Game of Thrones: En Büyük Savaşlar!

Game of Thrones / Taht Oyunları, sadece fantastik bir dizi değil aynı zamanda uyarlandığı kitapların ruhunu yakalayan ve seyirciye geçirebilen epik bir yapım. Bütçe meseleleri yüzünden kitaptakine nazaran daha kısa ve bazen de “geçiştirilen” savaş sekansları izlesek bile bazen ağzımızın suyunu akıtan anlara denk gelmiyoruz değil. Bunlar genelde sezon sonunda karşımıza çıkan şeyler oluyor ve o zaman bu dizinin meraklılarının hepsinin at binip kılıç kuşanası geliyor. Yine de savaşmayıp dizi izlemek bence en güzeli…

Son sezondaki muhteşem 4. bölümün hatırına, bu listede Game of Thrones dizisinin 6 sezonluk macerasından seçtiğim 6 savaş sekansını işaretlemek istiyorum.

SIEGE OF MEEREEN

Bu bölümü listeye aldım çünkü bana Amerikan liberalizmi konusunda şahane fikirler veriyor. Daenerys’in Köleler Körfezi’nin son şehrine saldırırken köleleri serbest bırakarak ellerine kılıç verip efendilerine karşı savaşmalarını istemesi tam da Ortadoğu ülkelerindeki Amerikan kışkırtıcılığına denk düşüyor. Yine de keyifle izlenen bir bölümdür, özellikle Daario Naharis’in havalı bir süvariyi madara ettiği çarpışma sahnesi görülmeye değer. Her ne kadar, Indiana Jones ya da Kıngdom of Heaven gibi filmlerden aşırma bir fikir olsa da. Batılı kılıklı savaşçı doğulu süvariyi alaşağı ediyor. Bunu hep izliyoruz ama filmleri-dizileri çekenler onlar, katlanıyor gönül. Daha sonra izleyeceğimiz Battle of Meereen mücadelesinde ise köleci sahipler bir donanma ile Meereen’i kuşatıp büyük toplarla dövdüler ki o da bana hep Constantinapolis’in kuşatılmasını hatırlatır.

Savaşın kaybedeni: Meereen’in köle taciri efendileri

Mutlak kazanan: Daenerys Targaryen ve kalp hırsızı Daario Naharis

BATTLE FOR WINTERFELL

Biri (Melissandre) bu adama, “sen Staniss’in büyük düşün!” diye gaz verdikçe kendisini yenilmez sandı ve ağır kış şartları altında ordusunu Kışyarı’na sürdü. Adeta Rus kışındaki Alman ordusu gibi dökülen Stannis kuvvetlerinin Ramsey Bolton karşısında hiçbir şansı yoktu ve öyle de oldu! Melissandre’nin kehanetlerine fazlaca güvenen, taç yolunda kardeşini ve kızını katletmekten bile geri durmayan Stannis’in kaybettiğini görmek, sanılanın aksine, kimseyi üzmedi! Zaten, Karasu Savaşı’nda ondan bir halt olmayacağı belliydi. Evet, tacın gerçek sahibi olabilir ama sünepe biriydi Stannis, bir kral asla değildi. Krallar ordularını düşünür, iri göğüslü bir büyücüyü değil!

Savaşın kaybedeni: son kez Stannis Baratheon ve onun krallık hayalleri

Mutlak kazanan: gevrek gevrek gülen Ramsey Bolton (adama piç diyesim geliyor ve gerçekten öyle!)

MASSACRE AT HARDHOME

Adı üstünde, bu bir savaştan ziyade katliam! John Snow ve Tormund’un yaşadığı şaşkınlık ve White Walkers’ın yarattığı tehdidin büyüklüğü ilk kez bu bölümde anlaşıldı. Dizinin en dramatik ve seyir açısından zorlayıcı bölümlerinden biri çünkü bu bölümün yönetmeni Miguel Sapochnik bıçağı seyircinin kalbine soktuktan sonra çevirmeyi de ihmal etmiyor. Sezonlar boyunca “duvarın ardındakiler” diye alay ettiğimiz, ilkel bulduğumuz Özgür Halk’a tam kanımız ısınmışken neredeyse soykırıma uğradıklarını gördük! Gerçekten de, gemilere ulaşabilen bir avuç savaşçı ve halktan insan dışındakiler mutlak bir kıyıma uğradı ama en azından şu Valyrian çeliğinin bir işe yaradığını da gördük. White Walker’larla savaşa girerken bize bu kılıçlardan lazım, hem de binlerce!

Savaşın kaybedeni: O bölümde insan namına kim varsa!

Mutlak kazanan: Sahilden John Snow ve Tormund’a sırıtarak bakan White Walker lordu

THE BATTLE OF CASTLE BLACK

John Snow’un Alper Tunga olmaya ramak kala kaleyi ve oradakileri kurtardığı ve kale kumandanı olmasına yol açan savaş bölümü. Gerçi, oldu da ne oldu, uzlaşmacı kişiliği yüzünden kendi adamları tarafından öldürüldü, sonra bir büyücünün ellerinde dirilmek zorunda kaldı!

Savaşa dönersek, duvarın ardındaki özgür halkın tüm güçleriyle saldırdığı, dev savaş makinelerini devreye soktuğu, John’un kuzeyli yavuklusu olan Ygritte’in pek bir kahramanlık yaptığı bölümdür ama bu efor kaleyi almalarına yetmedi. John Snow’un ilerleyen bölümlerde de pek işine yarayacak olan taktik dehası devreye girdi de seyircinin tuttuğu taraf kazandı. Castle Black Savaşı heyecanlı bir sezon finaliydi ve unutulmaz savaş sekansları arasına girmeye hak kazandı.

Savaşın kaybedeni: Mance Ryder ve Özgür Halk…

Mutlak kazanan: John Snow

THE BATTLE OF THE BLACKWATER

Karasu Savaşı, GoT tarihinin başka hiçbir şeyle ilgilenmeden mücadeleye adanmış bölümüdür ve arada bir geri dönüp izlemek şarttır. Stannis’in donanması Westeros’u almak için gelirken Lannister’ların pek şansı yoktu ama ucuz hayat kadınlarından başka kimsenin ciddiye almadığı Tyrion’ın kendisini ispatladığı savaş oldu. Hoş, onunkisi bundan fazlasını içeren gerçek bir fedakârlıktı ama savaşı kazananların zeki olması gerektiğini göstermesi açısından önemli. Bu bölümün en içimizin yağlarını eriten kısmı ise Joffrey’in korkaklığı ve dayısından yediği (aynı zamanda amcası da oluyor) tokattır. Bazı hayranlar bu savaş bölümünü Battle of Bastards’a yeğ tutar, gerçekten de GoT’un “bu nasıl dizi, konuşmaktan başka bir numaraları yok” eleştirilerine cevabıdır ve özellikle Stannis’in donanmasının havaya uçtuğu sekansın görselliği herkesi susturmaya yeter!

Savaşın kaybedeni: Stannis ve Joffrey (kısacası Baratheon’lar)

Mutlak kazanan: Tyrion sayesinde Lannister’lar

THE BATTLE OF BASTARDS

Şimdiye kadar bu dizide daha iyi bir savaş sekansına denk gelmedik. Kışyarı için verilen amansız mücadelede iki keskin taraf var. Biri bir “piç” olmasına rağmen Stark hanesini devam ettirebilecek son kişi olan Jon Snow, diğeri ise onunla aynı kaderi paylaşarak dünyaya gelmiş ama güce ve onun şeytani tarafına kapılmış olan Ramsey Bolton. Ramsey’in, karısını ve bebeğini aç köpeklere yedirmek dâhil, yaptıklarını bildiğimizden tarafımız belli ama burayı Ramsey Bolton’dan almayı deneyen Stannis Baratheon’un başına gelenleri de biliyoruz. İşte bu gerçekten büyük bir mücadele demek… Savaşan taraflardan biri ölecek, ölmesini istediğimiz de belli ama GoT bu, istediğimiz hiçbir şey olmazken istemediğimiz her şey 5 saniye içinde gerçekleşebiliyor (bknz: Red Wedding).

Tekrar savaşa dönelim, şimdiye kadar bir dizide gördüklerimizden çok daha fazlası, Yüzüklerin Efendisi filmindekine yaklaşan bir görsellik ve koreografi, muhteşem bir kale içi çarpışma, oldukça dramatik anlar ve Sansa’nın nihayet olayların gidişatını değiştiren bir karaktere dönüştüğü an. Bolton piçi Ramsey, “Kuzey unutmaz” lafının anlamını ilk elden öğreniyor. Ve alkışlar John Sonw’a olduğu kadar fedakâr dev savaş makinesi Wun’a… Büyüksün Wun, gerçekten!

Savaşın kaybedeni: sonsuza dek Ramsey Bolton

Mutlak kazanan: John Snow, Stark Hanesi, Serçeparmak, Sansa ve Kışyarı’nın gün yüzü görmemiş emekçileri…

Murat Tolga Şen – [email protected]

Loading...

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir