Beklediğimiz Kapışma Gerçekleşti: Flash vs. Arrow

Günlerdir beklediğimiz Arrow / Flash Cross-Over’ı gerçekleşti ve çizgiromanlardan bilip sevdiğimiz bu “geçiş” müessesesine, TV ekranında da hakkıyla şahitlik etmiş olduk. Oldukça özen gösterilmiş bir yapım aşaması olduğunu Oliver Queen / Arrow’u canlandıran Stephen Amell’ın Facebook paylaşımlarından biliyoruz. Pekiyi nasıl bir bölüm oldu bu? İşte karşınızda The Flash 1×08 ve Flash vs Arrow değerlendirmesi!

Prism’ın meta-human avı konseptiyle karşımıza çıktığı bu bölüm, iki kat yağ dokusu arasında Arrow proteini içermiyor olsaydı kesinlikle sıradan bir bölüm olurdu. Fakat son zamanlarda ikinci sezondaki gazını kaybetmeye başlamış ve kısır döngüye yaklaşmış sayılabilecek Arrow için de bu “geçişkenlik” iyi oldu. İki öyküye ve iki dizinin kahramanına da yeni bir soluk kattı bu olay. Bu tarz büyük buluşmalara ya da olay örgüsüyle bir evrenin biçimini değiştiren hikâyelere çizgiroman aleminde “event” deniyor kısaca. Bu bölüm de “event” diyebileceğimiz buluşmanın hakkını veren, başarılı bir bölüm oldu kesinlikle. Ufak tefek klişeler ve gereksizlikler yok muydu? Vardı. Ama artık bu tarz noksanları bir CW dizisinde “görmemeyi” bünyemiz kaldırmaz herhalde.

The Flash 1x08 04

Bölüme Flash’ın insanların gündelik hayatlarına dokunan yönüyle başlamaları çok güzeldi. Aslında karakterin özüne uygun olarak bu yönü daha çok ortaya çıkarmaları gerektiğini düşünüyorum. Sadece tehlike anında ortaya çıkan ya da meta-human avlayan bir Flash’dansa, mitolojik mucize göndermeleriyle, günlük hayat hikâyelerine odaklanan bir Flash, çizgiroman okuyucusu olarak benim daha çok ilgimi çekiyor. Bunu yapma biçimleri biraz abartılı tabii; yaşlı çiftin kör göze parmak kıvamında olan romantizminin sırıtması ya da polis merkezindeki amirin, hamburgeri gözünün önünden yok olduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etmesi sakil duran ayrıntılardı mesela… Yine de ana fikri vermesi açısından bu tarz dokunuşları artırmalarını umuyorum.

Bölümün bir başka güzel yönü, Barry’nin içindeki bastırılmış duyguları açığa çıkarmalarıydı ki çocukken hissetmiş olduğu yetersizliğin çatışmalarını, iç dünyasında hep yaşamış bir karakterdir Flash. Bu noktada yalnızca Iris’e olan duygularını değil, dünyayı ve çevreyi algılayışını da işin içine katmaları karaktere derinlik kazandırmak adına yerinde bir düşünce olmuş. Her ne kadar her şey, sürekli Iris’e duyduğu karşılıksız aşk üzerinden şekilleniyor gibi olsa da Barry’nin asıl problemi, kendi kendisine başarabileceği şeyleri ispatlamak… Bu zayıf bir kabuk olan platonik aşk katmanının içine zengin ve lezzetli bir aroma katıyor. Henüz gelişim aşamasında olan bir süper kahraman için, iç dünyasında yaşanan savaşlardan daha dramatik sonuçlar veren bir konu olamaz ne de olsa. Bunun en güzel örneğini Arrow’da gördük. Aynı formül üzerinden devam etmeleri akıllıca olur.

The Flash 1x08 03

Arrow ve Barry’nin “eğitim” sahnelerindeki göndermeler, Diggle’ın Flash’a olan tepkisi, espriler her şey yerindeydi. Fakat bu tarz ikilileri başarılı kılan esas sır, aralarında oluşacak “inkâr edilemez” bir “bromance” etkisi olur. Zıtlık ya da birliktelik fark etmez, eğer ikili arasında adı konulmamış, sınırı çizilmemiş bir cinsel çekim ve yakıştırma varsa o ikilinin birlikteliği her zaman daha uzun ömürlü ve ilgi çekici olmuştur. Bunu ben söylemiyorum, TV dünyasındaki örnekler öyle gösteriyor: True Blood’daki Eric & Godric ikilisi, Supernatural’daki Dean & Sam ikilisi, Sherlock & Watson, Turk & J.D… Örnekler çoğaltılabilir. Fakat gördüğüm kadarıyla Oliver’la Barry’nin arasında “bromance” sınırlarında gezen bir ilişkiden ziyade, Arrow’un acı ve tecrübeyle dolu geçmişinden kaynaklanan bir “usta / çırak” ilişkisi oluşacak. Zaten önümüzdeki hafta da devam eden “cross-over event’inde” bu gelişimin nasıl şekilleneceğini göreceğiz.

Bölümdeki tüm parçalar içinde, Top 10’a ilk sıradan giren mevzusu muhakkak ki birçok kişi için Arrow vs Flash kapışmasının gerçekleştiği anlar oldu. Stephen Amell tüm dizi külliyatı içinde ilk defa slow-motion (yavaş çekimde) çalıştıklarını ve bunun için çok uğraştıklarını belirtmiş. Koreografi ve dövüşün mantığı açısından gördüğümüz en iyi şey olduğunu söyleyemem ama sahnenin hakkından ziyadesiyle geldiklerini düşünüyorum. Özellikle Arrow’un Flash’ın yumruğunu durdurduğu sahne, zaten çizgiroman estetiğinden alışkın olduğumuz haliyle, ikonik bir sahneydi. Bu konuda yapım ekibinin hakkını vermek gerekir. Tabii bu sahnedeki sorun tüm çizgiroman kültürünün temelinde var olan bir sorun… Yani Batman, Superman’i nasıl yenebilir? Ya da Arrow, nasıl olur da Flash’ın evrenin sınırlarını zorlayan hızına karşı durabilir? Verilebilecek en mantıklı cevap, daima zekâ ve tecrübe olmuştur. Bunu da Batman için söylenmiş: “Batman can beat anyone with enough prep time” atasözünden çıkarabilirsiniz. O nedenle bu tarz karşılaşmaları çizgiroman aleminin kendi mekaniği içinde değerlendirerek, aklınızı yiyip bitiren “Yahu nasıl olabilir?” sorusunun üstesinden gelebilirsiniz. En azından ben öyle yapıyorum.

Evet izlemesi zevkli, güzel bir bölümdü. Kanaatimce Oliver Queen karizmasının yenilendiği hatta derin bir nefes aldığı bir bölüm izledik. Çünkü her ne kadar Flash dizisinin bölümü olsa da, bunun damaklarda daha çok Arrow tadı bıraktığını düşünüyorum. Hele ki sonundaki karşılaşmayı düşünürsek…

Bakalım ilerleyen haftalarda bu ikiliden daha neler göreceğiz? Herkese iyi seyirler!

Yazar hakkında: Emel Bilge Çınar

1985 yılında İstanbul’da doğdu. İlk sinema deneyimi Jurassic Park olmuştur. Animasyon ve VFX alanında eğitim almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. Türkiye’ye döndükten sonra 3 yıl boyunca Post Producer olarak çalıştı. Bugünlerde bağımsız olarak 3D animasyon ve oyun yapımı üzerinde emek harcıyor. 2009′dan bu yana çeşitli mecralarda sinema ve TV üzerine yazılar yazmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir