet götürülemez. Çünkü sinema ve sanat, daha iyi bir ülke, daha iyi bir toplum ve daha iyi bir insan olmamıza sebep olabilir. O halde, yaşasın sinema, var olsun festivaller!

09.10.2016 tarihli Akşam gazetesinin Pazar ekinde yayınlanmış “Film Festivalleri Neden İptal Edilmemeli?” başlıklı yazının genişletilmiş halidir.

Başak Bıçak – [email protected]

Yazar hakkında: Başak Bıçak

1987 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Bilhassa Fransız Devrimi olmak üzere Avrupa Tarihi üzerine uzmanlaştı. Sinema özel tutkusu ve 2012 yılından bu yana filmler üzerine yazılar yazıyor. Akşam Gazetesi, Film Arası Dergisi ve Cinedergi yazarı... Dans, seyahat, fotoğraf ve şarap meraklısı...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir