From Hell

Mevzu üçü en iyi yazar olmak üzere beş Eisner ödülü ve Alan Moore markası ise bize düşen okumaktır. From Hell ile pek çok sinemasever gibi Hughes Kardeşler’in 2001 yapımı adaptasyonu sayesinde tanışmıştım. Viktorya çağı estetiği, Johnny Depp ve tabii ki modern çağın ilk gizemli seri katili Jack The Ripper (Çok kıvrak ve zeki çevrisi ile: Karındeşen Jack) birlikteliği gözlerimi büyülemiş, filmin sonlarında açıklanan büyük komplo teorisi sayesinde adeta kendimden geçmiştim. Zamanla önceliklerim değişti ve çoğumuzun düştüğü hataya düşüp “filmini seyrettiysem okumayayım” diyerek From Hell’i köşede bıraktım. Bu kararım çizgiroman konusunda yaptığım en affedilmez hatalardanmış meğerse. Alan Moore ve Eddie Campbell’in From Hell’i adaptasyonundan çok çok farklı bir noktadaymış, sinema gene beni sinsice kandırıvermiş.

Kimliği bilinmeyen Jack The Ripper’ın Scotland Yard’a gönderdiği tahmin edilen en meşhur mektup “From Hell”i başlık olarak seçen Alan Moore’un müthiş hikayesi, ilk iddia edildiğinde büyük ilgi toplayan bir komplo teorisini temel alıyor. Teoriye göre Britanya tahtının varislerinden Prens Albert Victor, 1884 yılında Annie Crook adlı bir işçi kadına aşık olur. Annie Crook’un hamileliğinden sonra onunla gizlice evlenen prens, saraydan gizli bu hayatı elinden geldiğince sürdürmeye çalışır. Ne var ki kraliçe bu gizli evliliği öğrenir ve skandalın büyümemesi için Annie’yi apar topar bir kadın akıl hastahanesine kapattırır. Prens ve Annie’nin küçük kızı Alice ise prensin dostu ressam Walter Sickert tarafından Annie’nin ailesine emanet edilir. Skandal tam örtbas edilmişken, Annie’nin yakın arkadaşı Mary Kelly, bölgedeki çetelere borçlarını ödemek için ressam Sickert’a şantaj yapmaya karar verir. Bu şantaj teşebbüsü Sickert’tan prensin annesine, oradan da çağın lideri Victoria’ya ulaşır. Çağının en güçlü kadını olan Victoria, Britanya’nın ve Kraliyet’in geleceği için Mary Kelly ve arkadaşlarını susturmak zorundadır. Bu iş için tarihin en karanlık zihnini görevlendirmesi ise an meselesidir.

Çizgiroman dünyasının tartışmasız en iyi dedektiflik hikayelerinden biri olan From Hell, 1989’da başlayıp 1996’da tamamlanan (giriş, kapanış ve ek kısımları hariç) on dört bölümlü büyük bir çalışma. İlk olarak Steve Bissette’nin korku antolojisi Taboo’da yayınlanmaya başlayan From Hell 1999’da da 572 sayfalık “Collected Edition” olarak basılmış (ki bu basım esere En İyi Grafik Albüm Eisner’ini kazandırıyor). Tamamen siyah beyaz olan kitap, ilk başta karakterlerin çokluğundan ve Eddie Campbell’in çizimlerinin eskizvari stilinden okuyucuyu yorsa da biraz sabır ve iyi ingilizceye sahipseniz kitabı elinizden bırakmanız imkansız.

From Hell’in odağına aldığı pek çok konunun (Prens Albert’in gizli ilişkisi, Kraliyet çevresindeki gizli masonik örgütlenme, Doktor William Gull’ın olaylardaki rolü…) Stephen Knight’ın 1976 yılında basılan ve büyük ilgi toplayan Jack The Ripper: The Final Solution kitabında bahsi detaylı bir şekilde geçmekte. Bugün araştırmacılar kitaptaki iddiaları çok ciddiye almasalar da kitabın Whitechapel Cinayetleri’ni popüler kültürde sarsılmaz bir ilgi odağı haline getirdiği rahatlıkla söylenebilir. Peki Alan Moore ve Eddie Campbell’in kitabı, Stephen Knight’tan farklı neler söylüyor? Temel iddialar aynı kalsa da From Hell, Knight’ın Ripper mitosunu müthiş bir gerçekçilikle panellere yansıtan bir çalışma. Başta Mary Kelly olmak üzere Ripper’ın kurbanları, Müfettiş Frederick Abberline ve Dr. Gull’un karakterleri çok başarılı bir şekilde kotarılmış. Bu başarıda Moore ve Campbell’in 19. yüzyıl sonu İngiltere’sini resmederken yarattıkları inandırıcılığın payı çok büyük. Campbell’ın karalamayı andıran çizgileri ve Moore’un cinselliği hikayeye eklemede gösterdiği cesaret,  Whitechapel bölgesini ve o bölgedeki hayat kadınlarının gerilimli hayatını çok güçlü yansıtmış. Açıkçası kitabı okumaya ara verirseniz bunun sebebi sürükleyiciliğin zayıflaması değil, Moore ve Campbell’in yarattığı Whitechapel’ın sizde yaratacağı melankoli olacaktır.

Açıkçası bu kitabı okuyunca insanın aklına neden 2001 yapımı film ile yetinildiği sorusu zorunlu bir şekilde geliyor. İkilinin From Hell’deki çizgi dilleri gerçekten çok az eserde rastlanılacak nitelikte. Bazı sayfalardaki anlatım sadece çizgiroman sanatına özgü iken bazı kısımlar ise adeta sinemada hayat bulması için kotarılmış. Bu kadar müthiş bir eserden çıkarılan From Hell filmi resmen bir vakit kaybı olmuş. The Final Solution’dan esinlenilerek yapılmış bir film deseydik Hughes Kardeşler’in From Hell’ine iyi bir film diyebilirdim ama Moore ve Campbell’ın eserinden uyarlandığını iddia etmek büyük saygısızlık.

From Hell’in Türkçeleştirilmesi muhtemelen pek mümkün olmayacak. Moore’un kitapta Viktorya Çağı’nı örnek alan İngilizcesini tercüme etmek, eserin gücünü ister istemez kıracaktır. Siz siz olun, orijinal dilinden bu muhteşem eseri okumaya bakın. Moore ve polisiye diyen From Hell’i es geçmemeli.

Not: From Hell her ne kadar çok iyi bir Ripper hikayesi de olsa kanıtlanmış gerçekleri barındırmamakta. Bugün Whitechapel Cinayetleri’nin şüphelilerinin sayısı 100’ü geçmekte. Şüpheli listesinde Prens Albert Victor’dan (hiç ciddiye alınmayan bir iddia olmasına rağmen) yazar Lewis Carroll’a kadar bir sürü sansasyonel isim bulunmakta. Görülen o ki Ripper’ın kimliği karanlıkta kalmaya mahkum…

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir